Hz. Ali (a.s.) efendimiz; Cenab-ı Hakk’ın sevdiği ve seçtiği, Allah Resulü’nün “kardeşim” dediği, O’nun ahlakıyla ahlaklanmış, faziletleri saymakla bitmeyen, Cenab-ı Hakk’ın Kur’an’ında yüzlerce ayetiyle, Hz. Peygamberin ise binlerce hadisiyle övdüğü, örnek gösterdiği mükemmel bir şahsiyettir.
Hz. Ali efendimiz Gadir-i Hum’da, Veda Haccı dönüşü, bizzat Cenab-ı Hakk’ın Maide Suresi 67. ayette emretmesiyle Hz. Peygamber tarafından, kendisinden sonraki halife, hidayet imamı, vasi, mü’minlerin emiri tayin edilmiştir. Maide Suresi 3. ayette de İslam dininin bu ilanla tamamlandığı belirtilmiştir.
Bu hadise, İmam Gazali’nin ifadesiyle ümmetin tamamının ittifak ettiği bir icmadır ve 220 Ehl-i Sünnet kaynağında bu hadis nakledilmektedir. Prof. Dr. Haydar Baş, gerek 14 ciltlik Ehl-i Beyt Külliyatı’nda, gerekse Tevhidin Merkezi Ehl-i Beyt kitabında bu kaynakları tek tek detaylıca saymaktadır.
İmam Ali’nin faziletinin büyüklüğü konusunda Hicret anında yaşanan şu hadise bile imanı olanlar için yeterlidir: Şeyh Süleyman Belhi el-Hanefi, Yenabiü’l-Mevedde’nin 2. babında birçok âlimden şöyle nakletmiştir:
Resulullah (s.a.v.), Allah’ın emriyle Medine’ye hicret ettiğinde, Emiru’l-Mü’minin Ali’yi çağırarak şöyle buyurdular: “Benim geceleri üzerime örtüp yattığım yeşil Hazremi kumaşı üzerine örterek yatağıma yat.”
Hz. Ali de Resulullah’ın evini saran müşriklerin yatakta yatanın Ali olduğunu anlamaması için Hz. Peygamberin buyurduğu şekilde O’nun yatağına yattı. Böylece Resulullah rahatça müşriklerin arasından sıyrılıp çıktı.
Allah-u Teala, Cebrail ve Mikail’e, “Ben sizin aranızda kardeşlik tesis ettim. Şimdi birinizin ömrü diğerinden kesinlikle fazladır. Sizden hanginiz ömrünüzün çokluğunu diğerine bağışlamaya hazırdır?” buyurduğunda, arz ettiler ki: “Allah’ım, 
bu bir emir midir, yoksa ihtiyari midir? (Tercih hakkı var mıdır?)”
Allah-u Teala, “ihtiyaridir” buyurdu. Bunun üzerine onlardan hiçbirisi irade ve ihtiyarla ömrünün fazla olan süresini diğerine bağışlamaya razı olmadı.
Bu sırada Allah-u Teala onlara şöyle hitap etti: “Ben velim olan Ali’yle, nebim olan Muhammed’in arasında kardeşlik tesis ettim. Ali, kendi hayatını Peygambere feda etmeyi tercih ederek canıyla O’nu korumak için, O’nun yatağına yattı. Yeryüzüne inin, O’nu düşmanların şerrinden koruyun.”
Melekler hemen yere indiler. Cebrail, Ali’nin başucuna, Mikail ayakucuna oturdu ve Cebrail şöyle dedi: “Tebrikler olsun, tebrikler olsun Sana ey Ebu Talib’in oğlu! Allah Seninle meleklerine karşı iftihar ediyor.”
Bu sırada, Bakara Suresi’nin 207. ayeti Resulullah’a nazil oldu. Ayet şudur: “İnsanlardan öylesi vardır ki, canını Allah’ın hoşnutluğunu elde etmek için satar. Allah kullarına karşı rauftur, çok merhametlidir.” (Prof. Dr. Haydar Baş, Hz. Zeyneb ve Hz. Masume, s. 47,48)
Gördüğünüz gibi, Cenab-ı Hak, Hz. Ali’yi en büyük melekleri olan Cebrail ve Mikail’e övmektedir. Böyle bir fazilet insanlık tarihinde kaç kişiye nasip olmuştur?
Hz. Ali’yi Meveddet Ayeti olarak ifade edilen Şura Suresi 23. ayete göre sevmek her mü’mine farz kılınmıştır. Cenab-ı Hak bu ayetinde, “De ki (Muhammedim): Ben peygamberliğimi tebliğime karşılık sizden, Ehl-i Beyt’imi sevmenizden başka hiçbir ücret istemiyorum” buyurmaktadır. İmam Şafi “Bu ayete göre Ehl-i Beyt’i sevmek farzdır” demektedir. (Savaiku’l-Muhrika, İbn-i Hacer, 
s.148-175)
Hz. Ali’yi sadece sevmek değil, O’na bakmak, O’nu okumak, O’nu dinlemek, O’nu konuşmak ve yazmak da ibadettir. Hz. Peygamber hadislerinde şöyle buyurmaktadır:
“Ali bin Ebu Talib’in yüzüne bakmak ibadettir.” (Prof. Dr. Baş, a.g.e, s.54, Hâkim Nişaburi, Müstedrekü’s-Sahihayn, c.3, s.142)
“Hiç şüphesiz Allah, kardeşim Ali b. Ebu Talib için sayılamayacak kadar fazilet karar kılmıştır. Kim O’nun faziletlerinden bir tanesini, O’na ikrar ettiği halde zikrederse, Allah onun yakın ve uzak geçmişteki günahlarını bağışlar. Kim Ali b. Ebu Talib’in faziletlerinden birini yazarsa, o yazı yok olmadığı sürece melekler onun için mağfiret dilerler. Ve kim O’nun faziletlerinden birini dinlerse, Allah onun kulağıyla işlediği günahlarını bağışlar. Ve kim O’nun faziletlerinin yazıldığı bir kâğıda bakarsa, Allah onun gözüyle işlediği günahlarını bağışlar. Ali bin Ebu Talib’e bakmak ibadettir. Hiçbir kulun imanı O’nun velayetini kabul etmeden ve düşmanlarından teberrü etmeden (uzaklaşmadan) kabul olunmaz.”  (Prof. Dr. Baş, a.g.e, s.58)
“Ben güneş gibiyim, Ali ay ve Ehl-i Beyt’im yıldızlar gibi… Onlardan hangisine uyarsanız hidayet bulursunuz.” (Prof. Dr. Baş, a.g.e, s.58)
Allah şefaatlerinden mahrum eylemesin.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.