Adalet herkeste olması lazım ama en çok halkın idaresinden sorumlu olanlara yakışır; cömertlik de yine herkeste olması gereken bir güzellik ama en çok zengin olanlara yakışır.
Adalet, cömertlik, merhamet, sevgi, saygı, kanaat, özveri, fedakarlık, hoşgörü, tevekkül, tefekkür, sabır, şükür, haya, şecaat, iffet bunların hepsi güzel ahlaktır.
Prof. Dr. Haydar Baş Hocamızın yıllardır ifade ettiği, “insanımızı Hak adına, kendi yararına kazanmak” ifadesi, işte bu güzel ahlakın vasıflarını insanımıza kazandırmaktır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” buyurarak, güzel ahlakın önemini en üst düzeyde ifade etmiştir, yine Peygamberimiz, “Beni Rabbim terbiye etti, ne güzel terbiye etti” buyurarak da güzel ahlakın kazanılmasının ancak bir mürebbiyle gerçekleşebileceğini ifade etmektedir.
Allah Resulü’nün, bir peygamber olarak, Allah’ın bir elçisi olarak mürebbisi bizzat Cenab-ı Hak’tır; bizlerin ise mürebbileri peygamberlerdir, Allah’a vuslat etmiş olan, Allah’ın ve Peygamberinin nasp ettiği insan-ı kamillerdir, velilerdir. 
Mürebbinin kendisi kurtulmuş olacak ki kurtarıcı olabilsin; rahmetli Baki Bektaş hocamızın dediği gibi, “Kurtarmak kurtulmuşların işidir.”
Dilerseniz güzel ahlakın önemini Peygamber Efendimizden sonra bu güzel ahlakı insanlara kazandırmakla vazifeli, Ehl-i Beyt imamlarından İmam Cafer efendimizin ifadeleriyle anlatalım.
“Şüphesiz Allah (c.c.), sabah akşam yolunda mücadele eden kimseye sevap verdiği gibi, güzel ahlak sahibi olan kimseye de sevap verir.”
“Şüphesiz Allah (c.c.), dostlarının ahlakından düşmanlarına ödünç verir ki dostları, düşmanlarının egemenlikleri altında onlarla yaşayabilsinler. Eğer böyle olmasaydı, mutlaka Allah’ın bütün dostlarını öldürürlerdi.”
“Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: En üstününüz ahlakı en güzel olanınızdır. Güzel ahlak sahibi olanlar şerefli ve misafirperver kimselerdir. Onlarla yakınlık kurulur ve attıkları adımlar izlenir.”
“Emirü’l-mü’minin (Ali b. Ebu Talib Aleyhisselam) şöyle demiştir: Mü’min kendisiyle kaynaşılmaya elverişli muaşeret ehli kimsedir. Muaşeret ehli olmayan, başkasının ilişki kurmasına yatkın olmayan kimselerde hayır yoktur.”
“Güzel ahlakın sınırı, kanatlarını indirmen, tatlı sözlü olman ve kardeşini güler yüzle karşılamandır.”
“İyi işler yapmak ve güler yüzlü olmak sevgi kazandırır ve de kişinin cennete girmesini sağlar. Cimrilik ve asık suratlılık, insanı Allah’tan uzaklaştırır ve kişinin cehenneme girmesini sağlar.”
“Farzlardan sonra mü’minin Allah (c.c.)’ın huzuruna takdim ettiği ameller içinde, Allah’ın bütün insanlarda yayılmasını istediği güzel ahlakından daha üstün bir amel yoktur.”
“Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Güzel ahlak sahibi olan kimseye, gününü oruçla ve gecesini ibadetle geçiren kimsenin sevabı gibi sevap vardır.”
“Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Benim ümmetimin cennete girmesine en çok vesile olan şey, takva (Allah korkusu) ve güzel ahlaktır.”
“İyilik ve güzel ahlak beldeleri mamur eder, ömürleri de uzatır.”
“Allah (c.c.) peygamberlerinden birine şöyle vahyetti: Güzel ahlak, güneşin kırağıyı erittiği gibi hataları eritir.”
“İnsanların namazlarına ve oruçlarına kanmayın. Hatta kişi namaza ve oruca o kadar düşkün olur ki, terk edecek olursa, derhal onları özler. Fakat siz (insanları) doğru sözlülük ve emanete riayet açısından sınayın.”
“Dili doğru söyleyenin ameli de temiz olur.”
“Ali (a.s.) doğru sözlülüğü ve emanet hususundaki güvenilirliğiyle Resulüllah nezdindeki o seçkin makama ulaştı.”
“İnsanları hayra davet edenlerden olun. Bunu sadece dilinizle yapmayın. Sizin hareketlerinizde çalışkanlık, doğruluk ve takva görsünler.”
“Hayası olmayanın imanı da yoktur.” (Daha fazla bilgi için Prof. Dr. Haydar Baş’ın İmam Cafer eserinin 516’ıncı sayfasından sonrasına bakabilirsiniz.)
“Güzel ahlak nasıl elde edilir?” sorusunun cevabını, işin Üstadına, Prof. Dr. Baş’a bırakalım. Sayın Baş, yıllardır bizlere bıçak örneğini vermektedir. Bıçağın sadece bir vasıta, bir araç olduğunu ifade ettikten sonra, onu kullanan insanın niyetine ve ahlakına göre o bıçağın faydalı ya da zararlı olabileceğini belirtmektedir.
6 Temmuz tarihli “Önce insan demedikçe” başlıklı makalesinde Sayın Baş bu misali yeniden hatırlattıktan sonra şunları belirtmektedir:
“İşte biz hep bu bıçağın şekliyle uğraştık, bıçağı kullanacak gönlü, kafayı yetiştiremedik. Müslüman bir toplumuz ama İslam adına yaşanacak güzellikleri yitirdik.
Günümüze, günümüz insanına, insanı işleyen ve tanıyan bir mantık, bir anlayış gerekiyor. “İnandım” diyen kişinin öz cevheri ile yani Yaradan’ı ile kopan bağını tekrar kurması için kendinde bulunan nefha-i İlahî ona yardımcıdır. Rabbini aramasının sebebidir. Bizim Rabbimizi aramamız da tecelliden mahrum olan akıl ile değil, tecellilere mazhar olan kalp yolu ile gerçekleşecektir. Ancak tecellilere mazhar olan kalp yolu ile Allah’ı bilebiliriz. 
Kul, kendini Yaratan’ı aramaktadır ve bunun yolu da ibadetlerdir. İmam Ali Efendimiz (a.s.), “Ben görmediğim Allah’a inanmam” buyurmuştur. Demek ki, yapılan ibadetler ile kalp kulvarında Allah görülebilmektedir. 
Gerçek mânâda kulluk da o zaman başlayacaktır. Güzel ahlaka bürünmemiz de...”
Cenab-ı Hak, güzel ahlakı yaşayanlarla güzel ahlaka bürünmemizi bizlere nasip etsin.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100