Günümüzde, eski güçlere ilâveten yeni güçler oluşmuştur. Bu güçlerden biri de bilgidir. Bilgi, diğer güçlerin kullanılmasında ve aralarında denge kurulmasında en etkin bir güçtür. Bilgi gücünü doğru ve yerinde kullanmadan küresel güce kavuşmak söz konusu olamaz.

Uluslararası ekonomi politiğin kurucusu kabul edilen Susan Strange, “yapısal güç” adı verdiği olgunun dört yapı taşından oluştuğunu söyler. Bunları şöyle sıralar: Güvenlik, bilgi ve teknoloji, üretim ve ticaret, para ve finans. Susan Strange, bu sıralamayı yaptıktan sonra şu hükmü verir: “Küresel aktör olmak için bilgi ve teknolojiyi üretme ve yönetme kabiliyetini kazanmak şarttır.”

Türkiye, küresel güç olma niyetini sıklıkla ifade etmektedir. Ama ne yazık ki, bilgi gücünü kullanmak için gerekli olan adımları atmıyor. Özellikle sosyal bilimler alanında çok yetersiz kalmaktayız. Öyle ki, kendimize ait bilgileri, aleyhimizde kullanan Batılılara, bizzat kendi ellerimizle sunmaktayız.

Bu iş şöyle oluyor: Türkiye, devlet bursuyla sosyal bilimler alanında yüksek lisans eğitimi için Batı ülkelerine öğrenci gönderiyor. Batılılar, bu öğrencilere Türkiye’yi çalıştırıyorlar. Meselâ, Türkiye’de Sünni-Alevi ihtilâfları, etnik köken haritası… gibi başlıklar altında tezler hazırlatıyorlar. Bu yolla öğrencilerimiz, Batılılara büyük bir bilgi gücü sağlıyorlar. Batılılar, böylesi bilgileri sadece casusları vasıtasıyla toplayabilirlerdi. Şimdi bunun yanına, bir de sosyal bilimler alanında yapılan akademik çalışmaları eklediler.

Aslında birçok alanda akademik elemanlar ile istihbarat elemanları ortaklaşa çalışmaktadırlar. Çünkü istihbarat, bilgi toplamayı, toplanan bilgileri analiz etmeyi ve ona göre gerekli önleyici tedbirler almayı içermektedir. Bir başka deyişle istihbarat, bir sosyal bilim dalına dönüşmüştür.

Maalesef Türkiye, sözünü ettiğimiz konularda Batılılardan çok gerilerde kalmıştır. Teknik ve tıbbi bilimlerde buluşlar yapıyoruz. Fakat sosyal bilimlerde hâlâ Batı’ya bağımlı durumdayız. Hâlbuki sosyal bilimlerde de kendi kültür ve medeniyetimize dayalı yeni buluşlar ve açılımlar ortaya koyabiliriz. Batılıların, dayattığı sosyal bilimleri yansız ve tarafsız sanmak büyük bir yanılgıdır. O bilgiler, algı operasyonları için kullanılan araçlardır.

Batılılar, işgal ettikleri ülkelerde bu araçlarından yararlanarak halkın inanç ve düşüncelerini değiştirmek için yoğun gayret sarf etmektedirler. Bunun en bariz örneği, ABD’nin 2007 yılından itibaren Ortadoğu’da yaptıklarıdır.

ABD, Ortadoğu’daki işgal ordusunda çok sayıda sosyal bilimci istihdam etmektedir. Ortadoğu toplumlarının din, dil, kültür ve medeniyetlerini bilen bu sosyal bilimciler, Pentagon’un geliştirdiği “Beşeri Bölge Sistemi” adlı proje çerçevesinde beşer kişilik ekipler halinde görev yapmaktadırlar.

Özetle ifade edersek, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, İslâm dünyası fiili olarak Batı’nın esareti altına girmiştir. Bu esaretten ders ve ibret alınmazsa, yaşanan tecrübelerden faydalanılmazsa, esaretten kurtulmak mümkün olmayacaktır. Şu bir gerçektir ki, esaretten kurtuluşun yolu, bilgi gücünü kullanmaktan geçmektedir. Bundan başkası, boş övünme ve hamasetten öteye geçmez.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Zübeyde 2017-10-28 17:13:23

Teşekkür ederim çok güzel bir yazıydı.

banner122

banner121