Türkiye, bir 15 Temmuz’u daha geride bıraktı. Zafer kutlamaları ne yazık ki, bir partinin zaferi olarak kutlandı. Her kesimden insanın karşı koyduğu destansı mücadeleden AKP, kendine bir “destan” çıkardı.
Afişlerle başlayan yanlış, 15 Temmuz’u AKP mitingine dönüştürme ile devam etti.  15 Temmuz günü büyük bir kırılma yaşayan ve Batı ile bir yol ayrımına gelen ülkemiz, kendine bir Yenikapı bulmuştu oysa.
“Düşmanlar azaltılıp, dostlar çoğaltılacak”, iç cephe sağlamlaştırılacak, yediden yetmişe herkes kucaklanacak ve dış politikada önemli değişiklikler olacaktı. Dış politikada yanlışlardan tam bir dönüş olmasa bile, ABD ile zıtlaşmak yeterli olmasa da önemli ve olması gereken gelişmeler. 
PYD konusu başta olmak üzere, ABD ile çok konuda sürtüşmeler yaşıyoruz. Üslerimizden ABD’yi çıkarmak, NATO’dan çıkmak gibi hayati öneme haiz konularda bir gelişme yoktur henüz.  Barzani’nin “bağımsızlık” çıkışına kısık bir sesle de olsa, “hayır” dedik. 15 yıllık AKP iktidarına göre, bunlar yinede ciddi adımlar.
ABD ile Türkiye savaş halinde!
ABD ile “derinde” savaşıyoruz!
15 Temmuz,  bu savaşın sadece İstanbul Boğazı’nda cereyan eden kısmıydı. ABD, bu savaşta, “fetocu çocuklarını”  araziye sürdü.  “15 Temmuz” konusunda bu iktidarın üzerine çok gitmek, anlamsız. Bazı şeyler onları çok aşıyor çünkü.
Tokmak iktidar elinde olabilir ama 15 Temmuz’un davulu bunların boynunda asılı değil.  Kimse çok eşelemesin derim. Bütün darbeler “kontrollüdür” ama  “15 Temmuz” bir darbe değil. O yüzden “kontrol” arayanlar, kendini yorarlar.
ABD ve NATO’nun,  bu sonuçta rahatsız ve başarısız olması yeterli bence…   ABD’den yapılan “NATO, TSK içinde önemli elamanlarını kaybetti” açıklaması, çok önemli.   Türkiye’ye darbelerle şekil ve yol vermeyi alışkanlık haline getirmiş ABD, 15 Temmuz’da yenildi.  Devlet aklı ABD’yi tuşa getirdi.
Nasıl getirdiğiyle çok ilgilenmeyelim bence ama getirdi. Devletin ABD’ye ilk defa attığı bu kazığın acısını ABD, başka alanlarda çıkarmak istiyor. İşte bu noktada ABD eline koz verirsek, 15 Temmuz’dan “zafer” değil, hezimet çıkar.
1 Mart Tezkeresi’ni unutmayan ABD, TSK’nın başına “çuval” geçirip, “Balyoz”larla dövdü. İsmine lütfen dikkat edin “Ergenekon” diye bir “kumpasa” soktu. Ardından, iktidar ikna edilerek TSK Ergenekon’dan çıktı ve ABD’yi Silivri’ye soktu.
Savaşı görüyor musunuz?
İşte siyaset, ABD’ye karşı devletin attığı bu adamın içini doldurmalı. Ama koltuğa düşkünlük, ortak bir “zafer” kutlamasına dahi müsaade etmedi. Kılıçdaroğlu o kutlamalarda olmalıydı. İstediği kadar sert konuşsun, tahammül edilmeli ve haklı çıkışları not alınıp, gereği yapılmalıydı. ABD’nin en rahatsız olduğu şey, Yenikapı’da üç partinin bir ve beraber olma görüntüsü, vermesiydi.
Siyaset  “önce vatan” anlayışında birleşip, düşman çatlatacağına, milleti çatlatıyor. Burada en fazla pay iktidara düşüyor. İktidar “milli birlik” diyor ama kendi içinde bile bir birlik yok.  Yalakalıkla vatanperverlik karıştırılıyor. 
Sayın Erdoğan’ı çok yorgun ve bıkkın gördüm. Adeta ayakta duracak hali yok. Dün o kalabalıkların içinden yürüdüm. İnsanlarda heyecan yok, herkeste “ne olacak halimiz” endişesi var.  “Erdoğan sevgisi Atatürk sevgisini geçti!” diyenlere bakmayın siz, onlar düne kadar Gülen’e “hocaefendi!” diyorlardı. Devlet maaşları ödeyemesin, bir ay maaşları kesilsin, göreceğiz onların ne diyeceklerini.
Hep şu uyarıyı yaptım: ABD, Erdoğan nefretinizi kullanarak Türkiye’yi Irak’a çevirmek istiyor. Ve yine Sayın Erdoğan bu ayrıştırıcı dil ile devam ederse, ABD’ye en büyük kozu verecek. Dış güçlerin yapıştırdığı “dikta” kavramının içini dolduracak. FETÖ ile savaşında Erdoğan’ın galip gelmesi şart.
 Türkiye’nin ABD şahsında Batı ile savaşında galip gelmesi, birlik ve beraberliğiyle mümkün. Bu birlik ve beraberlik, iktidarın muhalefete karşı dilini değiştirmesine, FETÖ’yü kendilerine karşı gelen herkes olarak görmek gibi bir saplantıdan kurtulmasına ve seksen milyonu bir yapacak bir gönüle gitmelerine bağlı.
İktidarlarını değil, ülkenin istikbalini düşünmeliler.
Türkiye’nin; bir Baş gönle ihtiyacı var. Bağımsız Türkiye üzerinde mutabık olmaya, Milli Ekonomi Modeli Tezi üzerinde, Prof. Dr. Haydar Baş ile olmaya ihtiyacı var.
ABD, araziye  bir daha  “çocuklarını” salmayacak, boşuna “nöbet” tutmasın kimse. En ölümcül darbeyi “ekonomi” alanında atacak. 
“Nöbet” tutmayın savunma yapın!
Gezi’de kaybedilen insanlarımızın aileleriyle, Sayın Erdoğan birlikte bir resim verdikleri zaman dünyaya, Türkiye’nin “nöbette” uyamadığı, ABD’ye karşı savunmada kaldığı görülür.
Prof. Baş, bütün tezlerini Türk Milleti için ve de bu kara günler için yazdı. Bunu hala görmeyip, ölülerden “medet” ummak, istikbal ve istiklale çaput bağlamaktır. Herkes, Baş Hoca’nın, Atatürk ve Hacıbektaş merkezli savunma hattına girsin. Kurtuluş orda çünkü.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Bülent YILDIRIM 2017-07-17 01:51:38

Yusuf bey, kecilere bugünde gelemedik!:)

Avatar
Yusuf Karaca 2017-07-17 18:52:48

Keçileri kaçırdık :)

Avatar
Pınar Aydın 2017-07-18 00:39:46

Mükemmel bu kadar muhteşem ötesi yazılar yazan ilk insansınız her gün sabahtan koşup gazete alıyorum ve erkenden kalkıp almama degiyor

banner100