Bir taraftan birbiri ardınca gerçekleşen terör eylemleriyle içimiz kan ağlıyorken, bir taraftan da başkanlık sistemi ve anayasa değişikliği tartışmaları sürekli gündemde tutuluyor.

Esasen bugün yaşadığımız her türlü problemin asıl kaynağı başkanlık sistemine olan ihtiyaç değil, ekonomik çözümsüzlüklerdir, asıl tartışılması ve konuşulması gereken konu ekonomidir.

Dolar aldı başını gidiyor, 3,75 lirayı aştı. Dolar endeksi rekor üstüne rekor kırıyor. Euro ise 4 TL’yi aşarak tarihi bir rekor kırdı.

Gelişmekte olan ülke para birimleri arasında, dolar karşısında en çok değer kaybeden Türk Lirası oldu. Diğer para birimlerinin dolar karşısındaki kaybı günlük yüzde 0,1 ila yüzde 1 arasında değişirken, TL’nin kaybı yüzde 2,5’lara vardı.

Türkiye bugün fiili bir devalüasyonla karşı karşıyadır. Siyasilerimiz, medya ve basın organları her ne kadar “her şey yolunda” mesajları verse de, bu gerçeği değiştirmez.

Dolar önlenemez bir şekilde yükseliyor ve bu ülkemiz ekonomisinde, reel sektörde, vatandaşların geçiminde çok büyük tahribatlara yol açıyor.

Doların ateşinin yükselmesi ne anlama geliyor?

Ülkemizin toplam borcunun 800 milyar dolar olduğunu ve bu borcun da çoğunun dolara endeksli olduğunu dikkate aldığımızda oturduğumuz yerde borcumuzun milyarlarca dolar artması demektir.

Doların artması aynı zamanda faizlerin de artmasını tetikleyecektir. Bu da ülkemizde üretim ve tüketimin krediler yoluyla yapılması sebebiyle finans maliyetinde ciddi artış demektir.

Enerji, hammadde ve akaryakıtın çoğu ithalatla ve dolara endeksli temin edilmektedir, bu daha maliyetli enerji, hammadde ve akaryakıt demektir.

Maliyetlerdeki artış, üretimde daralmayı tetikler.

Vatandaşın gelir darlığı sebebiyle zaten yerlerde sürünen tüketim, maliyetlerdeki artış sebebiyle daha da daralır.

Üretim ve tüketim daralması işsizliğin artmasına yol açar.

İşsizlik arttıkça, tüketim ve üretim daha da daralır.

Fabrikalar, ticarethaneler kepenk kapatmaya başlar, ülke stagflasyona girer.

Bu genel anlamda ekonomik daralma, ardından ekonomik çöküş ve nihai anlamda ise ülkenin iflas etmesi demektir.

Dalgalı kur politikası da piyasalarda belirsizliği artıran, ekonomik istikrarsızlığa ve dengesizliğe yol açan yanlış bir politikadır.

Bu tablo, siyasi, ekonomik, askeri her konuda daha fazla taviz ve küresel sermayedarların köleliği demektir. Tabii ki verecek tavizin kaldıysa…

Verilecek taviz kalmayınca, siyasiler deliğe süpürülür, ülke Sevr’e götürülür, paramparça edilir, millet ise aynen Filistinlinin kaderini yaşar, kendi coğrafyasında yaşam hakkı kalmaz.

Prof. Dr. Haydar Baş’ın 15 Temmuz darbe girişiminde sonra kaleme aldığı, 2 Ağustos 2016 tarihli “Amaç çok başka” adlı makalesinde şu uyarılar oldukça önemliydi:

“Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve de milleti üzerinde Batı'nın neticeye ulaştıramadığı Şark Projesi dikkate alındığında ikinci veya üçüncü darbenin tankla, silahla olması şart değildir… Kabul etsek de etmesek de yolunda gitmeyen ekonomimiz de bir darbe sebebi olabilir. Veya aile hayatının bittiği, sosyal yardımlaşmanın yok edildiği, gaspın, fuhşun, hırsızlığın her yere yayıldığı bir Türkiye'de 'sosyal bir darbe' an meselesidir. Göğüslerin siper edildiği tanklara karşı kazanılan zafer bundan sonra sivil, ekonomik veya sosyal patlamalar ile neticeye ulaştırılmak istenebilir…”

Türkiye ekonomik bağımlılığın bir neticesi olarak, Batının dayattığı Kapitalizm cenderesi içinde büyük bir kısırdöngü içindeyken; dünya Prof. Dr. Haydar Baş’ın ortaya koyduğu Milli Paralarla Ticaret ve Milli Ekonomi Modeli dönemine girdi.

Eğer İktidar gerçekten ülkeyi kurtarmak istiyorsa, içinde bulunduğumuz girdaptan, zifiri karanlıktan kurtulmak istiyorsa, bunun tek çaresi vardır, o da bu eşsiz Modelin nasıl uygulanacağını bu projelerin sahibi olan Prof. Dr. Haydar Baş’a sormalıdır.

2006 yılından bu yana Modeli uygulayan Rusya’nın önemli siyaset ve ilim adamlarından, Putin’in ekonomi danışmanı Prof. Dr. Victor Minin önceki gün Meltem TV’de katıldığı canlı yayında “Milli Ekonomi Modeli’ni komple ezberleseniz dahi yetmez, sahibine sorarak uygulamalısınız” itirafında ve tespitinde bulunmuştur.

Siyaset olarak her aldandığımızda, ülke büyük bir karanlığın içine saplanmaktadır, büyük bedeller ödenmektedir ve de hep direkten dönülmektedir, ama nereye kadar? Bir kez daha aldanmamak için, ülkemizi aydınlık bir geleceğe taşımak için dünyayı modeliyle ve fikirleriyle aydınlatan içimizdeki değerin, Prof. Dr. Haydar Baş’ın kıymetini bilmeliyiz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100