Türkiye ile Rusya arasında, Astana sürecine rağmen devam eden “soğuk savaş ve gerginlik” ABD’nin Suriye’yi bombalaması sonrasında Türkiye’nin takındığı tavır ile yeniden su yüzüne çıktı. Türkiye, ABD füzelerinin Humus’taki hedefleri vurması sonrasında bundan ne kadar keyif aldığını, Esad’ın daha fazla cezalandırılması gerektiğini, hatta bu konuda “Türkiye’ye bir görev verilirse yapmaya hazır oldukları” ilan edince Rusya’nın “Astana’da attığımız imza ne oldu” tepkisi geldi. 
Türkiye bir taraftan Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunduğunu, Esad’ın gitmesi yönünde bir dayatmada bulunmayacağını ve Suriye’de barışı istediğini Astana Anlaşması ile kayıt altına aldı ama diğer taraftan ne yaptı? ABD’ye dönüp “Vur, vur! Esad’ı daha fazla vur. Bana da görev ver, ben de vurayım” histerisine kapıldı.
Böyle olunca da Rus basınında anında Kremlin talimatlı yazılar yayınlanmaya başladı, “Türkiye’ye güvenmekle hata yapıldığına” dair yorumlar çıktı, Rusya’dan henüz yeni başlayan charter seferlerinin “politik” sebeplerden dolayı durdurulacağı açıklaması geldi.
Peki, bu tavrımızla ABD’ye yaranabildik mi?
Hayır!
Zira tam da ABD’nin Suriye’ye füze saldırısına sonsuz destek verdiğimizi açıkladığımız saatlerde İsrail kaynaklı haberlerde Amerikalıların İncirlik Üssü’nü boşaltacaklarını ve yeni askeri üslerini Türkiye’nin “terörist” dediği PYD’ye ait bölgede kuracağı haberleri yayınlandı.
Yani aynı anda iki karta birden oynayarak iki kartı da kaybettik!
Barışın ve ateşkesin garantisi olduğumuzu ilan ettiğimiz Astana’yı çöpe attık, “savaş, savaş” dedik, Astana’yı tantanaya çevirdik.
Suriye’nin bombalanmasında ile ABD-Rusya ikilisinin anlaşarak Suriye’ye “kısmi” bir ceza verdiği oyunda her zamanki gibi figüran olduk, her zamanki gibi kaybettik.
Daha bir ay önce Avrupa ile yaşadığımız gerginlik sonrası, “Haçlıların maskesi düştü” diyerek tukaka ettiğimiz “Haçlıların başının”, Suriye’yi bombalamasından duyduğumuz zevki dünyaya haykırarak aslında Haçlı karşıtı değil, Haçlı dostu olduğumuzu teyit ettik.
İmzasına sahip çıkmayan, masaya oturduğu ülkelerle yaptığı anlaşmayı masadan kalkınca unutan bir ülkenin politikasının doğal sonucu da “bütün masalardan kovulmak” oluyor.
Ülkesinin milli politikaları için masaları devirmek yerine her masaya meze olmanın ağır faturasını ödüyoruz.
El Bab’tan, Başika’dan sessiz sedasız çekilme hazırlığı yaparken, yediğimiz onca kazıktan sonra “emperyalizmin kurduğu tuzaklardan” ders aldığımız sanırken hiç ders almadığımız gerçeği ile karşılaşmamız ne acı.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
cemal 2017-04-12 11:54:12

Allah razi olsun Prf Dr Haydar Bas ve kadrosundan. Hakki batili, dostu düsmani, Müslümani münafigi ancak Yenimesajdan ögrenebiliyoruz

Avatar
Hamit 2017-04-12 18:35:24

Şu andaki devlet politikası, Bundan daha güzel veciz anlatılamazdı. Teşekkürler.

Avatar
Hamit 2017-04-12 18:35:59

Şu andaki devlet politikası, Bundan daha güzel veciz anlatılamazdı. Teşekkürler.

Avatar
hüseyin akdag 2017-04-12 13:57:57

bu aymazlık böyle devam ederse sonu ne olacak

Avatar
Kemal 2017-04-12 23:07:26

Prof.Dr.Haydar Baş yıllardır anlatıyor söylediklerinin hepsi gerçekleşiyor. Acilen Türk ulusunun toparlanması gerekiyor. Halimiz harap.