Ülkemiz dış politikada hedef ülke haline getirilmiş, yanlış bırakılmış vaziyette. Ortak çıkarlar üzerinden hareket edebileceğimiz bir devlet yok. Yıllardan beri dost, müttefik, stratejik ortak dediğimiz devletlerin bizi nasıl kullandıkları, en ufak bir menfaat veya strateji çatışmasında bizi nasıl kenara ittikleri ve de düşmanlık ettikleri ortada. 
Ama ülke siyaseti emperyalistlere nasıl bir vefa borcu içindeyseler bu açık düşmanlığı çok iyi gördükleri, bildikleri hatta millete şikâyet ettikleri halde ABD ve AB’den vazgeçemiyorlar. 
Gelişmeler ortada. Sormamız gereken, iktidarlar o koltuklara oturmak için emperyalistlere neyin taahhüdünü verdiler, sorusudur. Cevabı herkes kendi düşünsün. 
Bu yazımda yıllar önce Prof. Dr. Haydar Baş’ın gazetemizde yazdığı yazılardan dış politikaya yönelik yaptığı tespit, uyarı ve çözümleri kısaca aktaracağım.
ABD, Türkiye’nin dostu olabilir mi?
“ABD’nin, İsrail varken Türkiye ile birlikte olması, hele hele İsrail’in olmadığı bir denklemde bulunması asla mümkün değildir. 
Ne yaptı Türkiye? Osmanlıcılık akımı ile birlikte Ortadoğu’yu kendi hâkimiyetine alacak; ABD ile birlikte bir ortak irade geliştirecek. Yani bir hayal ve vehim peşinde koşmaya başladı. Bunun için de Dinlerarası Diyalog, Medeniyetlerarası İttifak projeleriyle Ortadoğu insanını ikna etmek de var. 
Bu olay Brezilya’da Medeniyetlerarası İttifak toplantısının yapıldığı bir dönemde cereyan etti. Sen hangi medeniyeti birbiriyle barıştıracaksın. Senin tarih bilgin yok mu? Hiç mi maziye bakıp da bir ders almadın? Hiç mi sana dedelerin, ninelerin bir hikâye anlatmadı?..”
NATO kiminle dost kiminle düşmandır? 
Bu soruyu sorduğunuz zaman hatırlarsanız İngiliz Başbakan’ı, komünizmin inkırazından sonra yeşil kuşak, yani İslam dünyası bizim hedefimizdir, düşmandır demiştir. ABD Başkanı Bush da 11 Eylül saldırıları yapıldıktan sonra ‘haçlı seferleri başlamıştır’ demiştir. 
NATO’da bu maksadın askeri kanadı olduğuna göre demek ki bütün İslam dünyası bu adamların hedef alanıdır…”
Ülkemiz üzerinde hesabı olanlarla dost olamayız.
“Eğer bizim değerlerimiz üzerinde komşularımızın bir hesabı varsa bunun ötesinde coğrafyamız üzerinde bir hesabı varsa, biz asla o milletlerle dış politikayı devam ettiremeyiz. 
Şimdi size soruyorum; AB devletlerinin, Türkiye coğrafyasında hesabı var mı? Sen nasıl bununla ittifak ediyorsun. Adamın gözü senin topraklarında. 
Lozan Anlaşması müzakerelerinde merhum İnönü, ABD’li murahhas azalarla görüşüyor. ABD’li üyeler, “Biz Türkiye’nin Güneydoğu sınırlarını kabul etmiyoruz” diyor. Bunu kabul edebilmemiz için sizin bize yeraltı kaynaklarınızı vermeniz lazım. Merhum İnönü, ‘buna ben karar veremem’ diyor. Telgraf çekiyor, merhum Mustafa Kemal telgrafı alıp, okuyor. Sözü şu: Canımızı vererek, kanımızı dökerek kazandığımız bağımsızlığımızı masa başında terk edemeyiz. Telgrafı yırtıp atıyor.”
Deniliyor ki, ‘Bizim hukukumuz onlarla iyi olması lazım’. Ne yaptı ki iyi olacak? 
Türkiye’nin hukukunun bir devletle iyi olması için o devletin, Türkiye coğrafyası üzerinde hesabı olmaması gerekir. Bu coğrafyada gözü olmayacak ülke olacak…”
Yapılması gereken nedir?
“Türkiye’nin artık bundan sonra başını öne eğip ciddi bir muhasebe yapmasıdır. Nedir bu muhasebe? Biz Ortadoğu’da kabul etsek de etmesek de Müslüman olarak bilinen ve Müslüman kişilerin oluşturduğu devletlerin ne olursa olsun sevgisini, takdirini kazanan bir millet ve devletiz. 
Binaenaleyh bizim politikalarız evvela bunların menfaatine olması, Türkiye’nin menfaatine olması, bunların aleyhinde ve Türkiye’nin aleyhinde olmaması lazım, esasına göre bina edilecektir. 
Her şeyden önemlisi bakınız bize yakın olan komşularımızın coğrafyamızın üzerinde hesabı olmayan komşular olması lazım. 
Soruyorum şimdi Suriye’nin bizim topraklarımızın üzerinde hesabı var mı? Yok.  İran’ın hesabı var mı? Yok. Körfez ülkelerinin, İslam ülkelerinin bir tanesinin bizim coğrafya üzerinde bir hesabı var mı? Yok. 
Amma müttefikimiz, diye kabul ettiğimiz ABD’nin, AB ülkelerinin, İsrail’in bizim topraklarımızın, coğrafyamızın üzerinde hesabı var. 
Ve biz, bizim topraklar üzerinde hesabı olan insanların daha doğrusu devletin vatandaşlarına Güneydoğu’da o kadar büyük imkânlar tanıdık ki Güneydoğu’yu neredeyse onlara verdik. Artı yer altı kaynaklarımız, petrollerimiz, altınımız, bakırımız, demirimiz bunların şirketlerinin eline geçti.”
Prof. Dr. Haydar Baş’ın Suriye noktasında kısaca aldığım bu açıklamaları 7, 8 yıl önce yapılmıştı. ABD, AB gerçeklerini, onların dost olamayacağını ise 40 yıldır hem milletimize, hem de siyasetçilere anlatıyor. Anlamadınız, anlamadılar. Haliyle yine bedel ödeyeceğiz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Asli 2018-02-19 20:17:59

Sayın yazar,

Ben BBC dünya haberlerini radyodan duyuyorum, bulunduğum yer Fransa'dır. Türkiyenin Afrindeki harekatı işe haber verirken "Kürtlerle savaşan Türkiye" ibaresini kullanıyorlar. Bu da Türkiye'ye yapılabilecek olası bir müdahele için kamuoyu zemini oluşturuluyor zanımca. Zaten Macron'un politikaya atılmadan önceki patronu ve siyasetteki bu hızlı çıkışı bana drvletler üstü küresel güçlerle işbirliği yaptığını düşündürüyor. Suriye'de süren operasyonlarla ilgili söylemleri de bu tezin sağlamasını yapıyor. Fransa'nın askeri gücü azımsanacak donanımda değildir. ABD masa altından onlarla(Fransa ile) Türk siyasetindeki muhattaplarına sopa gösteriyor olabilir.