Hat sanatı ile alakalı bir hatıramı anlatmak istiyorum sevgili dostlar. Üstadım Prof. Dr. Haydar Baş?ın Trabzon Akçaabat?ta yaptırmış olduğu o güzeller güzel şehitlik tepesi camiinin (Ser ustası Hocamın amcası Hacı Ali Baş?tır. Allah rahmet eylesin) tezyinatı için bir araştırma yaparken yolum Amasya?ya düşmüştü...
***
Amasya?da Sultan Beyazıt Camii?nin gayet sade bir tarzda uygulanmış tezyinatına bakıyorum... Allah Allah... çivit maviler, toprak sarılar, lâl kırmızılar, zebercedi yeşiller sanki öte alemlerden bir pencere aralamışlar, bana sıcak tebessümlerle gülümsüyorlar. Dedim, şu pencere bordürlerinin resimlerini alayım. Nakışlara yaklaştım ki ne göreyim. Gayet alelade çekilmiş çizgiler. Bir motif bir motifi tutmuyor. Bana göre acemi bir ustanın elinden çıkmış. Ama bu güzellik nedir? Anlamakta gecikmedim. Sanattaki güzellik ruhdaki güzelliğin maddeye aksedişidir.
***
İşte böyle sevgili kardeşlerim... Sanatta güzelliği, nisbeti, uyumu, estetiği, zerafeti, ihtişamı, heybeti, letafeti ve daha pek çok bedii zevki arıyorsak onları önce ruh dünyamıza nakşetmeliyiz.
Ruhumuzda önce bu güzellikleri yaşamalı ve bulmalıyız. Bunun da bir tek yolu vardır: İbadet ve ruh temizliği. Zikir, fikir ve aşk. Başka yolu yok. Size daha başka örnekler de verebilirim. Yeni nesil hocaları hep işin kabuğunda kalıyorlar. O yüzden de kuru taklitten öteye geçilemiyor. Allah?a binlerce, milyonlarca şükürler olsun ki sanat zevkimiz, Ehli Beyt pınarından ilhamını aldı. Yoksa şairin dediği gibi:
?Ehl?i dil (gönül olmayanlar) bu dünyaya neden gelir neden gider? taifesinden olacaktık. Neyse sözü fazla uzattık galiba. Elimin altında İbnul Emin Mahmut Kemal Ünal?ın ?Son Hattatlar? adlı muhteşem bir eseri var, kitaba daldım, muazzam ufuklara götürüyor eserdeki hat örnekleri. Kitaptaki nefis hatların -ki her biri ışık misali ecdadımızın temiz ruhlarının bir aynasıdır- dışında üç önemli husus tesbit ettim.
***
Hattatlarımızın hemen hemen hepsi padişah, asker, şeyh, şeyh oğlu, derviş, hafız, âlim ve ârif insanlar. Daha önce çok az bilirdim kadın hattatların varlığını. İçlerinden Kur?an-ı Kerim yazanları bile var. Epeyce. Bir de bu insanların gerek ailelerinin ve gerekse kendilerinin çok hareketli insanlar oluşu. Muhakkak bir yerlerden bir yerlere göç etmişler. Ya İstanbul dışından gelmişler ya İstanbul?dan dışarı hicret etmişler. Ama muhakkak bir İstanbul var.
Eee, boşuna dememişler "Kur?an-ı Kerim Mekke ve Medine?de indi. Mısır?da okundu. İstanbul?da yazıldı". Ayrıca kitapta her hattat için ya ölmeden veya öldükten sonra arkasından yazılan muhakkak bir methiye şiiri var. Buraya gelmiş geçmiş en büyük hat dahimiz Mustafa Rakım Bey için kimin yazdığı bilinmeyen uzunca bir şiirden iki mısra almak istiyorum.
Vakıf idi zannım ol Mektubi Levhi Kudrete
Olduğundan bir veliyyi kamile mensup o zat
Düz yazıya tercüme:
(Zannım o ki Mustafa Rakım, Kudret kalemiyle yazılan Levh-i Mahfuzu görmüştü. Çünkü o zat, kâmil bir Allah dostuna bağlıydı).
Anlamaz hattındaki icazı şol nâ-puhteler
Can verir asarına vakıf olanlar sanate
Tercüme
(Onun hattındaki mucizeyi, üstün görüş sahibi olmayanlar anlamaz.
Sanata vakıf olanlar ise onun eserlerine can verir).
Bir numune de kitaptaki sayısız hat eserlerinden verelim dinlersiniz. Tam bize göre:
"Bakma Ya Rab suvadı defterime (Kara defterime)
Onu yak ateşine benim
yerime". ~|~
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100