Atatürk’ün kadına bakışı ve kadın telakkisi bugün bazı modern görüş sahiplerinin moralini bozacak boyuttadır. Evet Gazi, kadının toplumda söz sahibi olmasını, erkeklerle aynı haklara sahip olmasını istemiş, bu cihette inkılâplar yapmıştır ama onun bakış açısında Türk kadınının bugün bir takım modernist çevrelerce pek gündeme getirilmeyen yönü vardır.
O kadına karşı koruyucu ve muhafaza edici ve hatta aşağıda aktaracağımız gibi ‘hiç de Batıcı’ olmayan bir tutum içinde olduğu görülür 
Atatürk’ün kadına bakışı hakkındaki en anlamlı ve radikal ifadelerini Falih Rıfkı Atay’ın şu sözlerinden öğreniyoruz: “Atatürk’ün kadın anlayışında pek garplı olduğu söylenemez. Hatta hanımların boyanmasını bile istemezdi. Son derece kıskançtır. Denilebilir ki harem temayülünde idi. Medeni Kanunla Türk kadınına garp kadınının bütün haklarını veren Atatürk, kendi münasebetlerinde bırakın ecnebi erkeklerle evlenen Türk kadınını, ecnebi kadınlarla evlenen Türk erkeğine bile tahammül etmezdi? (Afet İnan, Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk’ün El Yazıları, s.352)
Atatürk’ün kadın kıyafeti konusundaki görüşleri ise bugün pek çok Atatürkçü kadın hakları savunucusu dernek üyelerini şaşırtacak cinstendi.
Atatürk şöyle der: “Giyinme tarzımızı ifrata vardıranlar; kıyafetlerinde aynen Avrupa kadınını taklit edenler düşünmelidir ki, her milletin kendine mahsus ananesi, kendine mahsus adetleri, kendine göre milli hususiyetleri vardır. Hiç bir millet aynen diğer bir milletin taklitçisi olmamalıdır. Çünkü böyle bir millet, ne taklit ettiği milletin aynı olabilir, ne kendi milliyeti dahilinde kalabilir. Bunun sonucu şüphesiz hüsrandır?” (Şemsettin Turan, Atatürk ve Ulusal Dil).
Atatürk’ün tesettür konusundaki ifadeleri ise bugün İslam’da tesettür ve örtünme kavramlarını tartışmaya açan reformist ilahiyatçıları bile tokat gibi bir cevap niteliğindedir:
İşte Atatürk’e göre tesettür: “Şehirlerdeki kadınlarımızın giyinme tarzı ve tesettüründe iki şekil görülüyor; ya ifrat, ya tefrit. Yani ya ne olduğu bilinmeyen çok kapalı bir dış şekil gösteren bir kıyafet veyahut Avrupa’nın en serbest balolarında bile dış kıyafet olarak arz edilmeyecek kadar açık bir giyinme. Bunun her ikisi de şeriatın tavsiyesi, dinin emri haricindedir. Dinimizin tavsiye ettiği tesettür, hem hayata, hem fazilete uygundur. Dinin emrettiği tesettür, kadınlar için zorluk çıkarmayacak, kadınların sosyal hayatta, ekonomik hayatta, günlük hayatta ve ilim hayatında erkeklerle faaliyette bulunmasına mani olmayacak bir basit şekildedir.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, c.2, s. 274).
Batılılaşmayı, “kadın kıyafetinin Batılılaşması” ile eşanlamlı tutan aydın kısmına da sert çıkar Atatürk: “Bizim hayatımızda kadının giyinme tarzında yenilik yapmak meselesi mevzuu bahis değildir. Milletimize bu hususta yeni şeyleri bellettirmek mecburiyeti karşısında değiliz.
Bazı milletlerin zevk âlemlerini memleketimizde tatbike kalkmak bittabi hatadır. Bu yol sosyal hayatımızı feyz ve fazilete ulaştırmaz? (Sina Akşin, Ana Çizgileriyle Türkiye’nin Yakın Tarihi, sf. 69).
İşte Atatürk’ün bilinmeyen ve aktarılmayan bir yönü de bu: “Kadına karşı hayli muhafazakâr, bırakınız Müslüman kadınların ecnebilerle evlenmesini, Müslüman erkeklerin ecnebi kızlarla evlenmesine bile kızan, tesettüre sıcak bakan, kadını tesettürü ile hayatın her alanının içinde görmek isteyen, Batı taklidi kıyafetlere öfke duyan bir Atatürk.”
Evet, Atatürk’ün kadına bakışı ve –maalesef- gizlenen bakışı, böyleydi.
Atatürkçü dostlarımızın dikkatine!
Atatürk’ün nasıl dindar bir kimliğe ve aileye sahip olduğuna dair ise, Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Hoş Geldin Atatürk” kitabında yüzlerce belge var.
Okumamışsanız bir an önce bu başucu kitabını temin edin.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.