Said–i Nursi’nin ölümünden sonra nurcular kendi aralarında bölünmüş Fetullahçılar, Med Zehracılar, Kırkıncılar, Aczmendiler gibi çeşitli akımlar türemiştir. 
Jandarma Genel Komutanlığı’nın 2008 yılında hazırlamış olduğu rapora göre, nurcular dokuz gruba ayrılmış olup, içlerinde en güçlü konumda bulunan Fetullahçılardı. Ekonomik yönden inanılmaz bir güce ulaşan bu grubun en tanınan şirketleri ise Zaman gazetesi ve Samanyolu televizyonuydu. Finans sektöründe Asya Finans eğitim sektöründe ise yurdun her tarafına yayılmış olan dersaneler ve Fatih Üniversitesi ile faaliyet göstermekteydi. Bu dershaneler ve üniversite Fetullahçılar için bir numaralı insan kaynağıydı. 
Bu çalışmalar yalnızca yurtiçinde değil yurtdışında da sürdürülmekteydi. Dünyanın neredeyse yarısında Fetullah’a bağlı şirketler aracılığı ile okullar kurulmakta ve İngiliz kültürü adına önemli hizmetler verilmekteydi. Buna en güzel örnek olarak bir Türk yurdu olan Yakutistan’ı verebiliriz. Ana dili Türkçe olan bu ülkede, Fetullah bir üniversite ve 5 okul açarak İngilizce eğitim vermeye başlamış ve nihayet 1999 yılında ülkenin resmi dili Türkçe yerine İngilizce olarak değiştirilmişti. İngiltere’nin Kazakistan Büyükelçisi 1995 yılında Fetullah’ın Kazakistan’daki okulları için “Bu okulları açmak suretiyle İngiliz kültürüne yaptığınız hizmetler ve İngiliz kültürünü yaymakta gösterdiğiniz katkılar için İngiliz milletinin minnettarlığını bildiriyor ve teşekkür ediyoruz” diyordu. Londra’da Fetullah için düzenlenen ödül töreninde de Lord Rotherham, Fetullahçıların okul sayısını kendi okulları olarak kabul ile övünerek “50’den fazla ülkede 500’den fazla okulumuz var” demiştir. Böylece Said–i Nursi gibi Fetullah’ın da kime hizmet ettiğini tüm Türk ulusu görmüştür. 
Fetullah saf insanları etkilemek için üstadının taktiklerini birebir uyguluyor. Sabah gazetesinde yayınlanan bir röportajında, cehennemin önünde kollarını açıp beklediğini insanların yığınlar halinde cehenneme doğru giderken kendi cemaatinden kimsenin olmadığını Allah’ın adını vererek yemin ediyor. Böylece Fetullah İslam dünyasına Hıristiyanlıkta bulunan ruhbanlığı sokmuş oluyor.
Said Nursi’nin 31 Mart naralarını, 15 Temmuz’da FETÖ elemanları haykırmıştır.
28 Şubat sürecinde eski hastalıkları yinelediğinden ABD’ye giden Fetullah ne hikmetse bir türlü iyileşememiş ve ülkesine dönememiştir. Aradan 6 yıl geçmiştir. Ezan sesini ve minareleri çok özlediğini söyleyen Fetullah her ne hikmetse Türkiye olmasa bile başka bir Müslüman ülkeye gidip bu özlemini gidermeyi akıl edememiştir. İnsanın aklına gelen başka bir soru da insanın bir emekli maaşı Amerika’da nasıl yaşamayı başardığıdır. Bizim emeklilerimiz devlet hastanesine bile gidemezken kendisinin Mayo Clinic gibi tüm dünyanın bildiği bir sağlık kurumunda nasıl tedavi oldu? 
Fetullah yaşamını Pensilvanya’da CIA tarafından en üst düzeyde korunarak sürdürmektedir. 11 Eylül’ün ardından tüm dünyada Müslümanlar için sürek avı başlatan ABD neden Fetullah’ı korumak için en üst düzeydeki örgütünü görevlendirmektedir? 
Bunun nedeni aslında çok açıktır. ABD’nin ılımlı İslam uygulaması için Fetullah biçilmiş kaftandır. Irak–ABD savaşında ABD’yi desteklediğini açıklaması, savaşta ölen İsrailli çocuklar için üzüldüğünü söylerken, Iraklı çocuklar için tek laf etmemesi onu İslam’ı Protestanlaştırmak için en uygun aday yapmaktadır. ABD eski başkanlarından Bill Clinton’un danışmanı Eckelman da Fetullah Gülen’i “İslam’ın Martin Lutheri” olarak tanımlıyor. Vatikan’ın bundan dolayı Fetullah’ı sevmesinden daha doğal bir şey olamaz. Vatikan’ın Türkiye temsilcisi Maroviç’in, “O şeriatı getirmez çünkü ‘Muhammedun Resûlullah demeyen de cennetliktir’ dedi. Onun için biz onu çok seviyoruz?” diyerek bağrına basmıştır..  
Sovyetler Birliği’nin dağılmasından önce ABD, ortaya çıkacak yeni durumu çok iyi değerlendirmiş, tüm Türk dünyasının tek bir çatı altında birleşmesinin kendisi için en büyük tehdit olacağını anlamıştır. 
İşte tam bu noktada doğan boşluğu doldurmak üzere Fetullah devreye girer. Orta Asya ülkelerinde birbiri ardınca İngilizce eğitim veren okullar açılır. 
Katledilmeden önce Necip Hablemitoğlu, Fetullah’ın ABD adına üstlendiği rolü de yazdığı bir rapor ile ortaya çıkarmıştı: 
“Bizzat kendi yandaşlarının açıklamalarına göre; hocaefendileri yakın zamana kadar Türk devletinin istihbarat örgütlerine ajanlık yapmaktaydı. Bir başka ifade ile gerekli ve önemli bulduğu sakıncasız bilgileri –sırf gizli ilişkilerin ve amaçlarının örtülmesine yönelik olarak (second cover) Türk ilgili makamlarına iletmekteydi. CIA ile bağlantının gelişmesinden sonra bu tür enformasyon hizmeti, (double–agent) statüsü içinde bir süre devam etti. CIA bağlantısı, Fethullahçıların ve de Hocaefendilerinin yerinde yani kendi vatanlarında taraf değiştirmesi (defection in place) sonucuna yol açtı. Ta ki bu çarpık ilişkiyi Türk Silahlı Kuvvetleri ve MIT fark edinceye kadar! CIA nezdinde tüm Fetullahçılar (walk–in) diye tabir edilen bir kategoride tutulmaktadır. Yani kendi ayaklarıyla ve gönüllü olarak ajanlık hizmetine talip olmuşlardır.” 
Kısacası kendi gizli amaçlarına ulaşmak için Fetullah, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ve MİT’in işine yaramayacak bilgiler veriyor ve bu arada gerçek görevi olan CIA ajanlığını sürdürüyordu. Kısacası çift taraflı oynuyordu. Türk tarihinde devletini, ulusunu satanların sonu her zaman bellidir. 
Rapordaki bir cümle son derece dikkat çekicidir:
“Fetullahçılar, Türkiye’nin hasmı olan ülkeler için en uygun ve en zengin ajan borsasını oluşturmuşlardır.” 
İngiliz kültürüne yaptığı çok büyük katkılardan dolayı ödül alan, yüzlerce yıllık Türk yurdu olan Yakutistan’ın ana dilinin İngilizce olmasını sağlayan Fetullah’tan bunları beklemek hiç garip olmasa gerek. 
Fetullah’ın eğitim alanındaki hizmetleri yalnız yurtdışı ile sınırlı değildir. Fetullah Heybeliada’daki ruhban okulunun açılmasının en büyük destekçilerinden birisidir. Bu konudaki çalışmaları için Patrik Bartholomeos her seferinde ona teşekkür etmekte ve “Ona bir emrimiz değil ancak bir ricamız olur.” diyerek gözlerimizi yaşartan bir dostluk tablosu sunmaktadır. Aynı Fetullah ise Batı Trakya’da yaşayan Türk yurttaşlarımızın eğitim hakkı için en ufak çaba göstermemektedir. Aslında bu çabayı gösterse ne için olacağı da oldukça açıktır. 
Fetullah Türk milliyetçileri arasına girerek onları bölmeye çalışmakta ve nabza göre şerbet verme ustalığını en iyi şekilde kullanmaktadır. Askerliğinde Cemal Tural adlı komutanının milliyetçi olduğunu öğrendikten sonra bir anda milliyetçi söylemlere başlayan Fetullah tüm Türkler için “Peygamber Ocağı” sayılan ve bu görevi tamamlamayanlara kız bile verilmeyen askerlikten yırtmak için neler yaptığını anlatır. Ona göre askerlik yılları tüm yaşamının en kabuslu yıllarıdır. Korkulu bir rüya gibi sürekli olarak askerliğinin bitmesini beklediğini söyler. Herkesin 24 ay askerlik yaptığı bir zamanda 17 ay askerlik yaptığını böbürlenerek anlatır. 
28 Şubat sonrası FETÖ’nün nasıl bir bölücü ve yıkıcı unsurlar olduğunu 20 yılı aşkın sene boyunca sahip olduğu düşünceleri ile çürütmüş ve onları bertaraf etmiş tek lider Prof. Dr. Haydar Baş’tır. 
Atatürk’ün dediği gibi, “İçteki düşmanlar hiç ara vermeden çalışmaktadır. Eğer günün birinde Türk toprakları üzerinde bir Kürdistan görmek istemiyorsak, nurculuk gibi ABD çıkarlarına hizmet eden sapık tarikatların oyunlarına karşı dikkatli olmalıyız. Bu yurdu atalarımızdan aldığımız şekilde çocuklarımızı da bir Türk yurdu olarak bırakmak için nurcu hareketi engellemek her Türk için bir namus borcudur.”


 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.