AB dediğimiz ülkeler topluluğu bugün siyasi, ekonomik, kültürel ve savunma alanlarında kabul ettiği antlaşmalar ile kendi ordusu, parlamentosu, başkenti olan ABD benzeri büyük bir birleşik devlet olma yolundadır.

Şu an da 15 üyesi olan bu birliğe girebilmek için biz de, 1999 Helsinki zirvesiyle aday olduk.

Katılım müzakerelerimizin yapılabilmesi için önümüzde değerlendirmeye alınacak 11 aday ülke daha var. Ancak onların görüşmeleri yapılıp, üyeliğe alındıktan sonra bizim işlemlerimize sıra gelecektir. Üyeliğe kesin alınma gibi bir garantisi olmayan bu sıra usulüne göre önümüzdeki 10 yıl içinde gündeme dahi girmemiz imkansızdır.

Bizde ise bu durumun tam tersine, uygulanan sıkı prosedür yetkililerce de bilinmekte iken, sanki birliğe hemen girecekmişiz gibi şimdiden AB?ne uyum kanunları kabul edilmekte, hatta egemenliğimizi bile, görüşmeler dahi başlamadan bu birliğe devretme noktasına ülke itilmektedir.

Girmeye uğraştığımız bu birliktelik, 1957 yılında kabul edilen Roma Antlaşması il~|~e, AT olarak kurulmuş olup, daha çok ticari sahaları kapsayan bir toplulukken, 1992 yılında Hollanda?da AT üyesi ülkelerin dış işleri bakanlarının imzaladığı Maastricht Antlaşması ile AB adını almış, ortak savunma, dış politika, para politikası, sosyal ve siyasal tüm alanları içine alan, egemenlik yetkililerini kendinde toplayan bir topluluğa dönüşmüştür.

Ulusal sınırlar dışında, o devletin hukuki düzenini belirleyen en yüksek otorite ve üstün irade haline gelmiştir.

Öncelikle Maastricht Antlaşması?nda yer alan hükümler irdelendiğinde bu ulusal üstü kuruma girmekle dış politikadan, araştırma geliştirmeye; tarım ekonomi politikalarından savunmaya, hatta balıkçılığa kadar pek çok alanda AB?nin getirdiği hükümleri, kanunları doğrudan benimsemek üyelik şartıdır.

Bu birliğe girilmesi demek, artık ulusal egemenlik hakkı saklı bir devlet olma yerine, AB?nin çatısı altında Konsey?in sosyal, siyasal, askeri, yargısal vs. her sahada hakkında alınan kararlarına kayıtsız şartsız uymayı kabul eden bir devlet olmaktır. Artık milli politikalar veya kendi parlamentosunda alınan kararlar söz konusu edilemez.

Nitekim Alman Merkez Bankası Başkan Yardımcısı BBC TV?sine Şubat 1990?da yaptığı bir röportajında ortak para biriminin kabulü ile ilgili olarak; ?Elbette para birimini tümüyle kaldıran bir ülke siyasi olarak bağımsız olamaz? demişti. Egemenliğin devri demek olan bu durum AB?nin 2 temel antlaşması olan Roma Antlaşması ve Maastricht Antlaşması?ndan seçtiğimiz aşağıdaki maddelerde de açıkça istenmektedir.

Roma Antlaşması?nın 3. Maddesinde, ?Tarım, balıkçılık, endüstri, ulaştırma, sosyal ve siyasal alan, ortak ticaret, kültür, vatandaşlık? konuları bütünleşmede temel politikalar olarak belirlenmiş; 5. madde ile de üye devletlerin AB?nin amaçlarını tehlikeye sokucu her türlü tasarruftan kaçınma yükümlülüğü getirilmiştir.

Antlaşmaya eklenen tek senetteki 100/a maddesi ile de, boşluk doldurma yoluyla kanun yapma yetkisi birliğe verilmiştir.

Bu son madde üye devletlerin veto hakkını kaldırmaktadır.

Bir diğer temel antlaşma olan Maastricht Antlaşması ile de ortak savunma, ortak para, ortak dış politika konularında birliğe egemenliğin devri açıkça maddeleştirilerek kabul edilmiştir.

Maastricht Antlaşması 8. maddesi, Avrupa vatandaşlığını kabul eder. Yani üye devlet vatandaşı hem kendi vatandaşlık haklarına ve ödevlerine hem de AB?nin mevzuatına göre vatandaşlık haklarına ve ödevlerine sahiptir.

100 madde, üye devletlerin kanun, tüzük, genelgelerinin uyumlu hale getirilmesi için Avrupa Konseyi?nin talimatlar yayınlamasıyla ilgilidir.

103. madde, ekonomi politikaları konusunda Avrupa Konseyi?nin nitelikli çoğunlukla karar alacağını belirttir.

130/h maddesinde, topluluk ve üye devletler araştırma ve teknoloji geliştirme faaliyetlerini milli ve topluluk politikalarının uyumlu olabilmesi için koordine edecekleri hükmünü getirir.

Antlaşmanın J bölümünün 1.maddesinde ise, üye devletlerin birliğin çıkarlarına aykırı olan, uluslararası ilişkilerde külli gücünü zayıflatacak, etkinliğini zedeleyecek herhangi bir eylemden kaçınmaları yükümlülüğü vardır. Yani AB?den bağımsız bir dış politika benimsenemez.

Yukarıda bazı maddelerini verdiğimiz antlaşmanın tamamı birlik kanunlarını ve çıkarlarını ön planda tutacak şekilde hazırlanmıştır. Her sahada birliğin belirlediği esaslara ve kanunlarına uyum esastır.

Bu konuyla ilgili üye devletlerin Anayasalarında gerekli düzenlemeleri yaparak, birlik yasalarını aynen kabulü belirten yetki devrini gerçekleştirmeleri de bu sebepledir.

Alman Anayasasının egemenlik haklarının devri bölümünün 24. maddesinde ?federasyon yasa yoluyla uluslararası kuruluşlara egemenlik haklarını devreder? ibaresi yer almaktadır.

İspanya Anayasasında ise, egemenlik yetkilerinin devri bölümünün 93. maddesinde ?ulusal üstü kuruluşların kararlarının yürürlüğe konulması için güvence verilir? hükmü vardır.

İtalyan Anayasasında egemenlik kısıtlamaları bölümünün 11. maddesinde ?İtalya karşılıklılık koşuluyla ulusal egemenlik kısıtlamalarını kabul eder? denilerek bu durum maddeleştirilmiştir.

Anayasamızın 6. maddesinde yapılması düşünülen değişiklik de, bu bağlamda bizim AB?nin kanunlarını ve her türlü uygulamalarını kayıtsız şartsız kabulümüz için yapmamız gereken bir zorunluluktur.

Nitekim KOB?nin ?İlkeler? kısmında ?siyasi, ekonomik ve parasal birliğin amaçlarına bağlılık dahil, üyelik yükümlülüklerini üstlenme yeteneği Türkiye?den istenmektedir? ifadesi yer alır.

Yine KOB?nin ?Amaçlar? bölümünde de, ?Türkiye?nin katılım ortaklığı temelinde AB mevzuatına uyuma ilişkin ulusal programını bu yıl içinde benimsemesi beklenmektedir? deniliyor.

Eğer bu istenilenleri yaparsak egemenliğimiz devredilmiş olacaktır. Ve de arkasından Kopenhag Kriterlerinde ölçüsü belirlenmiş azınlık haklarını gündem ettiklerinde, itiraz edemeyip, AB?nin azınlık kriterlerine göre ülkemizin parçalanmasına müsaade etmek zorundayız.

Aynı kritere dayanarak insan haklarından bahisle ülkemizde işlenen cinayetler, vs. suçlar cezasız kalabilecektir.

Ege?nin, Kıbrıs?ın, kıta sahanlığı sorununun halli, 12 ada meselesi artık 2 ülke arasında siyasi arenada çözülecek bir mesele olmaktan çıkarılarak, Lahey Adalet Divanı?na taşınacak ve biz buradan çıkacak karar aleyhimize de olsa haklı olduğumuz davamızı savunamayacağız.

İstanbul Fener Patriğinin Ekümeniklik davası milli mesele olmaktan çıkıp, Türk Milletinin aleyhinde neticelenecektir.

Kısaca, AB?ne üyelik; AB?nin bayrağı altında, ortak para birimini kabul etmiş, ortak bir başkenti olan, kendi ordusu olan büyük bir yapılanmada kendi kimliğimizden ve politikalarımızdan vazgeçerek yer almak demektir.

Böyle bir birliktelikte ne derece egemensiniz? Kimliğinizin olmadığı yerde egemen olmanız da mümkün değildir.

Bu, başkalarının egemenliğinde aşağılık kompleksi nedeniyle kendinize egemen zannetmeniz manasına gelir.

Buna da egemen olmak denmez, asimile olmak denir.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100