logo
15 EKİM 2026

Yeni Osmanlıcılık niçin empoze ediliyor?

İcmal Gençlik Derneği'nin düzenlediği geleneksel yaz kampında eğitimci Asude Havuzlu, son dönemde sürekli empoze edilmeye çalışılan Yeni Osmanlıcılık akımının dayandığı temeller hakkında çarpıcı bir konuşma yaptı

04.08.2017 00:00:00
 
İcmal Gençlik Derneği tarafından Afyon'da düzenlenen geleneksel yaz kampındaki oturumda konuşan Asude Havuzlu, birbirinden çarpıcı konulara değindi. Yeni Osmanlıcılığın diriltilmeye çalışıldığını belirten Havuzlu, bu akımın dayandığı temellerin gerçek yüzünü deşifre etti.  
Sayın Asude Havuzlu'nun çarpıcı konuşmasını Yeni Mesaj okurlarının dikkatine sunuyoruz:
"Eskilerin bir sözü vardır, "Mazisi olmayanın âtisi de olmaz" derler. Yani geçmişini bilmeyenin geleceği de olmaz. Tarihimizi doğru bilmek ve geçmişte olan olaylardan ders çıkarmak, ibret almak geleceğe yönelik alınacak kararlarda, dostunu düşmanını, doğruyu yanlışı ayırt etmek çok önemlidir. Son dönemde halkımıza sürekli empoze edilmeye çalışılan Yeni Osmanlıcılık akımının dayandığı temelleri gelin birlikte tahlil edelim.
Burada vaktimiz sınırlı olduğu için bütün padişahların dönemlerine tek tek göz atamayacağız tabi ama birkaçından örnekler vererek ne demek istediğimizi açıklayalım. 
Önce cennet mekan vasfıyla anılan Fatih Sultan Mehmet'le başlayalım. Ünlü Kanunnamesiyle kardeş katlini meşru kılan padişahtır kendisi. Şunu da belirtmeden geçmeyelim, Fatih'ten önce de taht kavgaları vardı. Ama kardeşlerinin gözlerine mil çektirmek veya Bizans'a rehin vermek gibi yöntemlerle rakiplerini geride bırakıyorlardı. Ancak Fatih, öldürmeyi meşru hale getirdi. Yeni Osmanlıcılar bu durumu savunmak için diyorlar ki, "öyle büyük insanlar ki bu padişahlar devlet için, millet için kendi kardeşlerinden, evlatlarından bile vazgeçiyorlar. Hangimiz böyle bir fedakarlık yapabiliriz? Hangimizde var böyle bir vatan sevgisi?" 

Suçsuz insanları öldürenlerin ayetlerdeki yeri

"Kim bir insanı (suçsuz yere) öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de suçsuz bir insanı ölümden kurtarırsa, sanki bütün insanları ölümden kurtarmış gibidir." (Maide, 5/32) "Kim bir mü'mini kasdi olarak öldürürse, o kimsenin cezası cehennemde (ebedi) kalmaktır." (Nisa, 4/93)
Allah kelamının üstüne söz söyleyecek halimiz yok. Şimdi bu ayetler varken bu kanunu haklı gösterebilir misiniz? Zira kardeş ve evlat katli öyle bir noktaya geliyor ki, kundaktaki bebekler, hatta hamile olan cariyelerin öldürülmesine kadar gidiyor; ola ki erkek bebek dünyaya getirirler diye. Örneğin 3. Mehmet tahta çıktığı gün 19 kardeşini boğdurtarak tarih sayfalarına kara bir leke bırakmıştır. Kanuni'nin, oğlu Şehzade Mustafa'yı öldürdüğü sahneler meşhur diziyi izlerken hepimizin kanını dondurdu ama birçoğumuzun bunu 500 sene sonra bir TV dizisinden öğrenmiş olmamız da trajikomik bir durumdu. Kanuni, Mustafa'nın oğlu Mehmet'i, Şehzade Beyazıt'ı ve 5 oğlunu da daha sonra boğdurtuyordu. Bu arada hanedan kanı kıymetli ve kutsal görüldüğünden boğarak öldürüyorlardı, kanları akıtılmıyordu. 

'Fatih'in annesi Ortodoks bir Hıristiyan olarak ölmüştür'

Fatih tahta çıktıktan sonra memleketi Sırbistan'a geri dönmek isteyen annesi Maria Despina'yı, Sırbistan'ın Toblica ve Glubotçitsa bölgelerini, dedesi Curac Brankoviç'e verdiğini bildiren bir fermanla Sırbistan'a gönderir. Dedesi ölünce annesini Osmanlı Ülkesine geri getirir ve Selanik'teki Küçük Ayasofya Manastırı ile çevresindeki geniş araziyi bir fermanla annesine tahsis eder.

Aslı bugün Topkapı arşivinde bulunan bu fermanda Fatih şöyle buyurmaktadır: "Bu devrin Hıristiyan kadınlarının en yücelerinden olan anam Despina Hatun, Selanik'te Küçük Ayasofya adıyla bilinen manastırı şeriat kurallarına göre satın almış. Gerekli belgesi de varmış. Ben de uygun bulup bu fermanı verdim ki manastıra sahip olsun. Dilerse satsın, dilerse bağışlasın, hiç kimse engel olmasın, bozmasın, değiştirmesin, içindekilerden vergi alınmasın. Kimse tedirgin etmesin. Bu fermanı görenler gerçek olduğuna inansın."

Bizlerin Haseki Hüma Sultan olarak bildiğimiz Maria Despina ömrünün sonuna kadar bu manastırda rahibe hayatı yaşamış ve 1487 yılında Ortadoks bir Hıristiyan olarak ölmüştür.
Fatih'in, Kayser-i Rum unvanını birçok mektubunda kullanması, üzerinde kendi silueti olan bronz madalyon bastırması -madalyon denmiş çünkü o zamana kadar sikkelerde sadece Osmanlı tuğrası bulunuyor- kendini Rum Bizans hükümdarı olarak gördüğü şeklinde yorumlanıyor. 
"Fatih'in mezarının bulunduğu Fatih Camii'nin ve türbenin inşa edildiği alanın çok önemli bir özelliği var: İstanbul'un kurucusu olduğuna ve şehre ismini verdiğine inanılan İmparator Konstantin de, 337'deki ölümünden sonra aynı yere defnedilmişti. İstanbul'da inşa edilmiş ilk Hıristiyan mabedi olan Havariler Kilisesi, bugün Fatih Camii'nin olduğu alanda bulunuyordu. Fetih sırasında kilise harap haldeydi. Fatih, kendi ismini taşıyacak olan caminin, kilisenin yerine inşa edilmesini, öldüğünde de camiin avlusuna defnedilmeyi istedi. Hükümdarın arzusunun sebebi hâlâ tartışılıyor ama en kuvvetli görüş, Fatih'in kendisini "Osmanlı hükümdarı" değil, "Roma İmparatoru" olarak görmesi ve "Yeni Roma" olan Bizans'ın kurucusu Konstantin ile aynı yerde yatma arzusu ve bir yerde de kendisinin "Roma'nın son imparatoru" olduğunu ilân etmekti." diyor tarihçi Murat Bardakçı. 

'Sahte fetvayla Müslümanlar katledildi'

Gelelim Yeni Osmanlıcıların çok sevdiği diğer bir padişah Yavuz Sultan Selim'e... Babası Beyazıt döneminde 20 yıl Trabzon valiliği yapan Yavuz, doğu hakkında ciddi bilgi sahibi olmuş ve İslam ülkelerinin başına geçmeyi kafasına koymuştu. Tahta geçer geçmez de yüzünü doğuya çevirmiştir. Savaşacağı kişilerin de Müslüman olmasından dolayı tepki almamak için şeyhülislamı olan Müftü Nurettin El Hamza'ya 1512 yılında Kızılbaşlarla ilgili fetva verdirtmiştir.

Bu fetvada, Kızılbaşlar kâfir ve dinsiz olarak tanımlanmış, onları öldürmenin vacip ve farz olduğu, öldürenlerin gazi, bu yolda ölenlerin şehit olacağı söylenmiştir. Fetva'da ayrıca bu topluluğun durumu kâfirlerin halinden daha kötüdür. Bu topluluğun kestiği ve avladığı hayvanlar murdardır. İslam'ın Sultanının onlara ait kasabalardakileri bütün insanları öldürüp mallarını, miraslarını, evlatlarını alma hakkı vardır denilmekteydi.

Bilmem bu fetvalar size yakın tarihten ne hatırlatıyor. Suriye'de savaş ilk çıktığı zamanlarda oradaki Şii halk için benzer fetvalar verildiğini hepimiz hatırlıyoruz sanırım. İşte Çaldıran ve Ridaniye savaşları sonrası bu sefer Mısır'a yöneliyor Yavuz. O dönem Mısır'da aynen Anadolu'da katlettiği Kızılbaşlar gibi Türk soyundan olan Memluklular var ve himayelerinde Abbasi Halifesi bulunuyor. 
Yavuz Mısır'ı işgal ediyor ve halifelik unvanını alıyor. Fakat Arap dünyası halifeliğin bir Türk hükümdara geçmesine sıcak bakmıyorlar. Yavuz da başta Ebu Suud olmak üzere 2000 kadar Arap ulemayı İstanbul'a davet ederek, onlara maaş, mal, arazi vererek Osmanlı topraklarına yerleşmelerini sağlıyor. Bundan sonra Osmanlı Sarayı'nda bu ulemanın etkisiyle Sünni bakış açısı baskın hale geliyor. Bunun yanında Türk'üm Türkmen'im diyen Kızılbaş denip aşağılanıyor. Çünkü Türk olmak Hacı Bektaşi Veli kültüründen gelmek ve Ehl-i Beyt'i sevmek anlamına geliyordu. 

Kuyucu Mehmet Paşa Türkleri diri diri gömdü

Bu ekolü sonraki padişahlar da devam ettirdiler. Örneğin; 1. Ahmet dönemi paşalarından olan Hırvat asıllı Kuyucu Murat Paşa bu lakabını Anadolu'daki Türk halkı kuyulara doldurup diri diri gömdüğü ya da kafalarını kesip kuyulara attığı için almıştır. 158 bin insanı bu şekilde kuyulara gömdüğü rivayet edilmektedir. 
1603 yılında çıkarılan bir kanunla Ehl-i Beyt ekolünden gelen Türk Tekkeleri kapatılır ve yasaklanır. Yerine Halidi Nakşi tekkeler kurulur. Türkler saraydan ve ordudan tasfiye edilir. Bir taraftan da sarayı ele geçiren Halidi Nakşi şeyhülislamlar verdikleri fetvalarla Osmanlı'nın geri kalmasına sebep olurlar. Batı'da Rönesans yaşanırken örneğin matbaa bize onlardan 240 yıl sonra gelir. 

Nakşiler İngilizlerin lehine fetvalar veriyor

1826'da 2. Mahmut'un girişimi ile Yeniçeri ordusunun dağıtılması ve Vakayi Hayriye denilen olayın ardından başlayan iman yoklamaları ile beraber artık Tekkeler ve Dergahlar tamamen Nakşileşmiş hatta Kadiri Bektaşi kökenli olanların bazıları varlık gösterebilmek için Nakşi olduklarını söylemek zorunda kalmışlar ve zamanla dönüşmüşlerdir. Diğerleri kapatılmış, itiraz edenler ciddi işkenceler görmüş, öldürülmüşlerdir.

Kurtuluş Savaşı sürecine gelindiğinde bu Nakşi tekkelerin ve şeyhlerinin İngiliz himayesinin hayırlı olduğuna dair verdikleri fetvalar ve Kuvayi Milliye aleyhinde yaptıkları konuşmalar düşünüldüğünde Yeni Osmanlıcıların hiç sevmediği, dinsiz dedikleri Atatürk'ün 30 Kasım 1925'te Tekke ve Zaviyeleri kapatmasının ne kadar doğru bir karar olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor. Çünkü Atatürk aslında Ehl-i Beyt İslam'ına, Türk birliğine ve tam bağımsızlığa karşı olan tekkeleri kapatmış oldu. 

'Atatürk, Türklere itibarını iade etmiştir'

Yine 29 Ekim 1933'te 10. Yıl Nutku'nda "Ne mutlu Türk'üm diyene" derken de aslında Anadolu'daki Türk halka taa Yavuz zamanından beri maruz kaldıkları muameleyle kaybettiği itibarını iade etmiştir. Türk'üm demekten korkmayın, gurur duyun demiştir. Çünkü onun için de Türklük Hacı Bektaşi Veli'nin temellerini attığı gibi bir üst kimliktir. Türk demek Müslüman olan ve bu topraklar üzerinde yaşayan Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Arnavut, Boşnak vs. ne kadar halk varsa hepsini bir ve beraber yapmak anlamı taşıyordu. 

'Bir de Abdülhamit'e bakalım'

Yeni Osmanlıcıların Atatürk'e dinsiz derken bir başka gerekçeleri de onun içki içmiş olmasıdır. Biz haşa içki içmek haram değildir demiyoruz. Ancak Yeni Osmanlıcıların sürekli anlattıkları, gençlere bir idol gibi sundukları Sultan Abdülhamit'e bir bakmak lazım. 
Cumhuriyetten daha 22 sene önce Abdülhamit'in başmabeyincisi Sarıcazade Ragıp Paşa Tekirdağ'da ilk rakı fabrikasını üstelik de dönemin şeyhülislamının onayıyla kurmuştur. İlk bira fabrikası da Abdülhamit döneminde kurulmuştur. Ne tesadüftür ki ilk şampanya fabrikası da. Ama kendisi Rom içermiş çünkü "Kur'an'da şarap diyor, bu şekerden yapılıyor" diyerek, Rom içmenin günah olmadığını söylediğini kendi torunu ifade ediyor. Bu arada Abdülhamit'in aynı zamanda İslam halifesi olduğunu unutmayalım. Ayrıca 622 yıllık imparatorluk döneminde Osmanlı'nın en çok toprak kaybettiği padişahtır. Tahtta kaldığı sürede 1 milyon 592 bin kilometrekare toprak kaybetmiştir. Yani bugünkü Türkiye'nin iki katı kadar. Koca bir imparatorluğu ağır yenilgiye uğratan, askeri olarak hiçbir başarı gösteremeyen Abdülhamit kahraman, cennetmekan ama büyük mücadeleler ve başarılarla yepyeni bir devlet kuran Atatürk cehennemlik, dinsiz. Bu reva mıdır soruyorum sizlere...

Nü resim çizen Halife!

Gelelim son halife, dedemiz diye ifade edilen Abdülmecit'e. Kendisi ressamdı. Paris'te sergi bile açmıştı. Nü resimler çizer, çıplak model kullanırdı. Hatta haremdeki kadınları sarayın bahçesindeki havuzun etrafında çıplak olarak resmettiği 'Avluda Kadınlar' isimli tablosu, 2013'te açık arttırmayla 1 milyon 600 bin liraya satıldı. Kesinlikle yanlış anlaşılmasın sanata ve sanatçıya saygımız sonsuz. İsteyen istediği resmi çizebilir, ama İslam halifesi sıfatı taşıyan bir kişinin nü resimler yapmasının yorumunu sizlere bırakıyorum. Bu halife örneklerine bakılınca 3 Mart 1922'de Atatürk'ün hilafeti kaldırmasının ne kadar isabetli olduğu da sanırız ki açıktır. 

Osmanlı'da halkın durumu

Ayrıca Osmanlı Osmanlı diyenler saraydaki ihtişama vurulanlar acaba biliyorlar mı? 1923'te Osmanlı'dan Türkiye Cumhuriyeti'ne kalan miras neydi? Erkeklerin sadece yüzde yedisi, kadınların sadece binde dördü okuma yazma biliyordu. Okul yaşı gelen her dört çocuktan üçü okula gitmiyordu. Toplam 4 bin 894 ilkokul, sadece 72 ortaokul, 23 lise vardı. Türkiye'nin tüm liselerinde sadece 230 kız öğrenci kayıtlıydı. Öğretmenlerin üçte birinin öğretmenlik eğitimi yoktu. Tek üniversite vardı, Darülfünun. O da bilimsellikten çok uzaktı. 
Hani Harf devrimi yapıldı, bir gecede cahilleştirildik diyorlar ya, hani Atalarımızın mezar taşlarını okuyalım diye Osmanlıcayı ders olarak koydular ya okullara. Görüyoruz ki Harf Devriminden önce de herkes Osmanlıcayı sular seller gibi okumuyordu. Ülke nüfusu 13 milyon civarıydı, 11 milyon kişi köyde yaşıyordu. 40 bin köy vardı, 38 bininde okul yoktu. Traktör sayısı sıfırdı, karasaban vardı. Doğan her iki bebekten biri ölüyordu. Memlekette sadece 337 doktor vardı. Sadece 60 eczacı vardı ve sadece 8'i Türk'tü. Diş hekimi sıfırdı. Ortalama ömür 40 yıldı. Yani sizin anlayacağınız Osmanlı'da halkın yaşadığı hayat hiç de parlak değildi. Filmlerde izleyip hayran olduğumuz saraydaki o ihtişamlı hayattan eser yoktu. Halk ağır vergiler altında eziliyordu. Ticareti genelde gayrimüslimler yapardı ve zenginlerdi. 

'Atatürk derin İslami bilgiye sahipti'

Bütün bunları gözden geçirdiğimizde Atatürk'ün böyle bir haldeki halktan ve çökmüş bir imparatorluğun küllerinden nasıl yeniden bir cumhuriyet doğurduğuna, sanayileşme kalkınma, eğitim, sağlık, tarım gibi bir sürü alanda ülkeyi nereden nereye getirdiğine hayret etmemek, hayran olmamak imkansızken nasıl olup da ona böyle düşmanca davranılabildiğini anlamak mümkün değil. Hafızı Kelam olan, camide saatlerce Cuma hutbesi verebilecek kadar İslami bilgiye sahip bir insana dinsiz damgası vurup ona cehennemlik demek bu vatana ihanettir. 

'Geçmişi doğrularıyla yanlışlarıyla değerlendirmek lazım'

Yanlış anlaşılmasın Osmanlıyı reddetmek ya da kötülemek değil asla amacımız. Osmanlının mimaride, sanatta, askeri alanda müthiş eserleri var ve hepsiyle de gurur duyuyoruz. Ancak bizim tarih bilincinden anladığımız geçmişimizi doğrularıyla yanlışlarıyla, hatalarıyla sevaplarıyla beraber değerlendirip dersler çıkarmak, geçmişte yapılan hataları tekrarlamamak, doğru ve güzel şeyleri de alıp geliştirerek sürdürmektir.

Örneğin tarihte ilk üstün zekalılar okuludur Enderun. Birçok ülkede örnek alınmıştır. Bizim şu an üstün zekalılar eğitimine dair yaptığımız pek bir şey yok mesela. 
Ancak devşirme yöntemiyle öğrenci alması, Türk öğrenci alınmaması oradan yetişen paşaların ilerleyen zamanlarda saray entrikaları içinde yer alıp Osmanlı'nın sonunu hazırlamaları ile sonuçlanmıştır. Bizler tabi ki Osmanlı'nın devamı niteliğinde, aynı topraklarda hüküm süren bir devletiz. Dolayısıyla onların torunlarıyız. O yüzden de Osmanlı'yı çöküşe sürükleyen tehlikelerin birçoğu bizim için de geçerli. Onun için dikkatli olmalıyız. 
Örneğin Osman Gazi ve Orhan Gazi dışında hiçbir padişahın annesi Türk değildi. Hepsi farklı ülkelerden gelmiş cariyelerdi. Padişahların hareminde Türk kadın neredeyse yoktu. Bu da Osmanlı'nın sonunu hazırlayan faktörlerin başında geliyordu. Türk ve Müslüman'ın örf adet ve değerlerini bilmeyen bir anne ve devşirme lalalarla büyüyen padişahların İslami ölçülerle yetişmesini beklemek herhalde onlara haksızlık olur. 

'Osmanlı devri kapanmıştır'

Daha pek çok şey söylenebilir ama tarih bilgisi ve bilinci her vatandaşta olması gerekir ki bize her anlatılana inanmayalım. Bizi yanlış yönlendirmek isteyen herkese inanıp kanmayalım. İç ve dış kaynaklı oyunlara gelmeyelim. Bir programda Mehter marşı duyduğumuzda hepimiz duygulanıyoruz, içimiz coşuyor ama bu, Osmanlı'yı yeniden diriltmemiz gerektiği anlamına gelmez. Osmanlı devri kapanmıştır.

Onun içinden kahramanlar çıkarmaya çalışmak beyhude bir çabadır. Buna ihtiyacımız da yok. Türkiye Cumhuriyeti devletinin zaten Mustafa Kemal Atatürk gibi bir kahramanı var. Bizim sadece onu doğru tanımaya ve anlamaya ihtiyacımız var. Bugün bizler toplumda bu bilince sahip nadir insanlarız. Bu bilinci kazanmamızı sağlayan, bizi gerçek Atatürk'le buluşturan, doğru bakış açısını bize kazandıran Hoca Atatürk Prof. Dr. Haydar Baş'a bu vesileyle şükranlarımızı sunuyoruz. Bugüne kadar kafamızı karıştıran, ikileme düşmemize sebep olan her noktayı netleştirip, taşları yerine oturttuğu, geleceğe güvenle bakmamızı sağladığı için ona minnettarız. 

'Son söz Atatürk'ten olsun'

Son söz yine Atatürk'ten olsun. 1927'de Ankara'da yaptığı bir konuşmasında:
"Efendiler! Biz tekke ve zaviyeleri din düşmanı olduğumuz için değil, bilakis bu gibi yapılar din ve devlet düşmanı oldukları, Selçuklu ve Osmanlı'yı bu yüzden batırdığı için yasakladık. Çok değil yüz yıla kalmadan eğer bu sözlerime dikkat etmezseniz göreceksiniz ki bazı kişiler bazı cemaatlerle bir araya gelerek bizlerin din düşmanı olduğunu öne sürecek, sizlerin oyunu alarak başa geçecek, ama sıra devleti bölüşmeye geldiğinde birbirlerine düşeceklerdir. Ayrıca unutmayın ki o gün geldiğinde her bir taraf diğerini dinsizlikle ve vatan hainliği ile suçlamaktan geri kalmayacaktır." 
Atatürk bu konuşmayı yapalı tam 90 yıl oldu. Teşekkürler?"

SELİM AYANOĞLU / AFYONKARAHİSAR


Sağanak sadece İstanbul’u vurmadı

İstanbul’u vuran rekor yağış dalgası komşu illeri de es geçmedi. Kocaeli, Sakarya, Yalova, Düzce ve Zonguldak’ta metrekareye düşen yağış miktarı 120 kilogramı bulurken, valilikler peş peşe eğitime ara verme kararı aldı. Altyapıların tıkandığı bölgelerde nehirler taştı, cadde ve sokaklar göle döndü

15.10.2026 19:30:00
Haber Merkezi
 
Sağanak sadece İstanbul’u vurmadı
Sağanak sadece İstanbul’u vurmadı
Meteoroloji Genel Müdürlüğü ile Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) tarafından yapılan peş peşe uyarıların ardından, Türkiye'nin kuzeybatısı son yılların en ağır hava muhalefetiyle karşı karşıya kaldı.

İstanbul'da rekor seviyelere ulaşan yağışlar, megakentin sınırlarını aşarak tüm Marmara'nın doğusu ve Batı Karadeniz şeridini etkisi altına aldı. Başta Kocaeli, Sakarya, Yalova, Düzce ve Zonguldak olmak üzere birçok ilde su baskınları, taşkınlar ve ulaşımda büyük aksamalar meydana geldi.


Komşu illerde hayat durma noktasına geldi


Şiddetli sağanağın günlük yaşamı ve ulaşım altyapılarını felç etmesi üzerine Kocaeli, Sakarya, Yalova, Düzce ve Zonguldak valilikleri, öğrencilerin güvenliğini sağlamak amacıyla resmi ve özel tüm eğitim kurumlarında yüz yüze eğitime 1 gün ara verildiğini açıkladı.

Tatil kararlarının yanı sıra, bu illerdeki kamu kurumlarında çalışan hamile, engelli, kronik rahatsızlığı bulunan personel ile küçük çocuğu olan kadın çalışanlara idari izin verildi. Yoğun yağışın yolları akarsuya dönüştürdüğü Kocaeli ve Sakarya gibi kentlerde, motosiklet, scooter ve benzeri iki tekerlekli araçların trafiğe çıkışı ikinci bir emre kadar tamamen yasaklandı.


Nehirler taştı, alt geçitler tıkandı


Yetkililerden alınan son verilere göre Marmara'nın doğusu ve Karadeniz kıyılarında yağış miktarı yer yer metrekareye 120 kilograma ulaştı.

Sakarya ve Düzce'de düşük kotlu bölgelerde bulunan yüzlerce evi ve iş yerini su bastı. Altyapıların yetersiz kaldığı noktalarda vatandaşlar kendi imkanlarıyla mazgalları açmaya çalışırken, belediye ve AFAD ekipleri botlar ve iş makineleriyle tahliye operasyonları yürüttü. Köy yollarında meydana gelen küçük çaplı toprak kaymaları nedeniyle ulaşım hatlarında uzun araç kuyrukları oluştu.

Kocaeli ve Yalova'da ana arterler sular altında kalırken, sanayi sitelerindeki dükkanlarda maddi hasar meydana geldi. Deniz Otobüsleri (İDO) olumsuz hava şartları ve fırtına nedeniyle Marmara genelindeki birçok iç ve dış hat seferini iptal etmek zorunda kaldı.

Zonguldak'ta şiddetli rüzgarla birleşen sağanak, kıyı şeridinde dalga boyunun yükselmesine ve deniz suyunun iç kesimlere ilerlemesine yol açtı.


Yurtlar boşaltıldı, evler sel sularında sürüklendi


Sakarya Valiliği tarafından yapılan son resmi açıklamaya göre, kent genelindeki afet noktalarından 112 Acil Çağrı Merkezi'ne tam 420 ihbar ulaştı. Meteoroloji istasyonlarından alınan verilere göre, kentin bazı bölgelerinde son 24 saatte metrekareye düşen yağış miktarı 254,8 milimetreyi bularak ekstrem seviyelere ulaştı.


700 öğrenci yurtta mahsur kaldı


Karasu ilçesinde yaşanan taşkınlar nedeniyle bölgedeki Kredi ve Yurtlar Kurumu (KYK) kız öğrenci yurdunun alt katlarını su bastı. Yurdun çevresinin tamamen göle dönmesi üzerine çok sayıda öğrenci binada mahsur kaldı.

AFAD, itfaiye ve belediye ekiplerinin koordineli çalışmasıyla başlatılan tahliye operasyonunda, botlar ve iş makineleri kullanılarak mahsur kalan 89 kişi başta olmak üzere öğrenciler güvenli bölgelere nakledildi.


Evler temelinden koparak akıntıya kapıldı


Akyazı ilçesine bağlı Kepekli köyünde ise adeta can pazarı yaşandı. Aşırı yağış nedeniyle debisi kontrolsüz şekilde artan Kanlıçay Deresi taştı. Taşkın sularının dere kenarındaki toprak zemini aşındırması sonucu, biri prefabrik diğeri ahşap olan iki köy evi temelinden sökülerek sel sularına kapıldı.

Evlerin yıkılacağını ve kayacağını son anda fark eden aileler, yapılar suya gömülmeden saniyeler önce kendilerini dışarı atarak mutlak bir faciadan kurtuldu. Ahşap evin sel sularında bir tekne gibi sürüklendiği anlar ise çevre sakinlerinin cep telefonu kameralarına yansıdı.


Bakanlıktan kritik uyarı: Risk devam ediyor


İçişleri Bakanlığı koordinesinde yürütülen afet çalışmalarına dair açıklamalarda bulunan yetkililer, yurt genelinde 55 binin üzerinde personelin ve binlerce aracın felaket bölgelerine sevk edildiğini bildirdi. Yağışların önümüzdeki saatlerde de Marmara'nın doğusu ve Batı Karadeniz'de etkisini sürdüreceğini hatırlatan Meteoroloji, sarı ve turuncu kodlu uyarıların geçerli olduğu illerde vatandaşların ani sel, su baskını, yıldırım ve çatı uçması gibi tehlikelere karşı kesinlikle zorunlu olmadıkça dışarı çıkmamalarını önemle tavsiye ediyor.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Asya'da Karşılıklı İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı'nın (CICA) 7. Zirvesi’ne katılmak ve ikili temaslarda bulunmak üzere Azerbaycan'ın başkenti Bakü’ye gitti. Fidan zirvede tarihi bir protestoya imza attı

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, resmi temaslarda bulunmak üzere gittiği Azerbaycan'ın başkenti Bakü’de Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından kabul edildi. Bakan Fidan, "Asya'da Karşılıklı İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı" (CICA) 7. Zirvesi'ne katılmak için Bakü'ye gitti

15.10.2026 15:27:00
Haber Merkezi
 
 Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Asya'da Karşılıklı İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı'nın (CICA) 7. Zirvesi’ne katılmak ve ikili temaslarda bulunmak üzere Azerbaycan'ın başkenti Bakü’ye gitti. Fidan zirvede tarihi bir protestoya imza attı
 Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Asya'da Karşılıklı İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı'nın (CICA) 7. Zirvesi’ne katılmak ve ikili temaslarda bulunmak üzere Azerbaycan'ın başkenti Bakü’ye gitti. Fidan zirvede tarihi bir protestoya imza attı
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Asya'da Karşılıklı İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı'nın (CICA) 7. Zirvesi'ne katılmak ve ikili temaslarda bulunmak üzere Azerbaycan'ın başkenti Bakü'ye gitti. Fidan zirvede tarihi bir protestoya imza attı. Bakan Fidan ve beraberindeki heyet, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un konuşması başladığı anda İran, Pakistan, Filistin ve Kuveyt temsilcilerinin de aralarında olduğu 10'dan fazla ülkenin temsilcileriyle birlikte salonu terk etti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı temsilen Bakü'deki CICA 7. Zirvesi'ne katılan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İsrail'in Filistin'e yönelik saldırılarına ve ihlallerine uluslararası alanda en sert yanıtı verdi. İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un zirvenin öğle oturumunda konuşma yapmak üzere kürsüye çıktığı anda Bakan Fidan ve 10'u aşkın ülke temsilcisi yerlerinden kalkarak salonu boşalttı.

'BAĞLILIĞI SÜRDÜREMEYİZ'
Zirvedeki hitabında Filistin meselesine özel vurgu yapan Bakan Fidan, barış ve karşılıklı güven prensiplerinin tüm üyeler için geçerli olması gerektiğini kaydetti. Fidan, "CICA üyesi olan İsrail, sistematik baskı politikası izleyerek Filistin halkının temel haklarını ihlal ederken bu bağlılığı sürdüremeyiz. Üyemiz Filistin'in haklarını desteklemek ve devam eden zulüm ile ağır ihlallere karşı durmak konusunda kararlı bir tutum sergilemeliyiz. Kalıcı çözüm, 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve egemen bir Filistin Devletinin kurulmasını gerektirmektedir" dedi.

ALİYEV İLE GÖRÜŞTÜ
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İsrail Cumhurbaşkanı Herzog kürsüye çıkınca salonu terk etti - Resim : 1

Bakü'deki temasları kapsamında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda kabul edildi. Basına kapalı gerçekleşen görüşmede Türkiye ile Azerbaycan arasındaki stratejik ortaklık, Güney Kafkasya'daki barış ve istikrar süreçleri ile bölgesel güvenlik konuları ele alındı.

LAVROV İLE GÖRÜŞTÜ
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İsrail Cumhurbaşkanı Herzog kürsüye çıkınca salonu terk etti - Resim : 2

Bakan Fidan, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile görüştü.

ÇİNLİ MEVKİDAŞI İLE GÖRÜŞTÜ
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İsrail Cumhurbaşkanı Herzog kürsüye çıkınca salonu terk etti - Resim : 3

Fidan daha sonra Çin Halk Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Wang Yi ile görüştü.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) toplam rezervleri, 9 Ekim haftasında bir önceki haftaya göre 4 milyar 187 milyon dolar artışla 171 milyar 575 milyon dolara yükseldi

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) toplam rezervleri, 9 Ekim haftasında bir önceki haftaya göre 4 milyar 187 milyon dolar artışla 171 milyar 575 milyon dolara yükseldi

15.10.2026 15:17:00
AA
 
 Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) toplam rezervleri, 9 Ekim haftasında bir önceki haftaya göre 4 milyar 187 milyon dolar artışla 171 milyar 575 milyon dolara yükseldi
 Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) toplam rezervleri, 9 Ekim haftasında bir önceki haftaya göre 4 milyar 187 milyon dolar artışla 171 milyar 575 milyon dolara yükseldi
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) toplam rezervleri, 9 Ekim haftasında bir önceki haftaya göre 4 milyar 187 milyon dolar artışla 171 milyar 575 milyon dolara yükseldi

Buna göre, 9 Ekim itibarıyla Merkez Bankasının brüt döviz rezervleri 4 milyar 241 milyon dolar artarak 64 milyar 567 milyon dolara çıktı. Brüt döviz rezervleri, 2 Ekim'de 60 milyar 326 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu.

Bu dönemde altın rezervleri ise 54 milyon dolar azalışla 107 milyar 62 milyon dolardan 107 milyar 8 milyon dolara geriledi.

Böylece Merkez Bankasının toplam rezervleri, 9 Ekim haftasında bir önceki haftaya göre 4 milyar 187 milyon dolar artışla 167 milyar 388 milyon dolardan 171 milyar 575 milyon dolara yükseldi.

Reyhanlı saldırısı sanığı terörist “Mihraç Ural”ın (Ali Kiyali) kaçmaya çalışırken Suriye’de yakalandı

Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde 53 kişinin hayatını kaybettiği 2013’teki bombalı saldırının sanığı terörist Mihraç Ural'ın ( Ali Kiyali) Suriye'de, yurt dışına kaçmaya çalışırken yakalandığı bildirildi

15.10.2026 14:30:00
AA
 
Reyhanlı saldırısı sanığı terörist “Mihraç Ural”ın (Ali Kiyali) kaçmaya çalışırken Suriye’de yakalandı
Reyhanlı saldırısı sanığı terörist “Mihraç Ural”ın (Ali Kiyali) kaçmaya çalışırken Suriye’de yakalandı
Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 53 kişinin hayatını kaybettiği 2013'teki bombalı saldırının sanığı terörist Mihraç Ural'ın ( Ali Kiyali) Suriye'de, yurt dışına kaçmaya çalışırken yakalandığı bildirildi.

Suriye Resmi Haber Ajansı SANA'nın haberine göre, Reyhanlı ilçesinde 53 kişinin yaşamını yitirdiği 2013'teki bombalı saldırının sanığı ve 2013'te Suriye'nin sahil bölgesindeki Banyas ve Beyda köylerindeki katliamların baş sorumlusu Mihraç Ural, yurt dışına kaçmaya çalışırken sınırda yakalandı.

Suriye Genel İstihbarat Teşkilatının, terörist Ural'ı sınırdan kaçmaya çalıştığı sırada gözaltına aldığı belirtildi.

Terörist Ural'ın hangi ülkeye kaçmaya çalıştığına ilişkin bilgi verilmedi.

Terörist Mihraç Ural kimdir?
1956 Antakya doğumlu olan Mihraç Ural, yasa dışı örgüt faaliyetleri nedeniyle tutuklu olduğu Türkiye'den 1982'de Suriye'ye firar etti.

Ural, Esed ailesiyle akrabalığı olan eşi Malak Fadel üzerinden dönemin Devlet Başkanı Hafız Esed'in kardeşi Cemil Esed ile yakın ilişkiler kurdu. Edindiği imtiyazlar sayesinde Suriye'de varlıklı biri haline geldi. Hatay'ın Samandağ ilçesi başta olmak üzere civar bölgelerdeki halkın Suriye rejimine sempatisini sağlamak için çalıştı.

Ural, Arap Baharı ve Suriye'deki halk hareketlerinin başlamasının ardından 2012 yılı başlarında mezhepsel taban üzerinde faaliyet gösteren "İskenderun Sancağının Kurtuluşu İçin Halk Cephesi - Suriye Direnişi" örgütünü harekete geçirdi.

Aynı yıl, oğlu Bedrettin İbrahim Ural da Suriye ordusunda teğmen rütbesiyle göreve başladı.

Kendisine bağlı milislerle Lazkiye'nin Keseb ve Basit bölgelerinde hakimiyet kuran Ural'ın adı, 3 Mayıs 2013'te, Suriye'nin sahil şeridinde Sünnilerin yaşadığı Banyas ve Beyda köylerinde çoğunluğu kadın ve çocuk en az 150 kişinin öldürüldüğü katliamda geçti.

Ural, Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013'te 53 vatandaşın hayatını kaybettiği bombalı saldırılarda da rol oynamıştı. Olayı soruşturan Adana Cumhuriyet Savcılığı iddianamesinde, terörist Mihraç Ural'ın saldırıyı devrik Esed rejiminin istihbaratıyla planladığı tespit edilmişti.

Suriye Direnişi Örgütü elebaşısı Ural, 1970'de kurulan yasa dışı Türkiye Halk Partisi Cephesi'nden (THKP-C) kopanların oluşturduğu THKP-C/Acilciler Örgütü'nün de kurucuları arasında yer alıyor. Ural, uzun yıllar Acilciler grubunun önde gelen yöneticilerinden oldu.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Bakü'de bir araya geldi

Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de CICA Zirvesi'ne katılan Lavrov ve Fidan, ikili görüşme gerçekleştirdi

15.10.2026 14:05:00
Haber Merkezi
 
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Bakü'de bir araya geldi
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Bakü'de bir araya geldi
Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de CICA Zirvesi'ne katılan Lavrov ve Fidan, ikili görüşme gerçekleştirdi.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Bakü'de düzenlenen Asya'da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı'nın (CICA) 7. Zirvesi marjında görüştü.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, Lavrov ve Fidan arasındaki görüşmeden bir kare paylaştı.

İstanbul'da şiddetli yağışın olumsuz etkileri sürüyor

İstanbul genelinde 2 gündür görülen şiddetli yağışın olumsuz etkileri devam ediyor

 

15.10.2026 10:41:00
Anadolu Ajansı
 
İstanbul'da şiddetli yağışın olumsuz etkileri sürüyor
İstanbul'da şiddetli yağışın olumsuz etkileri sürüyor

Önceki gün başlayan ve dün akşam saatlerinde etkisini artıran sağanak nedeniyle kentte cadde ve sokaklar adeta göle döndü, bazı alt geçitleri, evleri ve iş yerlerini su bastı. Yağışın neden olduğu olumsuzluklar günün ağarmasıyla daha net ortaya çıktı.

Sağanağın ardından Sarıyer Ayazağa Kemerburgaz Caddesi'nde suların yükselmesi sonucu bazı araçlar mahsur kaldı. Suyun yükselmesiyle adeta göle dönen caddede ulaşım tamamen durdu. Polis ekipleri, dubalarla yolu kapatarak önlem aldı.

Ayazağa'daki beton fabrikasında çalışan işçiler, dün geceden beri mahsur kaldıkları fabrikadan kepçe yardımıyla kurtarıldı.

Kurtarılan işçilerden Ömer Artık, gazetecilere yaptığı açıklamada, dünden beri fabrikada mahsur kaldıklarını anlatarak, "14 saat olmuştur. Kepçe bizi buraya getirdi. Yeni çıkardılar. Yaklaşık 30 kişi orada bekliyor, onların da kurtulmasını bekliyoruz. Etraftaki fabrikadakilere de yardım ettik, onları yanımıza alıp koğuşlara yerleştirdik. Onları da kepçe alıp buraya getirecek. İş yerini su bastı, 2-3 metre su vardı, boyumuzu aşıyordu. Dere de taştığı için artık hiç dışarı çıkamıyorduk." diye konuştu.

Kağıthane'deki Sadabad Camisi su altında kaldı

Beylikdüzü Adnan Kahveci Mahallesi'nde bir inşaatın temelinde toprak kayması yaşandı. Olayın ardından sokağın bir kısmı, belediyeye bağlı zabıta ekiplerince kapatıldı.

Ataşehir Örnek Mahallesi'nde yağışın etkisiyle sokak aralarında su birikintileri oluştu. Bölgeye gelen ekipler, vatandaşların ilerlemekte güçlük çektiği sokaktaki mazgalları açarak suyu tahliye etmeye çalıştı.

Kağıthane Sadabat Caddesi'nin bulunduğu bölgede yağış, trafikte aksamalara neden oldu.

İlçedeki derenin debisinin de yükselmesiyle Sadabad Camisi'nin bahçesi ve içi dün akşam su altında kaldı. Sabah saatlerinde ise caminin son durumu dron ile havadan görüntülendi.

Şiddetli yağış nedeniyle Kağıthane'deki Cendere Deresi ile Küçükçekmece'deki Nakkaş ve Ayamama derelerinin debisinin yükseldiği görüldü.

Arnavutköy'de de evlerine su dolan bazı vatandaşlar, kendi imkanlarıyla suyu tahliye etmeye çalıştı.

Trafik yoğunluğu yüzde 36 civarında

İstanbul Valiliğince il genelinde resmi ve özel tüm eğitim kurumlarında "yüz yüze eğitim" faaliyetlerine bir gün ara verilmesi, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan engelli, hamile, gazi, malul gazi ve 8 yaşından küçük çocuğu bulunan kadın personelin idari izinli sayılmasının da etkisiyle kent genelindeki trafik yoğunluğunun diğer günlere göre azaldığı gözlendi.

İBB CepTrafik uygulaması verilerine göre, saat 09.45 itibarıyla kent genelindeki trafik yoğunluğu yüzde 36 olarak kaydedildi.

Vatandaşların sık kullandığı metro, tramvay, metrobüs ve otobüs duraklarında genel olarak yoğunluğun bulunmadığı görüldü.

Sabah mesailerine başlamak üzere işe gidenler ise yağış ve fırtına nedeniyle zaman zaman zor anlar yaşadı.

Yağış ulaşımda aksamalara ve kazalara neden oldu

Şiddetli yağışın etkisiyle kentin bazı bölgelerindeki yollarda ulaşımda aksamalar yaşanıyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Ulaşım Yönetim Merkezinin sosyal medya hesabından yapılan paylaşımlara göre, "Vatan Caddesi" olarak bilinen Adnan Menderes Bulvarı Aksaray yönünde zemin çökmesi nedeniyle sağ şerit trafiğe kapatıldı. Bölgede trafik yoğunluğu yaşanıyor.

Kemerburgaz Selanik Bulvarı-Cendere arasında da çift yönlü olarak trafik akışı sağlanamıyor. Kemerburgaz Bahçeköy Caddesi-Bahçeköy arasındaki yol ise olumsuz hava koşulları nedeniyle trafiğe kapatıldı.

Büyükdere Caddesi Zincirlikuyu-Etiler Aytar Caddesi Ayrımı olumsuz hava koşulları nedeniyle trafiğe kapatılırken, bölgede yoğunluk oluştu.

Kağıthane Cendere Caddesi-Alibeyköy Silahtar yönü trafiğe kapatılırken, trafik akışı Ayazağa yönünden sağlanıyor.

Yağışın etkisiyle kentin bazı bölgelerinde kazalar da yaşandı. O-3 Avrupa Otoyolu Aksaray istikametinde bir kamyonet devrildi. Polis ekiplerince güvenlik önlemi alınan bölgede trafik yoğunluğu oluştu.

D-100 kara yolu Küçükçekmece-Hacışerif yönünde yaşanan kaza nedeniyle ulaşım yan yoldan sağlandı.

İstanbul'u sağanak vurdu: Metrekareye 240 kilogramı aşan yağış düştü

İstanbul'da son yılların en büyük yağışı etkili oldu. Kentin birçok noktasında metrekareye düşen yağış miktarı 240 kilogramı aşarken, 1985 yılından bu yana kaydedilen en yüksek yağış değerlerinden birine ulaşıldı

15.10.2026 00:30:00
İHA
 
İstanbul'u sağanak vurdu: Metrekareye 240 kilogramı aşan yağış düştü
İstanbul'u sağanak vurdu: Metrekareye 240 kilogramı aşan yağış düştü
İstanbul genelinde Salı sabahından itibaren etkisini artıran sağanak yağış, özellikle Boğaz çevresi ile Avrupa Yakası'nın kuzey ve orta kesimlerinde hayatı olumsuz etkiledi. Son ölçümlere göre Beykoz'da metrekareye 242 kilogram, Eyüpsultan'da 190.5 kilogram, Sarıyer'de ise 187.9 kilogram yağış düştü. Kentin genelinde yağış miktarının 100 ila 230 kilogram aralığına ulaştığı bildirildi.


8 bini aşkın personel sahada, ihbar yağdı



Afet dalgasına karşı harekete geçen İBB, kent genelinde 8 bin 392 personel, 2 bin 246 araç ve iş makinesiyle sahada teyakkuza geçti. Çalışmaları İBB Afet İşleri Dairesi Başkanlığı AKOM'dan koordine eden İBB Başkanvekili Nuri Aslan, ekiplerin su tahliyesi, rögar taşmaları, dere taşmaları, yol çökmeleri ve ağaç devrilmelerine anında müdahale ettiğini belirtti. Saat 23.30 itibarıyla İBB birimlerine toplam 6 bin 937 ihbar ulaştığı, bu ihbarların 5 bin 711'inin İSKİ'ye yapıldığı öğrenildi.
Yoğun yağış nedeniyle dışarıda kalan ve olumsuz hava şartlarından etkilenen vatandaşlar için İBB'ye ait tüm sosyal tesislerinde kalabilecek.


Metro ve metrobüs seferleri uzatıldı



Metro İstanbul bünyesindeki 10 metro hattı (M1A, M1B, M2, M3, M4, M5, M6, M7, M8, M9), 3 tramvay hattı (T1, T4, T5) ve 2 feniküler hattı (F1, F4) olmak üzere toplam 15 raylı sistem hattında seferler saat 02.00'ye kadar uzatıldı. Yoğunluğun ve mağduriyetin önlenmesi amacıyla metrobüs seferlerinin ise sabaha kadar kesintisiz devam edeceği bildirildi.


Perşembe sabahına kadar kritik uyarı



İstanbul Valiliği ve AFAD ile tam koordinasyon içinde yürütülen çalışmalarda riskli dere yatakları yakın takibe alındı. Yağışların Anadolu Yakası ve Boğaz çevresinde şiddetini sürdüreceği, perşembe sabahı saat 10.00'dan itibaren bazı bölgelere 50 ila 75 kilogram ilave yağış düşebileceği tahmin ediliyor. Rüzgarın hızının ise saatte 50 ila 80 kilometreye ulaşması bekleniyor.

Adana'da okulda bıçaklı saldırı

Adana'da ortaokula giden bir kız öğrenci, "Sen benim dedikodumu yaptın" diyerek arkadaşını evden getirdiği ekmek bıçağıyla yaraladı

14.10.2026 18:15:00
İhlas Haber Ajansı
 
Adana'da okulda bıçaklı saldırı
Adana'da okulda bıçaklı saldırı
Olay, merkez Seyhan ilçesine bağlı Gürselpaşa Mahallesi Aliye İzzet Begoviç Ortaokulu'nda meydana geldi. İddiaya göre, 6. sınıfa giden ismi öğrenilmeyen kız öğrenci ile aynı sınıfa giden ismi öğrenilemeyen kız arkadaşı arasında dedikodu tartışması çıktı.

Teneffüste arkadaşının yanına giden öğrenci, "Sen benim dedikodumu yaptın" diyerek evden çantasına koyup okula getirdiği ekmek bıçağıyla arkadaşını kolundan yaraladı. Diğer öğrencilerin durumu öğretmenlerine bildirmesi üzerine okula polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Kolundan hafif yaralanan öğrenci, tedbir amaçlı hastaneye kaldırıldı. Saldırgan öğrenci ise polis ekiplerince Çocuk Şube Müdürlüğü'ne götürüldü.

Olay nedeniyle okulda eğitim-öğretime 1 günlüğüne ara verildi.

Halk TV çalışanlarından ortak bildiri

Şafak operasyonuyla yönetimine TMSF kayyumu atanan ve ekranı karartılan Halk TV’de sular durulmuyor. Kanal binası önünde barikat kuran Halk TV çalışanları, "Hakikat kayyumla yok edilemez" diyerek ortak bir bildiri yayımladı. Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel ise, "Halk TV’yi kapatacak noktaya geldilerse bu iktidarın sonu gelmiştir. Korkak olan onlardır, teslim olmayacağız!" sözleriyle sert tepki gösterdi

14.10.2026 16:10:00
Haber Merkezi
 
Halk TV çalışanlarından ortak bildiri
Halk TV çalışanlarından ortak bildiri
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın mali soruşturması kapsamında sabah saatlerinde polisin şafak baskını düzenlediği ve yönetimine el konularak canlı yayın akışı durdurulan Halk TV'de direniş dalgası büyüyor. Giriş kapıları polis barikatlarıyla kapatılan ve içeri girmelerine izin verilmeyen Halk TV emekçileri, bina önünde omuz omuza vererek tarihi bir ortak açıklama gerçekleştirdi.

Akşam saatlerinde ise muhalefetin en güçlü siyasi figürlerinden biri olan Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ve parti heyetiyle birlikte kanala destek ziyaretinde bulunarak adeta gövde gösterisi yaptı.


Halk TV çalışanlarından ortak açıklama


Kanalın yayın akışının kesilerek bant yayınına zorlanmasının ardından Halk TV Genel Yayın Yönetmeni Suat Toktaş ile kayyum heyeti arasında yapılan müzakerelerin sonuçsuz kalması üzerine, ekran arkasındaki ve önündeki yüzlerce emekçi bina önünde toplandı.

Kayyum başkanıyla yapılan hukuksuz devir teslim anlarını kayıt altına alan Halk TV programcısı Deniz Bayramoğlu ve ekran yüzleri, ortak bir bildiri okuyarak karara meydan okudu.

Çalışanlar tarafından yapılan ortak açıklamada şu vurgular öne çıktı:

• Halk TV'nin yalnızca ticari bir şirket değil, milyonlarca yurttaşın sesi olduğu belirtilerek, anayasal bir hak olan basın özgürlüğünün şafak operasyonuyla çiğnendiği ifade edildi.

• Suat Toktaş'ın kayyum heyetine bizzat söylediği "Burada haksız, hukuksuz bir şey oluyor. Dolayısıyla hani birlikte bir iş yaparız gibi bir durumumuz olamaz" sözleri hatırlatılarak, hiçbir personelin kayyum idaresine biat etmeyeceği aktarıldı.

• Kapılara kilit vurulmasının hakikati gizleyemeyeceğini belirten basın emekçileri, dijital platformlar ve sosyal medya başta olmak üzere halka ulaşabilecekleri her mecradan gerçeği aktarmaya devam edeceklerini ilan etti.


Özgür Özel ve Yeni Parti Heyeti'nden ziyaret


Sabah saatlerinde sosyal medya üzerinden operasyona çok sert tepki gösteren ve yaşananları sert bir dille eleştiren Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, gün boyu Silivri'de görülen İBB davasının 98. gün duruşmasını yerinde takip etti.

Yeni Parti İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik tarafından yapılan resmi açıklamaya göre, Özgür Özel Silivri'deki duruşmanın ardından heyetiyle birlikte İstanbul merkez binasına gelerek saat 17.00 itibarıyla Halk TV emekçilerine destek ziyaretinde bulunacak. Çelik, tüm demokratik kitle örgütlerini ve yurttaşları da aynı saatte Halk TV binası önünde buluşmaya çağırdı.


Silivri kürsüsünden ilk tepki İmamoğlu'ndan geldi


Silivri'deki duruşmada yaklaşık 19 ay sonra ilk kez savunma yapmak üzere kürsüye çıkan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, savunmasının ilk dakikalarında Halk TV'ye yapılan baskını gündeme getirdi.

Yaşananları "medyayı ve toplumu susturma hamlesi" olarak nitelendiren İmamoğlu, tüm izleyicilere ve kamuoyuna "Halk TV'yi yalnız bırakmayın, gazetecilerinize sahip çıkın" çağrısında bulundu.


Sosyal medyadan tam destek


Siyasi liderlerin yanı sıra Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş da yapığı açıklamayla operasyonu kınadı. Yeni Parti lideri Özgür Özel, Halk TV'nin karartılan televizyon ekranına inat, kanalın YouTube kanalı ve dijital mecraları için "İzleyin, izlettirin" çağrısında bulundu. Özel ayrıca, bu sansür cenderesinden yeni imecelerle, yeni sosyal medya örgütlenmeleri ve yeni kanallar kurarak çıkacaklarının da müjdesini verdi.

Sultangazi'de sağanak yağış nedeniyle alt geçidi su bastı

İstanbul Sultangazi'de etkili olan sağanak nedeniyle İBB sorumluluğundaki alt geçidi su bastı. Araçlar suda mahsur kalırken, suyu tahliye etmek için olay yerine giden itfaiye aracı suda mahsur kaldı

14.10.2026 12:08:00
İHA
 
Sultangazi'de sağanak yağış nedeniyle alt geçidi su bastı
Sultangazi'de sağanak yağış nedeniyle alt geçidi su bastı
İstanbul'da etkili olan kuvvetli sağanak nedeniyle su baskınları yaşanıyor. Sultangazi Selçuklu Bulvarı üzerinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi sorumluluğundaki ait alt geçidi su bastı.

O esnada alt geçit içerisinde bulunan bazı araçlar mahsur kaldı. Araç sürücüleri ve araçta bulunanlar kendi imkanları ile araçtan çıkarken, ihbar üzerine bölgeye çok sayıda ekip sevk edildi. Su tahliyesi için olay yerine giden itfaiye aracı da suda mahsur kaldı.

Ekiplerin alt geçitteki su tahliye ve araçları kurtarma çalışmaları sürüyor.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.