2003 tarihli Washington Post gazetesinde o tarihte ABD’nin güvenlikten sorumlu danışmanı olan Condoleezza Rice, yayınlanan “Transforming The Middle East–Ortadoğu’yu Dönüştürmek” başlıklı yazısında Fas’tan Basra körfezine kadar Ortadoğu’da bulunan 22 İslam ülkesinin rejiminin, sınır ve haritalarının değiştirileceğini, Türkiye’nin de bunların içinde olduğunu açıkça söylemişti.
Biraz zamanı geri sardıralım. İsrail’in 1948’deki ilk Başbakanlarından David Ben Gurion yıllar önce bu projenin altyapısını şu sözlerle adeta izah ediyordu: “Güney Lübnan’dan Letani bölgesine kadar uzanan topraklar Kuzey sınırlarımızdır. Güney İsrail ise, Suriye, Ürdün Filistin’in Kuzey sınırlarından Hama, Halep’e ve Türkiye topraklarının bir kısmından oluşuyor. Suriye, Irak, Lübnan, Mısır, Ürdün, İran gibi ülkeler, etnik ve mezhepsel ihtilaflar yoluyla iç çatışmalar sürecine çekilmeli ve bu ülkeler parçalanmalı.”
ABD’nin “Yeni Ortadoğu” diye allayıp pulladığı plan kısaca “Divide et impera” yani ‘böl ve yönet’ formülünü Ortadoğu’ya uyarlamaktı. Böylece İsrail’i tehdit eden ülkeler etkisiz hale getirilecek, iç savaşlarla parçalanma gerçekleşecekti.
Arap baharı ilk işaret fişeğiydi. Halkları şu iki süslü kelimeyle tavına getirdiler: Sözde ‘Demokrasi ve özgürlük.’ Emperyalizm buydu! Yemi verir, iyilik zannedersin, yersin ve zehirlenirsin! Öyle de oldu. Biraz daha geçmişe gidelim, meselâ batının Amerika kıtasını keşfettiği (!) o günlere. Oraya sözde Hristiyanlığı yaymak ve bu iki kavramı yem yaparak gittiği o vahşet dolu yıllara. Prof. Dr. Haydar Baş Hocamız, “Dini ve Milli Bütünlüğümüze Yönelik Tehditler” adlı eserinde batının bu kıtada yaşayan İnka, Maya ve Aztek uygarlıklarını nasıl yok ettiğini müdellel olarak anlatır. Batılılar, ilk 50 yılda 1 milyon yerlinin işgal, katliam, zulüm, haksızlık, vahşet, bozgunculuk, kölelik ve salgın hastalıklardan dolayı yok olmasına sebep olmuştur. Sonraki 150 yıl içinde 100 milyon yerli halkın % 90 ’ı tarihten silinmiştir. Batı, sömürüye dayanan medeniyetiyle, kendinden başka kimseyi düşünmemiş, zengin yeraltı kaynaklarına sahip ülkeleri değişik bahanelerle işgal etmiştir. Amerika, Afrika, Asya ve Ortadoğu bu sömürülmenin acı faturalarını ödemiştir. 
20.Yüzyılda Batıya karşı kalıcı bir zafer kazanan tek lider vardır O da Mustafa Kemal Atatürk’tür. Hatta UNESCO, doğumunun 100. yıldönümünde, Atatürk’ü anma kararı alırken şöyle diyordu: “Kemal Atatürk, sömürgecilik ve emperyalizme karşı girişilen ilk kurtuluş mücadelelerinden birinin lideridir.” 
Hintli bilim adamı Prof. Dr. Muhammed Sâdık’ın şu cümleleri manidardır: “Türk Kurtuluş Savaşının gazisi ve Türk İnkılâbının mimarı Mustafa Kemal Atatürk, kendi milletinin kaderini değiştiren ve emperyalizmden kurtulma vetiresinde kalıcı bir iz bırakan büyük insanlardan biridir. Bu Türk devlet adamı, savaştan yorgun ve bitkin düşmüş yurttaşlarına umut aşılamakla kalmamıştır. Mustafa Kemal Atatürk’ün başarısı ve mesajı, Türkiye’nin sınırlarının çok ötesinde geniş bir alana yayılmıştır; sömürge esareti altında inleyen herkese esin kaynağı olmuştur. O yeni bir uyanışın müjdecisi, Asya’da özgürlüğün habercisi olmuştur: O’nun önderliğindeki Türk Kurtuluş Hareketi, bütün Asya’da sömürgeciliğin ölüm çanının çalınmasına yol açmıştır.”
Kurtuluş Savaşı bir iman savaşıdır. Türk Milletinin, Atatürk’ün liderliğinde kazandığı bu zafer, Endonezya’dan Hint yarımadasına, Orta Doğuya, Fas’a kadar emperyalizmin ağına düşen İslâm âlemini bir baştan bir başa sevindirmiştir. Yüz milyonlara umut olmuştur, bağımsızlık mücadelesi için ilham kaynağı olmuştur.
Bugün kendini yeryüzünün tek efendisi zanneden Amerika, İslam Âlemini türlü türlü sinsi oyunlarla mahvetti. Sınırlarını değiştirme adına ‘Arap baharı” dedi, Arapça ağıtlar eksik olmadı. Kan koktu her yan, gözyaşı derya oldu. Vatanlar işgal gördü, milyonlar katledildi. Bu durumdan hep bir ülke memnun kaldı. Sınırları genişledi. ABD’nin değişmeyen ortağı hep o oldu: İsrail!
Öyle ki, besledikleri terör, onlar sayesinde şu mübarek topraklara girdi. Her defasında kostümler değişti, amaç değişmedi. Bugün de durum aynı. ABD'nin barış güvercini kanatlarında; kostüm değiştiren taşeronları eliyle savaş, işgal, kan ve gözyaşı taşıyor! Ne olursa olsun, İslam coğrafyasının sahibi asla ve kat’a ABD-İsrail ve Batı olmayacaktır. Gördükleri rüyalar tutmayacaktır.
Bunu bir fıkra ile açalım: Adamın biri dalga geçmek için Nasreddin Hoca’nın yanına gider ve başlar uydurduğu rüyayı anlatmaya. Önce giriş yapar: ”Hocam! Bu gece bir rüya gördüm. Yorumunu yapmanız için size geldim.” Hoca, “Hele anlat bakalım. Allah hayırlı etsin” der. Adam anlatmaya başlar: “Hocam, rüyamda bir yoldayım... Yol mu desem, sokak mı desem, cadde mi desem? Biraz gidiyorum, bir bahçe... Bahçe mi desem, bağ mı desem yoksa cennet mi desem? Bahçeye giriyorum bir ağaç… Çınar mı desem, meşe mi desem, ceviz mi desem? Derken bir su... Pınar mı desem, ırmak mı desem deniz mi desem? Biraz ileride bir ev gördüm ama ev mi desem, villa mı desem, yalı mı desem, konak mı desem… Az ilerde de bir orman gördüm ama orman mı desem, ağaçlık mı desem, yeşillik mi desem… Aman Hocam hadi şimdi sen bu rüyayı bir yorumla!”
Hoca adamın küstahlığını anlar ve daha uzatmasına fırsat vermeden yorumu yapar: “Bak evladım, Allah senin belanı verecek ama bugün mü desem, yarın mı desem, yoksa öbür gün mü desem?”
Hoca haklı! Velhasıl kelam, bu mübarek toprakların sahibi bellidir. Nice peygamberlerin, Hz. Resûlullah’ın, Ehlibeytin, evliya-ı kiramın nefesi vardır bu coğrafyada. Şühedânın kanı vardır. ABD mayası tutmaz!
Peki, BOP fitnesini bu coğrafyadan nasıl söküp atacağız? Ülkemiz de dahil yaşanan bu sorunlarla ilgili kime danışacağız? Lokman Hekim demiş ki: "İşlerinizi deneyimli kimselere danış. Zira onlar kendilerine pahalıya mal olmuş doğru görüşleri sana bedava verirler." Mesele bugün de Atatürk gibi akla, Hacı Bektaş Veli gibi gönle sahip bir bilgeye kulak vermektir! Yıllardır dedikleri çıkan, yılmadan, usanmadan doğruları haykıran biri var bu ülkede: Prof. Dr. Haydar Baş! Ne dedi de çıkmadı? Körfez krizinden AB’ye, Dinlerarası diyalog safsatasından, Fetö’ye Ortadoğu’da oynanan ABD-İsrail projelerine varıncaya kadar her söylediğinin çıktığına hepimiz şahit olduk. Ekonomide bir tek ülkemiz O’nun dediklerine kulak vermedi. Ama dünya O’nun fikir ve görüşleriyle ekonomisini düze çıkardı. Biz ise hayat pahalı türküleri söylüyoruz hâlen. Ekonomi alanında yaşadığımız sorunlara tek çare Hoca Atatürk’ün kaleme aldığı Milli Ekonomi Modelidir. Ehlibeyt ortak paydasında bir birlik, bir dirlik projesi ile komşularımızla; Sünni olsun, Şii olsun kardeş olabiliriz. “Hoş Geldin Atatürk” ile bugünü doğru okuyabiliriz!
Biz millet olarak her zorluğu aşarız. Millet, devlet, ordumuzla her daim başarırız. Düşmanımız aynı zamanda İslam Âleminin de düşmanı. Mehmetçiğimize dualar ediyoruz, Onlar vazifesini bi-hakkın yerine getiriyor. Siyasilere düşen vazife ise; bu meselelere reel ve kalıcı çözümleri olan Haydar Hoca’ya kulak vermek. Bize yabancıların nasihatlerinden fayda gelmez! Atatürk’ün ne demişti: "Bir ulus kendi gücüne, yalnız kendi gücüne dayanmazsa, şunun bunun oyuncağı olur.”
İnanalım, komşularımızla kardeş olalım, BOP bugün biter! ABD çeker, gider! Dede Korkut’un tarihe geçen sözleriyle son verelim yazımıza: “Hey oğul! Azını gören, çoğunu bilen, sözünü diyen oğul! Sen sen ol, el sözüyle yola çıkma; el sözüyle yola çıkan, el yolunda yorulur. Can oğul. El pusatı keskin olsa bile, düşmana kör olur, seni kanatır. Sakın a oğul, sakın ha. El ağzıyla söz deme, duyan sana değil ele inanır. El elini tutanın eli zayıf düşer. Elin eli tutarda, senin elin tutamaz.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner137