Günümüzün dizi kahramanı, muhteşem padişahımız 2. Abdülhamit’in devletin temel kurumlarında meydana getirdiği tahribatı maalesef TRT’nin ekranlarında bulamazsınız. Abdülhamit’in askeri yönden nasıl bir zafiyet ve tecrübesizlik içinde olduğunu daha önce “Abdülhamit’in askeri yönü” başlıklı yazımda (16 Temmuz 2017) anlatmıştım. Bugün de Abdülhamit’in Osmanlı donanmasına vurduğu ağır darbeyi anlatacağım.
Abdülhamit’in, Sultan Abdülaziz’den devraldığı donanma İngiltere’den sonra dünyanın ikinci büyük donanması idi. Korvetlerimiz, zırhlı dubalarımız, ahşap kalyonlarımız, skurlarımız, korvetlerimiz, gambotlarımız, vapurlarımız ve nakliye filolarımız sayı ve etki olarak dünyanın gıpta ile baktığı kalitede idi. Komutanlarımız ve askerlerimiz çok eğitimli ve donanımlı idi.
İşte Abdülhamit bu donanmayı devraldı ve ‘askerden korkusu yüzünden!’ Haliç’e bağladı. Çürümeye terk etti. Abdülhamit dönemi Bahriye nazırlarından Hasan Rami Paşa hatıralarında Haliç’te yıllar yılı atıl durumda bırakılan gemilerin güvertelerinde tavuk beslendiğini, hatta bu tavuklara yem olsun diye sandıklar ve bölmeler içinde yonca yetiştirildiğini anlatır.
Paşa, donanmanın durumunu şöyle anlatır: “Nezarete tayin olduğum zaman bahriye mensuplarını miskinlik içinde buldum. Tersane tesislerinin hiç biri işlemiyordu. Bahriyece mühim olan havuz kapıları haraptı. Torpido istimbotları kıçtan karaya bağlanmıştı. Alta tarafları demir hamızı tutmuştu, çürüyorlardı.
Bahriye personeli Kasımpaşa kahvelerinde esneyerek vakit geçiriyordu. Askerler SİLAH KULLLANMANIN EN BASİT KAİDELERİNİ DAHİ BİLMİYORLARDI.
Bu şartlar altında görevi devraldım. Askeri eğitmek için ne zaman harekete geçsem hemen padişaha jurnalleniyordum ve padişahtan gelen ‘Gemilerin hiç biri yerinden kımıldamayacak’ emri tarafıma tebliğ ediliyordu.
Askerler aylık ödenmiyordu. Paradan maaştan vazgeçtik, erzak, tayinat için bir şeyler verin diye saraya başvuruyordum, o da aksatılıyordu.
…Nihayet gemiler çürüdü. İçlerinde asker barınamayacak hale geldi. Subaylar bile kamaralara şemsiyeleri açık olarak girer çıkar hale geldiler. Çürüklük o hale geldi ki gemilerin kalafat edilmeleri bile imkânsız hale geldi.”
Ever değerli okurlar.
Cennet mekân Abdülhamit’in donanması buydu! Daha doğrusu, dünyanın 2. büyük donanması olan Osmanlı donanması işte bu hale getirilmişti: Güvertelerinde  tavuk beslenen, yonca ekilen, askerleri Kasımpaşa kahvelerinde  pinekleyen, silah kullanmasını bilmeyenlerden oluşan, çürümüş bir donanma!
İşte bu donanmaya, 1897 Osmanlı-Yunan savaşı çıkınca ‘sefer emri’ verildi. Donanmaya hareket emri verilmişti ama donanmanın hareket edecek hali yoktu. 80 yaşındaki bir ihtiyara ‘maraton koşacaksın’ demek gibi bir şeydi bu.
18 Mart 1897 akşamı Mesudiye, Hamidiye, Aziziye zırhlıları ile bir korvetten ve üç birinci sınıf torpidodan oluşan donanma, Haliç’ten Unkapanı Köprüsü’ne doğru harekete geçti. ‘Donanmanın muvaffakiyet ev selamet içinde’ yola çıktığı bilgisi Abdülhamit’e iletildi!
Daha Eminönü Köprüsü’ne gelmeden fiyaskolar başladı. Mesudiye gemisinin 8 kazanından 3’ü patladı. O sırada sahiller, balkonla damlar Osmanlı Donanması’nın Marmara’ya çıkışını izlemek için toplanan yerli-yabancı insanlarla doluydu. Patlamalar bir biri ardına geliyordu.
Hasan Rami Paşa’dan okuyalım:
“Donanmanın mürettebatını birkaç gün önce memleketlerinden gelen acemi efrat oluşturuyordu. Gemiler Sarayburnu’ndan bin müşkülatla geçip Yeşilköy hizalarına geldiler ve durmak zorunda kaldılar. Artık gidecek halleri yoktu. Bu sefer de bir fırtına koptu. Herbez dubası tamamen gözden kayboldu. Gemilerde elektrikli işaret fenerleri ve projektörler dahi yoktu. Yirmi sene evvel kullanılıp artık terk edilmiş olan içlerine mum dikilen işaret fenerleri dahi tamam değildi. Hamidiye gemisinin kazanları patlamış ve su alıyordu. 
Gemiler zor bela Lapseki’ye kadar gidip limana sığındılar. Hamidiye zırhlısında biriken suyu boşaltmak için pompa yoktu. 400 asker günlerce ellerindeki kovalarla suları boşaltmak için uğraştılar. Çanakkale’de bulunan komutanlar Padişaha korka korka raporlar göndererek gemilerin harp kabiliyeti olmadığını bildirdiler.
İlk top atış tecrübesinde topların araba ve kızakları kırıldı. Toplar devre dışı kaldı. En cesaretli raporu yazan Osmanlı zırhlısı komutanı Hafız Hüseyin Bey ‘Bu gemilerle harbe girmenin Osmanlı milletine ihanet olacağını’ (15 Temmuz 1897) belirtti.
Gemilerin kumandanları daha donanma yola çıkmadan gemilerin durumuyla alakalı sundukları raporların dikkate alınmadığını görerek bir bir istifa etmeye başladılar. Donanma komutansız kalmıştı!
Cennet mekân Abdülhamit zamanında işte Osmanlı donanması bu duruma getirilmişti.
 Çürümüş, perişan olmuş, harp kabiliyetini kaybetmiş bir donanma haline gelmişti.
TRT’nin senaristleri donanmanın bu durumunu elbette dile getiremezler.
Tarih, gizlenen gerçeklerin acı sonuçlarını bir mutlaka önünüze koyar.
Abdülhamit’le ilgili bundan sonra iki yazı daha yazmayı planlıyorum;  Abdülhamit ekonomisi ve Abdülhamit dönemi hariciyesi.”
Biraz sabredin!
Not: “Yukarıdaki yazı için bkz. Şevket Süreyya Aydemir, Makedonya’dan Orta Asya’ya Enver Paşa, Cilt I, Remzi Kitabevi”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.