İsrail askerleri geçen hafta Mescid-i Aksa’ya postallarıyla girerek mihrabı çiğnedi.. Kur’an-ı Kerim’in sağa sola saçıldığı, mihrabın tahrip edildiği görüntüler gerçekten içler acısıydı… 
Medyada yer alan haberlere göre, İsrail askerleri 1967’den beri ilk kez Mescid-i Aksa külliyesinin ana mihrabının bulunduğu kubbenin altına kadar girerek mihrabı postallarıyla çiğnedi. Mescid-i Aksa’nın yönetimini üstlenen İslami Vakıflar Dairesi Müdürü Azzam el-Hatib, AA muhabirine yaptığı açıklamada “Yaklaşık 300 İsrail askeri Mescid-i Aksa’yı bastı. Askerlerin bir kısmı Kıble Mescidi’nin içinde mihrab ve minberin yer aldığı bölgeye postallarıyla girdi” dedi…
Sayın Başbakan ve Cumhurbaşkanı olayı şiddetle kınadılar. 
AB Bakanı, “Mescid-i Aksa’ya postalla giren bu askerlere mesaj yolluyorum. Eğer oradan hemen çıkmazsanız postalınızı elinize veririz” diyerek tepkisini belli etti.
Bu ifadeler, iyi güzel ancak…
İsrail ile yapılan Serbest ticaret antlaşması, boru hattı antlaşması, Heronlar ve tankların modernizasyonu vb. anlaşmalar iptal edilmediği sürece, 
İsrail ile her sahada yapılan ticaret son hızla sürdüğü müddetçe, 
Kürecik’deki radar üssü İsrail’i korumaya devam ettikçe;
Bu kınamalar havada kalmaya mahkûm.
Aslında İktidarın dış siyaset mazisine baktığımız zaman, İsrail ile ilişkilerin kınamadan öteye gitmediğini görüyoruz. 
27 Aralık 2008: İsrail Gazze’ye saldırdı. Bin 113 sivil öldü. 4 bin kişi yaralandı.
Hükümet saldırıyı kınadı. Hiç bir anlaşma feshedilmedi.
1 Haziran 2010: Mavi Marmara Saldırısı meydana geldi. 9 sivil öldü. 60 sivil yaralandı.
Hükümet saldırıyı şiddetle kınadı. O zaman başbakan olan Sayın Erdoğan “Kimse Türkiye’nin sabrını test etmeye kalkmasın!” dedi. Ancak hiç bir anlaşma feshedilmedi…
13 Kasım 2012: İsrail Gazze’ye saldırdı. 40 sivil hayatını kaybetti. 156 kişi yaralandı.
Hükümet saldırıyı kınadı. Hiç bir anlaşma feshedilmedi.
9 Mart 2012: İsrail Gazze’ye saldırdı. 20 Filistinli öldü. 178 sivil yaralandı.
Hükümet saldırıyı kınadı. Hiç bir anlaşma feshedilmedi. 
8 Temmuz 2014: İsrail Gazze’ye saldırdı. 2 bin 100 sivil öldü.  10 bin 750 kişi yaralandı.
Hükümet saldırıyı kınadı. Ancak, Hiç bir anlaşma feshedilmedi. 
05 Kasım 2014: İsrail polisi Mescid-i Aksa’yı bastı. Kur’an-ı yerlere attı, mihraba postallarıyla çıktı.
İsrail’in Mescid- i Aksa saldırıları için Dışişleri Bakanlığı’ndan büyük bir kınama geldi. Bakanlık, İsrail polisinin Mescid-i Aksa’nın taşıdığı ruhani değerleri ve hassasiyetleri hiçe saymasını şiddetle kınandığını belirtti. 
Tahmin edileceği gibi bu kez de İsrail ile yapılan askeri, ticari, sınai hiç bir anlaşma feshedilmeyecek…
Çünkü:
İktidarın takip ettiği dış politika her konuda İsrail’in çıkarlarıyla örtüşüyor. Hem de ülke olarak bizim milli çıkarlarımıza tamamen ters olmasına rağmen…
Dış siyaset anlayışımızı, Suriye’de Esad’ın gitmesi üzerine bina ettik. Gerçek şu  ki, Suriye’de Esad’ın devrilmesi  İsrail’in çıkarlarına uygundur..  Suriye’de bir otorite boşluğu doğması Büyük İsrail Devleti’ne giden yolun açılması demektir.
Aynı şekilde Yahudi Barzani’ye bağlı peşmergelerin Suriye’ye gönderilmesinde kilit rol oynadık. Bu da İsrail’in hedefine hizmet etmek manasına geliyor… Bu sayede Suriye’nin kuzeyinde bir Yahudi devletinin alt yapısı hazırlanmış oldu. (Peşmergenin geçişi konusunda Beyaz Saray sözcüsünün “Türkiye büyük adımlar atıyor” şeklindeki sözlerini hatırlayalım…)
ABD’nin Irak işgali de yine aynı hedefe yani Büyük İsrail Devleti’nin önünün açılmasına yönelik bir girişimdi. 
20 Mart’ta Meclis’te oylanan tezkere ile ABD uçaklarına Irak’ı bombalamak için Türk hava sahasını kullanma izni verildi. Nitekim Irak savaşı boyunca İncirlik üssünden kalkan veya Türkiye dışındaki üslerden kalkıp hava sahamızı kullanan pek çok ABD uçağı maalesef Irak halkı üzerine bombalar yağdırdı.
Bütün bunlar bizi uluslararası arenada yalnız bıraktığı gibi, hesabını asla veremeyeceğimiz icraatlar olarak tarihe geçti…
Bu zihniyetle İsrail askerlerinin postallarını eline vermek şöyle dursun, cılız kınama konuşmalarından öteye geçilemeyeceği malum…
Oysa ki Türkiye doğru bir siyaset belirlemek suretiyle bölgesinde akan kanı durdurabilecek potansiyele sahip bir ülkedir. Bunun olabilmesi için yalnız dış siyasette değil, her sahada bağımsız bir anlayışın hakim olması, BTP’nin ve Prof. Dr. Haydar Baş’ın tamamen milli çıkarlara dayalı tam bağımsızlık anlayışının hayata geçirilmesi kaçınılmazdır.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100