Atatürk’ün izinde bir arpa boyu yol alamamışken (birileri için);
O’nun güzelliğini ve de güzel yüzünü dünya aleme gösteren devrimci-bilge lider Prof. Dr. Haydar Baş önderliğinde düzenlenen sempozyum, “Atatürk’e Dön!” uyarısıydı anlayana, anlamak isteyenlere. Ya anlayamayanlar ya da anlamak istemeyenlere de metal yorgunluklarını atmaları için son çıkış yolunun işaretiydi.
İçimizde 10 Kasım’da tuvaletin yolunu gösteren “kenef mimarları” zaten layık oldukları yerde. Ya meczup veya emperyalistlerin ajanı olarak zırvalarına devam etsinler; “it ürür kervan yürür” misali Sayın Haydar Baş öncülüğünde bir arpa boyu değil fersah fersah Atatürk’ün izinde ilerlemekteyiz.
100 yıla yakın zaman geçmesine rağmen Atatürk’ün koyduğu ilkeler günümüzde geçerliliğini ve önemini korumaktadır.
30 Ağustos Büyük Zafer’in yıldönümü ve Kurban Bayramı nedeniyle şölene dönüşen, 31 Ağustos tarihli “Atatürk Sempozyumu”nda Mustafa Kemal Atatürk’ün bize kazandırdıkları tek tek ortaya konulmuş; kazandırdıklarının üzerine bir şey koyup koyamadığımız, koruyup, koruyamadığımız irdelenmiş; geliştiremememizin ve daha önemlisi koruyamamamızın nedenleri masaya yatırılmış; çözüm yolları üzerinde durulmuş ve çare Atatürk’e dönüş olarak tespit edilmiştir.
Anahtar soru:
Dönüş nasıl sağlanacaktır?
Anahtar soruya anahtar cevap:
Prof. Dr. Haydar Baş’ın uluslararası çapta projeleri ile… TBMM, 30 Ağustos öncesi nasıl Mustafa Kemal’e Başkomutanlık yetkisi vermişse, Türkiye’nin çizmesiz emperyalist işgalinden kurtuluşu, yeniden milli mücadele ve yeniden bir 30 Ağustos zaferi için milletimizin Haydar Baş’a yetki vermesi gerekmektedir. Yapılacak ilk seçimde sandık başına yüreğinizle gidin! Ve yetkiyi hak edene verin!
Türk Milleti’nin, Türk gençliğinin Atatürk hakkındaki gerçeği bilmesi için de mücadele veren, araştırmalar yaparak delillerle milletinin karşısına çıkan Sayın Baş; Atatürk’e dinsiz diyenlere karşı, O’nun yüce soyunun Ehl-i Beyt’e dayandığını ispatlarken, birilerinin “cennet mekân” olarak dillendirdikleri zevatın soyunu sopunu da ortalığa döküverdi.
Atatürk’ün dine karşı hiçbir şey yapmadığını, dini insanların vicdanlarındaki kutsal yerine yükselterek ona gerekli değerini verdiğini, saygıyı sağladığını; yüzyıllardır süregelen Alevî-Sünnî çatışmasının O’nun gayretiyle önlendiğini Haydar Baş yüksek ses ve cesaretle söylemektedir, yazmaktadır, paneller düzenlemektedir.
Şu ilginç davranışın altı çizilmelidir:
Mustafa Kemal milli mücadele için yola çıktığında İngiliz uşakları “katli vaciptir” gibi cevahir yumurtlayadursun, O “âsi general” durumundan örgüt lideri durumuna âdeta “bilgelikle” geçmesini bilmiştir.
İşte Haydar Baş, korkusuzca gerçekleri haykırırken birileri “âsi lider” yaftasını yapıştırmaya yeltenmesin, Sayın Baş devrimci bir lider olarak ve bilgeliğiyle mücadelesini kişisel olarak değil, vatan ve milleti için kurumsallaştırarak ulusal ve uluslararası kongre, sempozyum ve panellerle sürdürmektedir.
Atatürk’ün iç dünyasına yaklaşabilen, bunu milletiyle paylaşarak sanki kendi yaşam öyküsünü de gizli bir önsezi ile yansıtan Haydar Baş Hocam, samimiyet ve cesaretinle bin değil, binlerce yaşa!
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100