(Dünden devam…)
Subki’den rivayet olunur ki; Bakara Suresinin 62. ayeti Selman-ı Farisi ve arkadaşları hakkında nazil olmuştur. Selman, Hz. Resûl’ün huzuruna geldiğinde, arkadaşlarının ibadetlerinden ve çalışmalarından bahsetti de,
“Ya Resûlallah! Onlar namaz kılarlar, oruç tutarlar, Sana iman ederler ve Senin hak peygamber olduğuna şehadet ederlerdi” dedi.
Selman onları senadan fariğ olunca Hz. Peygamber, “Ya Selman! Onlar cehennem ehlidirler” buyurdu.
Bunun üzerine Allah Azze ve Celle, bu ayet-i Celile’yi inzal buyurdu.
Yukarıdaki hadiseden anlaşıldığına göre, Resûlullah (s.a.a.) Efendimizi kabul etmiş göründüğü halde, dinlerinden vazgeçmeyenler, nifak ehlinden olup, ikiyüzlü olanlardır. Nitekim İbn Hacer-i Askalani, Ahmed b. Hanbel, İbn Ebi Şeybe ve Bezzar-ı Cabir rivayetlerine göre, Hz. Ömer Kitap Ehli olan bazı kimselerden elde ettiği bir kitabı Peygamber Efendimize (s.a.a.) getirip onu okuyunca (veya okumak isteyince) Hz. peygamber (s.a.a.) kızmış ve, “And olsun ki, Ben size bu şeriati bembeyaz ve tertemiz olarak getirdim. (Din konusunda) onlara hiçbir şey sormayın. Çünkü onlara sorarsanız, icabında hak olan bir şey söylerler de siz onun yalan olduğunu söylersiniz veya bâtıl bir şey söylerler de siz onu tasdik edersiniz. Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim, eğer Musa hayatta olmuş olsaydı, Bana uymaktan başka bir yolu olmazdı” buyurmuştur.
Demek ki Peygamber Efendimizi kabul etmek, O’na tâbi olmakla mümkündür. Resûlullah (s.a.a.) Efendimizi kabul etmenin tezahürü ise, O’na gelen ahkâm-ı ilahiyeyi yaşamaktır.
Bir ayet-i kerimede, “Ve namazı kılınız, zekâtı da veriniz ve rükû edenler ile beraber rükû ediniz” (Bakara: 2/43) buyurulmaktadır.
Bu ayette İsrailoğullarına namaz kılmak, zekât ödemek ve rükû edenlerle beraber rükû, yani cemaat halinde rükûlu namaz kılma emri verilmektedir. Çünkü Yahudilerin namazında rükû yoktur ve namazı cemaatle kılmayıp tek tek kılarlar. Burada Müslümanların cemaati içinde yer alıp onlarla beraber rükûlu namaz kılmaları yani Son Peygamberin dinine uygun ibadet etmeleri emredilmektedir. Herkesin kendi bildiği gibi namazlarına devam etmeleri söylenmemiştir. Dolayısıyla bütün insanlık, en son gelen ve aynı olan namaz şekli ve cemaate çağrılmaktadır.
Bütün bunlardan çıkarabileceğimiz çarpıcı sonuç da şudur:
Peygamber Efendimiz kendine gelen dine, bütün insanlığı çağırmıştır. O, davetinde bütün cihanı aynı dine, kendi şeriatine davet etmiştir. Sadece, son dinin kaidelerini kabul için insanları uyarmıştır. (Prof. Dr. Haydar Baş, Rahmeten li’l-Âlemin Hz. Muhammed (s.a.a.), c.1, s.263).
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100