Türkiye, Amerika’nın, FETÖ’ye, PYD’ye ve PKK’ya verdiği desteğin ulusal güvenliğimizi ve toprak bütünlüğümüzü tehdit etme noktasına geldiğini yeni yeni fark ettiğinden midir bilinmez, Amerika’ya sözüm ona tepki gösteriyor.
Bu tepki odaklarının samimiyetine inanmamakla birlikte Amerika’nın teröre ve terörist guruplara destek vererek nihai hedefine ulaşma stratejini bugün detaylandırmak istiyorum:
Cambridge Üniversitesi’nde dilbilim profesörü olan Noam Chomsky, ABD’nin, kendisine muhalif ülkelerdeki rejimleri devirmesini ve bu amaçla yasal olmayan örgütlenmelere destek, para ve eğitim vermesini 'terörist kültüre' bağlar ve şöyle der: “Bu kültürün temel stratejisine kavuşması ise Reagan Doktrinine bağlı olarak ortaya çıkmıştır. ‘Reagan Doktrini’ çerçevesinde, beynelmilel bir terör şebekesinin el altından inşa olunmasının sebebi gene ülke halkından gelecek tepkilerden doğan korkudur. Terörist kültürünün birinci prensibi en hayati gerçeklerin saklanmasıdır. Bu işte günümüze kadar başarılı olmuşlardır da.” (ABD Terörü, Noam Chomsky, Pınar Yayıncılık, sf. 93)
ABD’nin görünürde dilinden düşürmediği ‘demokratik’ öneriler ve özlemler, pratikte çok farklı bir şekilde tezahür eder. Bu pratik durumun Amerikan literatüründeki adı ‘militan tavırdır.’ Bu tavrı, 1949 yılında Amerika Tarih Cemiyeti’nin başkanlığına seçilen Conyers Read şöyle anlatıyor: “Yaşayabilmemiz ancak militan bir tavır takınmamızla
mümkündür.” (a.g.e.52)
“Beşinci özgürlük de nedir?” diye soracak olursanız; beşinci özgürlük, soyma, sömürme ve hüküm altına alma ve sonuç alabilmek için her türlü güce başvurma özgürlüğüdür. Roosevelt, konuşma özgürlüğünü, ibadet özgürlüğünü, korkusuzca yapma özgürlüğünü ve nihayet asgari ihtiyaçların baskısından azade olarak yaşama özgürlüğünü ‘dört özgürlük’ olarak tüm dünyaya ilan etmiş, ama her nasılsa bu beşinci özgürlüğü zikretmeyi ihmal etmiştir.” (Yeni Bir Soğuk Savaşa Doğru, Naom Chomsky, Pantehon, 1982)
ABD’nin “sözümona, demokratik bir hâkimiyet kurmak için, her türlü güce başvurma özgürlüğünü kendisinin meşru bir hakkı olarak görmesi, Amerikan yayılmacılığının temelindeki argümanı çok iyi ortaya koymaktadır. Dünyanın yüzlerce noktasında üs bulunduran, milyonlarca askeri işgal gücü olarak besleyen ‘süper gücün’ hali budur.
Bu güç, Reagan döneminde 'teröre aktif destek' verme şeklinde kendini gösterdi. Reagan yönetimi bilhassa Nikaragua’daki gerillalara yani teröristlere açık destek verdi.
“Reagan yönetimi beynelmilel bir terör şebekesi oluşturmayı başarmıştı. Bu şebeke son derece sofistikeydi ve bir o kadar da etkili idi. Reagan doktrini ile uyum içerisinde olmak kaydıyla çeşitli amaçlar için bu şebeke kullanılacaktı.” (ABD Terörü, Naom Chomsky, sf. 8)
Nikaragua’ya silah sevkiyatında CIA ve şerikleri ile birlikte emekli generaller de aktif olarak yer aldı. Beyaz Saray işin organizasyonunu üstlendi. Birçok ünlü terörist bu olaylarda kullanılmıştır. Bunlardan biri olan Luis Posada Carriles, CIA tarafından eğitilmiş, Kübalı bir teröristtir. 1976 yılında bir Küba uçağına bomba koymuş, 73 sivilin ölümüne sebep olmuştur.” (a.g.e. sf.46)
ABD’nin eli kanlı diktatörleri nasıl koruduğuna dair sayısız örnek vardır:
“1990’larda Guatamala’da Savunma Bakanı olan Hector Gramajo Morales görevi sırasında bir aileden sekiz kişiyi öldürmüş, bir rahibeye de ağır işkenceler yapmıştı. ABD’ye sığındığı sırada mahkemece yargılanır. Suçu sabit olan Morales’in çok önemli özellikleri vardır. Harvard mezunudur ve bu okulda Amerikan bursu ile okumuştur. Ülkesinde görev yaptığı sırada Amerikan menfaatlerini savunmuştur.
Bu “yüksek vasıflarından!” dolayı Amerikan mahkemelerince serbest bırakılır. Guatemalalı Eski Savunma Bakanı eli kanlı Hector Gramajo mahkemeden elini kolunu sallayarak çıkarken gazetecilere şunları söyler:
“Ben aslında suç işlemedim, rejim karşıtlarına çok insancıl bir yöntem uyguladım.”
El Salvador’un eski genelkurmay başkanlarından General Rose Garcia 1980’lerde binlerce sivilin ölüm mangaları tarafından öldürülmesine göz yummuştu. Garcia, Amerika’nın has adamıydı. Emekli olduktan sonra hayatın tadını çıkarmak üzere Florida’ya yerleşti.
Garcia’nın yerine gelen General Carlos Vites de ırza geçme ve işkence dahil olmak üzere bir çok olaya karıştı. Ancak o da Amerika’nın menfaatlerini koruduğu için yaptıkları yanına kâr kaldı ve Florida’da bir malikâneye yerleştirildi.
Haiti’nin diktatörü General Prosper Avril, kanlı eylemlerini, yaptırdığı işkenceleri filme çektirip televizyonda yayınlatmaya çok meraklıydı. Bu diktatör bir ihtilal ile devrilince yardımına Amerikalılar yetişti, onu hemen özel uçakla Florida’ya kaçırdılar.
Haiti ölüm mangası lideri Emanuel Constant, uzun süre Haiti’de kanlı eylemler yaptı. Kurduğu çetenin gözü dönmüş kanlı katilleri ellerinde satırlarla masum insanlara saldırıp parça parça etmiş ve yaptıkları tüm terörist eylemler yanlarına kâr kalmıştı. Haiti halkına kan kusturan Emanuel Constant da bugün ABD’nin dostu olarak New York’ta yaşamaktadır.
1973 yılında Şili’de halkın demokratik yöntemlerle seçip devlet başkanlığına getirdiği Salvador Allende, ABD hükümeti ve CIA’nın tasarlayıp uygulattığı askerî darbeyle öldürülmüştü. Darbeden hemen sonra binlerce sivil halkın işkenceden geçirilip öldürülmesinden sorumlu olan Şili askerî güçlerin komutanlarından olan Armando Fernandez Larios da bugün Miami’de lüks bir yaşam sürmektedir.
1970’lerin Arjantin’inde 'kirli savaşın' işkencecilerinden ve binlerce sivil vatandaşın ortadan kaybolmasından sorumlu olan terörist Amiral Jorge Enrica, bugün ABD’nin sağladığı güvenlik içinde Havai’de çok rahat bir yaşam sürmektedir.
Pol Pot’un vahşi cellatı terörist terörist Thiounn da bugün refah içinde New York’ta yaşamaktadır.
ABD’de “Anka Kuşu Operasyonu” adı verilen CIA’nın planlayıp uygulattığı terörist eylemlerde 50 bin kişi öldürülmüştü. Bu kanlı suikastlarda rol alan dört Vietnamlı terörist bugün New York’ta rahat bir yaşam sürmektedir. ABD hükümeti bunlardan birine büyük bir fast-food restoranı ödül olarak vermiştir. 
ABD, hedefe ulaşmak için teröre bulaşmış, uçak kaçırmış, yüzlerce kişinin ölümüne sebep olmuş teröristlere üst düzey destek vererek işbirliği sürecine girmekten kaçınmamıştır.
Yani 'stratejik müttefik' olduğunuz dostunuzun asıl müttefikinin 'terör örgütleri, eli kanlı diktatörler, katil liderler' olduğunu görmediğiniz için başınıza bu işler geliyor.
Vaktim olsaydı “Amerika’da terör eğitimi veren üniversiteleri” de yazardım ama o da başka yazıya kalsın.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100