Türkiye, düşüşte olan ekonomik gelişim grafiğini iyice alt seviyelere çekerek son dönemin en kötü tablosunu çizmektedir. Seçim döneminde bazı tarafların –adil olmayan şekilde– devlet gelirini kullanması, bir ay geçmesine rağmen yeni bir hükümet kurulamamasının piyasalarda yarattığı kaos gibi birçok etken sonucunda ülke ekonomisi hızla dibe yaklaşmaktadır.
Temelde yer alan yolsuzluk, rüşvet, paranın belli kesimlerde tekelleşmesi sorunlarının yanında seçim dönemi ve sonrasının getirdiği siyasi karmaşa da bugünkü tablonun oluşmasında rol oynamıştır. 
Günü kurtarmak adına ABD’den –faiz şartıyla– gönderilmiş Dolarları piyasaya aktararak gerçekleştirilen sıcak para akışı da, tabir–i caizse, duvardaki derin çatlakları kapatamamıştır. Zira her geçen gün, kepenk kapatan esnafların, krediye mecbur bırakılan vatandaşların, borç batağına saplanmış ailelerin, karın tokluğuna insafsızca çalıştırılan insanların sayısı daha da artmaktadır. 
Ülke ekonomisi, ‘dokunsan yıkılacak’ hale gelmiş olmasına rağmen, çeşitli algı operasyonlarıyla her şeyin tozpembe gösterilmesi, en net ifadeyle kandırmadır. Çünkü çok da zor olmayan bir denklemi anlatıyoruz neticede: 
Ülkenin ekonomi düzeyi, o ülke insanlarının alım gücüyle orantılıdır; vatandaşın cebinde parası varsa ve bu parayla rahatlıkla tüketim yapabiliyorsa işte o zaman her şey yolunda gidiyor demektir. Ama vatandaş bankalara mecbur kalmadan bir mülk sahibi bile olamıyorsa o ülkenin ekonomik gelişmişliğinden söz edilemez. Kaldı ki, kendi darphanesinde milli parasını basıp vatandaşına dağıtımını yapamayan bir devletten bahsediyoruz. Yani, IMF’ye olan borçların ödenmesi gibi komik söylemler ya da hiçbir plan–proje olmaksızın 10 yıl sonrası için verilen kainat devleti vaatleri ekonomik düzeyin belirteci asla değildir.
Türkiye için durumun vahameti ortadayken bir tavsiye geliyor kulislerden: “Yunanistan’ın AB’ye olan borcunu biz ödeyelim.”
Akla şu sorular geliyor bu tavsiyeden sonra: “Hangi parayla, kimin parasıyla?”
Yunanistan, bildiğimiz gibi AB’nin kemer sıkma politikasına ‘hayır’ demiş, AB’ye ve Euro’ya karşı tavrını alenen ortaya koymuştu. Seçim döneminde Milli Ekonomi Modeli’ni gündem ederek iktidara gelen SYRIZA Partisi, muhtemelen yine MEM kurallarına göre hareket edip ekonomisini düzeltecektir. Yunanistan’da borçlanmanın kaynağının bizzat AB olduğunu biliyoruz; önce bankaları satın alıp sonra da 1.6 milyar Euro değerinde kredi açmışlardır. Bunun üzerine Başbakan Tsipras, bu borcun Yunan halkına ait olmadığını söyleyerek aslında Milli Ekonomi Modeli’nden esinlendiğinin sinyallerini vermiştir.
Peki ya Türkiye?
Türkiye, Milli Ekonomi Modeli’ne sağır ve dilsiz olmaya devam ediyor.
Geçtiğimiz günlerde İstanbul Bakırköy’de düzenlenen iftar programında, Milli Ekonomi Modeli yazarı Sayın Prof. Dr. Haydar Baş Bey bu konu ile ilgili de açıklamalar yaptı. “Seçim döneminde röportaj yapmak için gelen televizyon kanalları ‘Milli Ekonomi Modeli’ adlı eserimi sunmama, anlatmama müsaade etmediler. İnsanın kendi eserini anlatmasından daha doğal ne olabilir?” beyanında bulunarak, bu eylemlerin planlı amaçlar doğrultusunda kasıtlı olarak yapıldığına işaret etti.
Dün Rusya, Brezilya, Hindistan, Çin, Güney Afrika gibi onlarca ülke.
Bugün Yunanistan,
Yarın diğer ülkeler.
Tüm dünya er ya da geç Milli Ekonomi Modeli’nin tek kurtuluş yolu olduğunu kabul edecek. Türkiye için bu vaktin yarından da yakın olması dileğiyle...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner121