ABD, 20 üs ve 4 bini aşkın askerle Suriye’ye ciddi bir şekilde yerleşti.
Hem de sadece Suriye’nin kuzeyindeki Münbiç ve Fırat’ın doğusuna değil.
Suriye’nin doğusunda bulunan Deyrizor petrol bölgesi ve güneyinde bulunan el Tanf bölgesine de yerleşti. ABD’li yetkililer birçok kez Suriye’de kalıcı olduklarını ilan ettiler.
ABD’nin bu işgalci Suriye politikasına tek karşı çıkan irade Esad Yönetimi…
Rusya, Esad Yönetimi’nin hamisi konumunda da olsa, Rus yetkililer Suriye’nin toprak bütünlüğünden de bahsetseler, ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde ardı ardına üsler açmasına silah yığmasına ve askerlerini konuşlandırmasına somut bir tavır ve tepki ortaya koymadı.
Rusya, ekonomi sahasında gösterdiği bağımsız duruşu, dış politikasında gösteremedi.
Ekonomideki bağımsız duruşunu da bir Milli Ekonomi Modeli projesi olan Milli Para ve Milli Paralarla Ticaret formulünden almışlardı. Gücünü bağımsız bir ekonomi ve milli parasından alan bir devlet halbuki her sahada cesur bir şekilde bağımsız politikalar hayata geçirebilirdi. Ama Rusya, özellikle de ne hikmetse Trump Yönetimi iş başı yaptıktan sonra ABD’ye karşı somut bir tavır ortaya koyamadı.
Hatta Prof. Dr. Haydar Baş’ın 2017 başlarında ifade ettiği gibi Suriye konusunda Rusya ABD ile bir mutabakat sağladı. Bu mutabakat, özellikle Suriye’nin kuzeyinin ABD’nin kontrolünde bulunan iradelere bırakılması şeklindeydi. Yani YPG’ye, diğer bir ifadeyle PYD/PKK’ya ya da son ismiyle Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG)…
Her zaman ifade ediyoruz, ABD Suriye’de DEAŞ bahanesi ve PYD/YPG kılıfıyla durabiliyor. Ve altını çiziyoruz, Suriye’de PYD/YPG demek ABD demektir. Ama Rusya bu gerçeği ısrarla görmek istemedi ya da bahsettiğimiz gibi gördü de göz yumdu.
ABD, gerek Büyük İsrail Projesi adına gerekse, Sayın Baş’ın 2000’li yılların başından bu yana belirttiği gibi, “kendisine vatan açmak için” Suriye’de ve tüm Ortadoğu ülkelerinde bir işgal hedefi var ve adım adım kararlı bir şekilde bu hedefini gerçekleştirmeye çalışıyor.
Rusya ise olayı bir bütün düşünüyor, özellikle Trumplı ABD ile karşı karşıya gelmek istemiyor, bazı hamleler yapsa da hemen sonrası ABD ile bir mutabakatla sonuçlanıyor. Ukrayna’da olduğu gibi, Suriye’de olduğu gibi… Halbuki Rusya’nın gözünden kaçırdığı, hesap edemediği bir gerçek var: ABD attığı işgal adımlarından asla geri adım atmıyor.
Bazen atıyor gözükse de bu bir sonraki hamlesi için… Örneğin Türkiye’nin ÖSO unsurlarıyla Afrin’i ele geçirmesi hadisesi… Normal şartlar altında ABD, “sahadaki ortağım” dediği ve 4 bin tır ağır silahla donattığı YPG’lilere Afrin’de destek olması ve Türkiye’nin operasyonuna asla müsaade etmemesi gerekiyordu.
Ama başından beri takip ediyoruz ki ABD, “Afrin benim saham dışı” yaklaşımını tercih etti ve operasyona böylece yeşil ışık yakmış oldu. Peki, sizce neden yeşil ışık yaktı? Çünkü ABD için YPG ya da ÖSO fark etmiyor, onun maksadı bir bahaneyle bu coğrafyaya yerleşmek…
2011’e dönersek, hatırlayalım, ÖSO’nun çıkışında ve Esad Yönetimi’ne karşı eylemlerinde en büyük destek kimdendi? ABD’den… ABD için önemli olan; hedefindeki toprakların Esad Yönetimi’nin yani Suriye Devleti’nin elinde olmaması, onun dışında kimin elinde olursa olsun, “ben bir şekilde oraya yerleşim” mantığına sahip…
Burada dikkat çeken husus, Rusya’nın tavrı…
Eğer Afrin’de bulunan 300 Rus askeri çekilmeseydi, Türkiye buraya asla operasyon yapamazdı. Rusya’nın askerlerini geri çekmesi, sadece Astana süreci sebebiyle Türkiye ile giden olumlu ilişkilerden değil elbette, ABD ile geçtiğimiz yıl yaptığı mutabakatın etkisi büyük.
ABD Afrin’e, müttefiği YPG’nin elinde bulunmasına rağmen giremezdi, çünkü Rus askerleri vardı. Rusya askerlerini geri çekip ABD’ye “buyur” diyemezdi, çünkü Esad’ın hamisi konumunda… Sonuçta, Esad Yönetimi Afrin’den uzaklaştırılmış oldu.
İşte bu oyunu, ABD’nin bu Afrin hesabını bozacak olan irade Türkiye’dir. Nasıl mı?
Prof. Dr. Haydar Baş yıllardır ifade ediyor, “Bölgemizde yaşanan sorunların çözümü bölge ülkeleriyle işbirliği yapmaktır” diye… Türkiye artık “zalim Esed” duruşundan vazgeçmeli, Türkiye’ye bugüne kadar ne 2011 öncesi ne de 2011 sonrası en ufak bir zararı olmamış olan Esad’a yeniden “dost Esad” gözüyle bakabilmelidir ve işbirliğini geliştirerek Afrin, Cerablus ve el Bab’ı Suriye Yönetimine devretmelidir.
Buna Rusya hayır diyemez, ABD’nin planları ters teper, Suriye ile ilişkilerimiz yeniden rayına oturur, terör biter, mülteci sorunu kalmaz. Türkiye olarak başka ne istiyoruz? 
Siyasilerimiz Afrin’i asıl sahiplerine teslim etmekten bahsediyorlar, bundan daha akıllı bir teslimat olur mu?
Gelelim Rusya’ya… Eğer Rusya Suriye’de ABD ile anlaşarak ABD’nin saldırganlığından, sataşmalarından ve tehditlerinden korunmak niyetindeyse, buna hiç heveslenmesin. Uyguladığı bu çekimser politika ABD’yi Rusya’ya karşı daha fazla cesaretlendirir, ABD’nin hesabı bugün Şam’sa, yarın bir anda Moskova oluverir.
Suriye’nin toprak bütünlüğü sağlanamayıp, ABD buraya vatan hesabıyla yerleşirse, burada ikinci bir Amerika oluşursa, ondan sonrası çorap söküğü gibi gelir ve bu süreç en fazla Rusya’yı tehdit eder.
Ayrıca Rusya kendisine güvenen ve güvenliğini emanet eden ülkelere, Suriye örneğinde olduğu gibi, perde arkasında ABD ile mutabakatlar yaparak yanlış yaparsa, bugüne kadar büyük çabalarla oluşan imajının bir anda sıfırla çarpılması demektir. Ve ABD bunu güle oynaya fırsata çevirir. Zaten bunu bekliyor. Akıllı olma zamanı… 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100