Siyasilerimiz, yaptırdıkları anketlerle Zeytin Dalı Harekâtı’nın 15 Temmuz gibi oylarını artırdığıyla avunadursun, Suriye’de işler, özellikle de Türkiye için her geçen gün daha da karmaşık ve riskli hale gelmeye başladı.
ABD, Irak hükümetini kontrolü altında tutabildiği için, kuzeydeki Barzani yönetimine bağımsızlık kapısını açmadı. Peşmerge yönetiminin Irak’a bağlı özerk bir yönetim halinde kalması ABD’nin şimdilik çıkarına…
Fakat aynı durumu Suriye için söyleyemeyiz. Suriye’de ABD’nin varlığına, üsler kurmasına karşı çıkan, ABD’yi işgalci olarak tanımlayan bir Esad yönetimi var.
Bu sebeple ABD, Mart 2011’den bu yana elde ettiği kazanımlarını koruyabilmek için Suriye’nin kuzeyinde özerk bir yapı değil, Suriye devletinden bağımsız bir yapı istiyor.
ABD’nin mevcut durumda PKK’nın Suriye kolu olan YPG’den vazgeçmesi asla mümkün gözükmüyor. Çünkü ABD’nin Suriye’de varlık gerekçesi ve kılıfı YPG…
Durum bu olunca, ABD Savunma Bakanı Jim Mattis’in, “Türkiye ile kurtarılmış bölgelerin kontrolünün o bölgelerin yerellerine bırakılması gerektiği konusunda hemfikiriz” ifadesi havada kalıyor. Çünkü ABD “yerel halk” olarak YPG’yi kastederken, Türkiye YPG’yi yerel halk olarak değil, terör örgütü olarak kabul ediyor. Yani ortada bir hemfikirlik yok, olması mümkün de değil... 
ABD’nin en önemli özelliği yolda engel olarak bir taş gördüğü zaman onu parçalamakla zaman kaybetmiyor, etrafını dolanıyor. Bu konuda da, Ankara kulislerinde Türkiye’nin PKK konusundaki duruşunun, ABD’nin Suriye’deki varlığına engel olmaması için; ABD’nin, terör örgütünü isim değiştirerek siyasi bir sürecin içine sokmaya çalıştığı söyleniyor. Böylece PKK görünüşte tasfiye edilecek ama karşımıza yerel halkın güvenlik gücü olarak çıkacak.
Hatta hatırlarsanız, ABD Dışişleri Bakanı Tillerson’ın alay edercesine söylediği bir ifade vardı, “YPG ile PKK’yı savaştıralım” diye… Kulislerde bu ifadenin böyle bir plana hazırlık mahiyetinde olduğu söyleniyor.
Irak’ta bu proje tutmuş ve PKK’nın üst düzey militanları, peşmerge ordusunda komutan düzeyinde görevler almışlardı. Buna rağmen siyasilerimiz o dönemlerde Barzani yönetimiyle sıcak ilişkilere devam etmişlerdi. Demek ki Irak’ta tutan benzer bir planı Suriye için de düşünüyorlar.
Gördüğünüz gibi, ABD Türkiye’nin hassasiyetlerini dikkate alıp yanlışlarından dönmeyi değil, Türkiye’yi yeniden kandırmanın hesaplarını yapıyor.
Ve ABD bunu yapmak zorunda, çünkü Prof. Dr. Haydar Baş’ın yıllar önce ifade ettiği gibi, bu coğrafyayı kendisine vatan olarak seçti ve bunun adımlarını atıyor.
Bir taraftan bölüp, parçalayıp işgal etmeye devam ediyor, diğer taraftan da burada kalıcı olmak için gerekçeler, bahaneler üretiyor.
Gelelim Rusya ve Esad yönetiminin yaklaşımına…
Yazımı yazdığım sıralarda, Suriye devlet televizyonu el İhsaniye’nin haberine göre, Halk Güçleri’nin (hükümet yanlısı milis güçleri) Afrin ilçesine gireceği ifade ediliyordu. 
YPG’lilerin yaptığı açıklamalarda, Esad yönetiminin YPG’lilerle anlaşma yaptığı iddia ediliyordu. Gerçekten böyle bir anlaşma var mı, bu iddalar doğru mu bilinmez, bunu zaman gösterir. Hatta Türk ordusu Afrin’e girmesin diye bir ABD-YPG taktiği de olabilir.
Yetkililerimizin, Rus ve Suriyeli yetkililerden bu konuda resmi bilgi alması gerekir. Ki sahada herhangi bir riskle karşılaşılmasın.
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu bu haberlerle ilgili olarak, “Eğer rejim buraya PKK’yı temizlemek için girerse problem yok. PKK’yı korumak için giriyorsa Türk askerini kimse durduramaz" dedi.
Sahada beklenmedik ve kritik bir durumla karşı karşıyayız.
ABD’nin başından beri (Mart 2011) niyeti Türkiye ile Suriye’nin savaşmasıydı. Acaba, YPG üzerinden bir plan kurarak Afrin’de bunun gerçekleşmesi için mi uğraşıyor?
Neticede ABD, YPG üzerinden, Esad yönetiminin “hayır” diyemeyeceği bir teklif götürmüş olabilir, “Burayı Türk askeri alacağına, gelin size verelim” demiş olabilir.
Zaten Afrin’i kaybedeceklerdi, bari bu Türkiye-Suriye savaşına zemin hazırlasın planı yapmış olabilirler. Çok dikkatli olmamız lazım.
Türkiye ile Suriye savaşırsa, bu ABD’nin çıkarına, bu kaos içinde kimse ABD’nin Suriye’deki askeri varlığını sorgulayamaz. Ayrıca Türkiye’nin dikkatini sahadaki müttefiki olan YPG’den alıp, Suriye ordusuna çevirmiş olur.
Öyle bir zemindeyiz ki, her türlü provokasyona açık…
Terörle mücadele derken, bir anda kendimizi büyük savaşın içinde bulabiliriz. Unutmayalım, Suriye yalnız değil, arkasında Rusya, İran ve Çin var.
Nasihat almıyorsunuz ama biz yine tekrar edelim.
Türkiye Prof Dr. Haydar Baş’ın şu kısa vadeli çözümlerini ilk planda acilen hayata geçirmelidir:
* Bölgede yaşanan sorunları bölge ülkeleriyle işbirliği halinde çözmeliyiz.
* Dış politikamızı ülkemiz ve topraklarımız üzerinde hesabı olmayanlarla geliştirmeliyiz. 
İsterseniz inadınıza devam edin ve olacakları görün.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100