Hayır hayır, kimsenin samimiyetini kontrol etmeye kalkmıyoruz. Bu sadece samimiyetimizde eksik kalan veya eksik kaldığını düşündüğümüz noktaları telafi yoluna gitmek için samimi bir açılımdır. Gayemiz, samimiyetimizi samimiyetle gözden geçirmemizdir. Acaba diyor bazen insan. Beraber yaşadığımız dünyamızda duyduklarımız ve gördüklerimiz karşısında, acaba demekten kendimizi alıkoyamıyoruz. Gördüklerimiz, ahiret inancımızdaki samimiyetimizin göstergesi olamaz diyoruz. Yazımızın başlığı tam burada devreye giriyor. Samimi miyiz?
Karşımızdakinin samimiyetini test etmeye kalkmadan önce kendimize bakalım. Soruyu önce kendimize soralım, vicdan ve gönlümüz bize ne cevap veriyor. Kendi gönül dünyamızda yapacağımız testin sonucu başkasını test etmeye gerek olmayacağını gösterecektir. Göreceğiz ki ömrümüz kendi testimizi yapmakla, eksikleri kapatmakla geçecek. Herkes kendi muhasebesiyle uğraştığı sürece, ahiret hesabına yönelik yaşayan bir toplum çıkacaktır ortaya. Toplumun yanlış ve günahları konusunda Müslüman sorumluluğu başkasına atamaz, kendisini masumiyet dairesinde göremez. Her mümin kendisinin de bir pay sahibi olduğunu unutmamalıdır.
İnancımızı oluşturan bütün kaide ve kuralların gereğini yerine getirmek, Allah’a inanmanın bir sonucudur. Ahirete inanmak Allah’a inanmanın bir gereğidir. İmanın temel şartlarındandır. Dünyada yapıp ettiklerinden hesaba çekileceğini bilen müminin hesaba aykırı yaşaması düşünülemez. Aksi takdirde kendini kandırmış olacaktır. Bu ahlak doğrultusunda oluşturulacak toplumun dünya ve ahirette razı olunmayacaklardan olduğunu Rabbimiz haber verir bize. Gereği gibi yaşamamak mahşerde utanmayı gerektirir. Yakışır mı bize?
Günümüzde dünya ve ahirete yönelik yaşantımız, Resûlullah (s.a.v.)’ın hayatına ne kadar benziyor? Resûlullah (s.a.v.)’ın hayatını hep başkalarına mı anlatacak ve tavsiye edeceğiz? Nefsimizi karşımıza alıp kendimize ne zaman anlatacağız? İyilikleri tavsiye, kötülüklerden alıkoyma görevini karşımızdakine uygulamaktan sıra ne zaman bize gelecek? Aynı şekilde Resûlullah (s.a.v.)’ın ahirete yönelik hayat ölçüsünü, ne zaman kendimize ölçü yapacağız? Resûlullah (s.a.v.) ve Ehl-i Beyt’in ahirete yönelik yaşantı ve uygulamalarını başkalarına anlatmakla Onların güzelliklerini övmüş oluruz. Uygulama noktasında kendi adımıza eksiklerimizi tamamlamıyorsak, bu bilgi bizim için yüktür. Ahiret adına Resûlullah (s.a.v.) nasıl bir hesap yaptı ki biz bu kadar hesapsız yaşıyoruz? Tüm bu olumsuz soruların cevabını kazanca çevirmenin yolu, ahiret adına yaşantılarını hayatımıza yansıtmaktır. 
Ahiret hesabına göre dünyamızı dizayn etmek akıllı mümin olduğumuzu gösterir. Bu Resûlullah (s.a.v.)’ın ölçüsüdür. Ahiret hesabına göre yaşayanların ahiret hesabı gibi dünya hesapları da mükemmel olacaktır. Dünyadayken hesabı tutturmanın ilk şartı, ölümü hatırımızdan çıkarmamaktır. Ölümü ne kadar hatırımızda tutar, unutmazsak; ahiret hesabımız da o kadar kolay olacaktır. Bu niyet ve gönül dünyada da ahirette de bizi Allah’a yakın kılacaktır. Dünya hayatı ahireti unutanlar için oyun ve eğlencedir. Ahiretin kazanıldığı yer olarak değerlendirildiğinde ise çok kıymetlidir.
Ahirete inanan ve inandığı gibi yaşayan müminin özellikleri çok nettir. Belki hepsini buraya alamayabiliriz ama Kur’an’ın laboratuarı Hz. Muhammed (s.a.v.)’in Ehl-i Beyt ve günümüz halkasının hayatına bakarak bu özelliklerin özünü ortaya koyabiliriz. Ve bakalım bu özelliklerin ne kadarını hayatımızda barındırıyoruz? Ne kadarı bizim ahlakımızla örtüşüyor? 
Akıllı mümin; hayatında, Allah’ı ve ahireti unutturmayan, Rabbinin dostum dedikleriyle dost olmaya gayret eder. Ölümü hatırından çıkarmayıp ona göre işlem yapar. Elinden ve dilinden kimse zarar görmez. Zamanını boşa harcamaz, Allah için dolu dolu yaşar. Eliyle, diliyle ve gönlüyle Allah’ın dinine yardım eder. Ölümden korkmaz, aksine Rabbine açılan bir kapı olarak değerlendirir. Kendisi ve toplumu ile barışık olur. Mutlu ve huzurlu olur, hayatını başıboş değil kontrollü yaşar. Dünyadaki kutsal değerlerine sahip çıkar. Kul hakkı hassasiyetini gösterir. Her halükarda Müslümanların kardeş olduğu gerçeğini seslendirerek birlik ve beraberliğin önemini hatırlatır. Allah’ın dost dediğini dost, düşman dediğini düşman beller. Allah’tan başkasından korkmaz. Allah’ın, Resûlullah’ın ve Itreti’nin ahlakıyla ahlaklanmaya azami dikkat eder. Allah onun için ne güzel vekildir.
Bu ölçü ve özellikler çerçevesinde dönüp bakacağız kendimize. Bizim özelliklerimizle örtüşüyor mu? Örtüşmüyorsa örtüşene kadar gayret edeceğiz. Kendimizle birlikte bir de topluma dönelim. Bir de ne görelim, kendimizin geçemediği samimiyet testinden toplum da sınıfta kalmış. 
Gerçek ölçüyü yakalamak için ölçü sahibinin kapısını çalacağız. O kapı ise, başta Yüce Allah olmak üzere, Resûlullah Efenimiz (s.a.v.)’in, O’nun pak nesli Ehl-i Beyt’inin ve son olarak o neslin günümüz temsilcisinin kapısıdır.
Diyecekler ki, ahiret inancında samimi olmayı istiyorsan, Allah’a ulaşan bu yolun yolcusu, yardımcısı ve yareni olacak, reçetesini kullanacaksın. O da ahir zamanda Resûlullah Efendimiz (s.a.v.)’in sünneti seniyesine uymak, salih amellere sarılmaktır.
Rabbim bizleri inancını samimiyetle yaşayan kullarından eylesin. Âmin.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100