Dünyanın gündemi; ABD Başkanı Donald Trump, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyacak mı, tanımayacak mı; ABD Büyükelçiliği’nin Tel Aviv’den Kudüs’e taşınma kararı çıkacak mı, çıkmayacak mı? Dün akşam saatlerinde Trump açıklamasını yaptı ama yazımı bu açıklamadan önce yazdığım için bu konuda kesin bir şey ifade etmeyeceğim.
Filistin haber ajansı Wafa, Trump’ın telefonda görüştüğü Filistin Başkanı Mahmud Abbas, Ürdün Kralı Abdullah ve İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’ya büyükelçiliği Kudüs’e nakledeceklerinden haberdar ettiğini bildirdi.
Trump’ın açıklamasından önce Beyaz Saray, Trump’ın konuşmasında Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyacağını ve büyükelçiliğin de Kudüs’e taşınması talimatını vereceğini belirtti. Dünyanın dört bir tarafından tepkiler yükselince durumu yumuşatmak için de taşınma talimatı verildiğinde bunun hemen taşınacağı anlamına gelmediği, yıllar süreceği bu sebeple de yine 6 ay daha erteleneceği ifade edildi.
Zaten önemli ve zor olan her türlü hukuksuzluğa ve tepkiye rağmen resmen bu kararın alınmasıdır; alındıktan sonra bunu fiiliyata dönüştürmek çorap söküğü gibidir.
Beyaz Saray yetkilisi, ABD’nin bu kararının İsrail-Filistin ilişkilerini etkilemeyeceği iddiasında bulunuyor. Nasıl olacaksa? 
Tüm dünya ülkeleri bu adım yeni çatışmalar doğurur, kaos getirir derken, ABD etkilemez diyor. İslam coğrafyasının en önemli merkezlerinden olan Kudüs’ü adamlar kaşla göz arası ele geçirecekler, başkent yapacaklar, bu ilişkileri etkilemezmiş!
ABD Büyükelçiliği’nin Kudüs’e taşınmasını öngören yasa, eski Başkan Clinton döneminde imzalanmıştı. Yasa, 22 senedir Clinton, W. Bush ve Obama dönemlerinde her 6 ayda bir ulusal güvenlik gerekçesiyle erteleniyordu. Trump, bu yasanın yürürlüğe geçirilmesini bir seçim vaadi olara ifade etmişti ve başkan olunca da 6 ay ertelemişti. İşte bugünlerde bu 6 aylık süre dolmuş oldu, konunun yeniden gündeme gelmesinin nedeni de bu…
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kudüs’ün Müslümanlar için bir kırmızı çizgi olduğunu belirtip, ABD’nin bu adımı atması durumunda İsrail ile diplomatik ilişkileri koparacağını açıkladı. 
İsrailli bir hükümet yetkilisi Erdoğan’a cevap olarak, “Erdoğan kabul etse de etmese de Kudüs 3 bin yıldır Yahudilerin, 70 yıldır da İsrail’in başkenti oldu” dedi.
Tüm Ortadoğu, hatta tüm dünya bizim diyecekler de adım adım söylüyorlar.
Bildiğiniz gibi, Büyük İsrail Devleti olarak bahsettikleri Ortadoğu coğrafyası onların hedefledikleri tüm topraklar değil, onlar için burası sadece merkez, asıl hedefleri tüm dünya, bir dünya imparatorluğu…
ABD’nin Kudüs adımı için Fransa Cumhurbaşkanı Macron, “endişe verici” dedi; Almanya Dışişleri Bakanı Gabriel, “son derece tehlikeli” dedi; Arap Birliği Kahire’de acil toplandı ve Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebul Geyt, ABD’yi yeniden düşünmeye davet etti; Suudi Arabistan Kralı Salman bu adımın bütün Müslümanlar için provokasyon olarak algınacağını belirtti, hatta geçen hafta Çarşamba günü Beyaz Saray Sözcüsü Sarah Sanders bile bu yönde bir adım için “erken” yorumunu yapmıştı…
Fakat söylem olarak en büyük tepkiyi Cumhurbaşkanı Erdoğan verdi.
Jerusalem Post Gazetesine göre, İsrail Eğitim Bakanı Naftali Bennett, Erdoğan’ın bu tepkisi üzerine, “Eleştirenler daima olacak ancak nihayet Erdoğan’ın sempatisinden çok birleşik bir Kudüs olması daha iyidir” şeklinde konuştu. İsrail Ulaştırma ve İstihbarat Bakanı Yisrael Katz ise biraz daha ağır bir ifade kullandı: “İsrail egemen bir devlet ve Kudüs onun başkenti; Türkiye’den talimat veya tehdit almaz. Sultan ve Osmanlı İmparatorluğu günleri bitti.” Neyi kastetti bilemiyoruz.
Görüldüğü gibi, tepkiler yıllardır sadece söylem boyutunda kalır da eyleme dönüşmezse, “one minute” deyip yapılan anlaşmalar aynen hatta daha da artırılarak devam ettirilirse olacağı budur. Sen bir söylersin, adamlar on söyler, senin söylediklerin de havada kalır.
Birleşmiş Milletler, bütün Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımıyor, Avrupa Birliği de nihai statünün Filistin ve İsrail’in barış görüşmeleriyle belirlenmesini talep ediyor.
Yani ne İsrail’in iddia ettiğinin ne de ABD’nin atacağı adımın uluslararası hukuka uygunluğu söz konusu değil ama tepki verenler de dahil bu hukuksuzluğa dur diyebiliyor mu? Hayır… Tepkiler sadece söylemde kalıyor, ilişkiler ise tam gaz devam ediyor.
Bu da ABD ve İsrail’in işgal hedeflerini cesaretlendiriyor.
Büyük İsrail projesinin mimarlarının cesaret bulamadığı tek dönem Mustafa Kemal Atatürk dönemidir. Atatürk hayattayken İsrail diye bir devlet dahi kuramamışlardır, hatta Atatürk’ün vefatından 10 yıl sonra ancak kurabilmişlerdir. Neden o günlerde İsrail devletinin kurulamadığını gelin Ata’mızın kendi sözlerinden anlayalım. Atatürk, Filistin konusuyla ilgili Haziran 1937’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde şu konuşmayı yapmıştır:
“…Araplar’ın arasında mevcut olan karışıklığı ve hoşnutsuzluğu kimse bizim kadar bilemez. Biz vakıa bir kaç sene Araplar’dan uzak kaldık. Fakat şimdi kendimize kâfi derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için İslamiyet’in mukaddes yerlerini Musevilerin ve Hıristiyanların nüfuzunun altına girmesine mani olacağız.
Binaenaleyh şunu söylemek istiyoruz ki buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmeyeceğiz. Biz şimdiye kadar dinsiz ve İslamiyet’e lakayt olmakla itham edildik. Fakat bu ithamlara rağmen Peygamberin son arzusunu yani, mukaddes toprakların daima İslam hâkimiyetinde kalmasını temin için hemen bu gün kanımızı dökmeye hazırız. Cedlerimizin, Selahaddin`in idaresi altında, uğrunda Hıristiyanlarla mücadele ettikleri topraklarda yabancı hâkimiyet ve nüfuzunun tahtında bulunmasına müsaade etmeyeceğimizi beyan edecek kadar bu gün, Allah’ın inayeti ile kuvvetliyiz. Avrupa bu mukaddes yerlere temellük etmek için yapacağı ilk adımda bütün İslam âleminin ayaklanıp icraata geçeceğinden şüphemiz yoktur.” (Hoş Geldin Atatürk, Prof. Dr. Haydar Baş; Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi; Bombay Cronicle 27.07.1937 münteşir)
Bu sözler İslam coğrafyası üzerinde menfur emelleri olanları durdurmuştur, çünkü bu sözlerin arkasında koskoca bir Anafartalar Zaferi, koskoca bir Kurtuluş Savaşı, Lozan Antlaşması ve de tam bağımsız güçlü bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti vardır.
Bugün en sert tepkilerimiz bile karşıya fısıltı gibi ulaşıyorsa bunda elbette ki yaptığımız yanlışların payı büyüktür.
Bugün Türkiye’yi idare edenler olarak dünyada yeniden bu etkin güce sahip olmak mı arzu ediyoruz, o halde Prof. Dr. Baş’ın Hoş Geldin Atatürk eserini satır satır okuyun ve 79 yıl sonra böyle bir eseri ortaya koyan Sayın Baş’ın kıymetini artık bilin.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner121