Atatürk’ün Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde şahit olduğu gerçek, birilerinin dini kullanarak ülkeyi yıkılışa götürmesiydi. Din, menfaatlerin elde edilmesinde sadece bir araç olarak görülüyordu. Dinin ismi vardı, gönüllerde öz kaybolmuştu. Zaten öz olsaydı, koskoca bir devlet tarih olmazdı.
Mustafa Kemal Atatürk’ün hocalara bakışındaki temel esas; din konusunda samimi olmaları, dini kendi çıkarlarına alet etmemeleri, ihanet içinde bulunmamaları, dini ve ilmi gerçekleri doğru bilip kendilerini sürekli geliştirmeleri ve de milletin milli ve manevi değerlerine sahip çıkmalarıdır. En çok kızdıkları ise din kisvesi altında ihanet içinde olmaları ve milleti yanlışa sürüklemeleridir.
Bu manada gerek İstiklal Mücadelesi yıllarında gerekse sonrasında değer verdiği, hürmet ettiği, millete örnek gösterdiği birçok hoca olmuştur.
Bunlardan bazıları, Rıfat Efendi, Hafız Yaşar Efendi, Elmalılı Hamdi Yazır, Hasan Fehmi Efendi, Mehmet Kamil Özüaydın, Mehmet Sabit Efendi, Mustafa Sadık Efendi, Celaleddin Efendi, Abdullah Efendi, Ramazan Efendi, Abdurrahman Efendi, Müderris Hafız Mahmut Efendi, Mehmet Kemal Efendi… Ve daha yüzlercesi… Bu konuda yazarımız Muharrem Bayraktar detaylı bir çalışmayı, kaynaklarını da ortaya koyarak yapmıştı.
Dilerseniz Atatürk’ün din alimleri konusundaki görüşlerini kendi ifadeleriyle aktaralım.
“Bir fikri daha düzeltmek isterim. Milletimizin içinde gerçek din bilginleri, bilginlerimiz içinde milletimizin gerçekten övünebileceği din bilginlerimiz vardır. Fakat bunlara karşılık, ilmî kıyafet altında bilim gerçeğinden uzak, gereği kadar okuyup öğrenmemiş, bilim yolunda yeteri kadar ilerleyememiş hoca kıyafetli cahiller de vardır. Bunların ikisini birbirine karıştırmamalıyız.” (1923, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri II, s. 144)
“Beyler! Gerçek ulema ile dine zararlı ulemanın birbirine karıştırılması Emeviler zamanında başlamıştır. Hz. Peygamber’in saadet-i zamanında, Peygamberin vefatından sonra, Raşit Halifeler zamanında, hep doğrudan doğruya, Hz. Peygamber’in yol göstermesiyle İslâm olan Râşit halifelerin aydınlatılmasıyla kurtuluşa eren halk kitleleri arasında gerçek temizlik, içten saygı, yüce bir bağlılık vardı. 
Ta ki Muaviye ile Hz. Ali karşı karşıya geldiler. Sıffin olayında Muaviye’nin askerleri Kur’an’ı mızraklarına diktiler ve Hz. Ali’nin ordusunda böylece kararsızlık ve zayıflık oluşturdular, işte o zaman dine bozgunculuk ve Müslümanlar arasına nefret girdi. O zaman hak olan Kur’an haksızlığı kabule araç yapıldı. 
En zorba hükümdarlardan olan Muaviye’nin nasıl bir hile ile hilafet sıfatını takındığını biliyorsunuz. Ondan sonra bütün istibdatçı hükümdarlar hep dini alet edindiler. İstibdat ve ihtiraslarını desteklemek için hep ulema sınıfına başvurdular. Gerçek ulema, dini bütün alimler hiç bir zaman bu zorba hükümdarlara boyun eğmediler. Onların emirlerini dinlemediler, tehditlerinden korkmadılar.
Üçbuçuk dört yıl öncesine kadar hayatta olan Osmanlı hükümdarları da aynı şeyleri yapmışlardır. Son Osmanlı hükümdarı Vahdettin’in davranışları gözünüzün önündedir. Onun emriyle bile bile ölüme götürülen milleti kurtarmak isteyenler âsi ilan edildi. Onun emriyle millet ve vatanı kurtarmak için kan döken aziz ordumuzun, isyancılar sürüsü olduğuna dair fetvalar veren ulema kıyafetli kişiler çıktı…
Dört Halife’den sonra din sürekli siyaset aracı, çıkar aracı, istibdat aracı yapıldı. Bu durum Osmanlı tarihinde böyleydi. Abbasiler, Emeviler zamanında böyleydi. Böyle âdi ve sefil hilelerle hükümdarlık yapan halifeler ve onlara dini alet yapmaya tenezzül eden sahte ve imansız âlimler tarihte daima rezil olmuşlar, rezil edilmişler ve daima cezalarını görmüşlerdir…” (Atatürk’ün 20.03.1923 tarihinde İzmit’te yaptığı konuşma. Konuşmanın asıl metni için bkz: Atatürk Söylev ve Demeçleri, C. II, s. 63-64; Sadeleştirilmiş metni için ise R. Boyacıoğlu, a.g.m., s. 120-121)
“Bizi yanlış yola sevk eden habisler, biliniz ki çok kere din perdesine bürünmüşlerdir.” (1923, Adana; ATATÜRK’ün Söylev ve Demeçleri, ATATÜRK Araştırma Merkezi, C. II, Ankara, 1997, s. 131) 
Dün bu kadar doğru tespitleri yapan Atatürk’ün ikazlarını, nasihatlarını; gözümüzün önüne konulan “dinsiz Atatürk” perdesi sebebiyle anlayamıyorduk.
Ama Prof. Dr. Haydar Baş, bu perdeyi aradan kaldırınca, bizi “dindar Atatürk”le buluşturunca Ata’mızın dediklerini daha iyi algılayabiliyoruz. 
Şu bir gerçek ki, mllet olarak Atatürk konusunda yaptığımız yanlışı Hoca Atatürk Prof. Dr. Haydar Baş konusunda yapmamalıyız.
Bütün derdi Türk milletinin bağımsızlığı olan Atatürk’e sırtımızı döndük havamızı aldık, her konuda haklı çıkan Hoca Atatürk’e, onun ilmi gerçeklerle önümüze koyduğu dünya çapındaki çözümlere sırtımızı dönersek, emin olun ki, zifiri karanlık kuyudan kurtulamayız ve de daha büyük belalara maruz kalırız.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100