Resûlullah’ın (s.a.a.) ve Ehl-i Beyt’in namaz hassasiyetini örneklerle aktarmaya devam ediyoruz.
“De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (Enam: 6/162). 
“Ailene namazı emret; kendin de ona sabırla devam et. Senden rızık istemiyoruz; (aksine) biz seni rızıklandırıyoruz. Güzel sonuç, takvâ iledir.” (Taha: 20/132).
“Evlerinizde oturun, eski cahiliye âdetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin, Allah’a ve Resûlüne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden, sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.” (Ahzab: 33/33).  
Hz. Ali, Resûlullah Efendimiz’den (s.a.a.) sonra ilk namaz kılan insandır. 
Enes’den (radiyallahu anh) rivayetle; 
“Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) pazartesi günü peygamber olarak gönderildi, Ali salı günü namaz kıldı.” (Tirmizî, 3728). 
İmam Ali’den (a.s.) rivayetle; 
“Ben Allah’ın kuluyum. Allah Resûlünün (sallallahu aleyhi ve sellem) kardeşiyim. Ben Sıddîk-i Ekber’im. Kim benden sonra bunu iddia ederse yalancıdır. Ben Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) ile namazı, halktan yedi sene önce kıldım.” (İbn Mâce, 120; Habbetü’l-Arami’den)
Hz. Ali (a.s.) şöyle buyurdu:
“Allah’ım! Şimdiye kadar, Peygamberinden başka benden önce Sana bu ümmetten ibadet eden hiçbir kimseyi tanımıyorum.” 
Bu sözü üç defa tekrarladı. 
Yine buyurdu:
“Peygamberliğin gelmesinden sonra üzerimden üç vakit geçti yedinci vakitte ben de kılmaya başladım.” (Müsned-i Ahmed b. Hanbel).
Afif Kindî şöyle demektedir:
“Bir gün giysi ve güzel kokular almak için Mekke’ye geldim ve Mescidü’l-Haram’da Abbas ibn-i Abdulmuttalib’in yanına oturdum. Güneş en yüksek noktaya geldiği sırada bir şahıs oraya geldi. Önce gökyüzüne baktı ve sonra yüzünü Kâbe’ye çevirdi. Ardından bir genç gelip sağ tarafına durdu. Bir müddet sonra bir kadın gelerek onların arkasına geçti. Üçü de ibadet ve namazla meşgul oldular. Ben de Mekke’deki putperestlerden ayrı durup onların taptığı tanrılardan başka bir ilaha tapan bu insanları görünce şaşırdım. Abbas’a dönerek şöyle dedim: ‘Bu çok ilginç bir olay.’
O da aynı cümleyi tekrarladı ve ekledi: ‘Bu üç kişiyi tanıyor musun?’
Ben, ‘Hayır’ dedim.
O ise, ‘Buraya ilk gelen ve diğer ikisinin önünde duran şahıs benim yeğenim Muhammed b. Abdullah’tır. İkincisi benim diğer yeğenim Ali b. Ebi Tâlib’dir. Üçüncü kişi ise Muhammed’in hanımıdır. O, bu dinin kendisine Allah tarafından gönderildiğini iddia ediyor ve Allah’ın gökyüzünün altında bu üçünden başka kimse bu dine mensup değil.” (Tarih-i Taberî, c.2, s.121; İbn-i Esir, Kâmil, c.2, s.22).
Hz. Ali b. Ebi Tâlib (k.v.) namaza duracağı vakit benzi sararır ve vücudu titrerdi. 
“Ne oluyorsun ya Emire’l-Mü’minîn?” diye sorduklarında, “Allah-u Teâlâ’nın yerlere, dağlara ve göklere arz edip de onların kabulünden kaçındıkları ve benim boynuma aldığım ilahi emaneti ödeme zamanı gelmiştir. Nasıl korkmayayım?” diye cevap verirdi. (İmam Gazali, İhyâ-u Ulumi’d-Din, s.414).
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100