Başlık size şaşırtıcı gelmesin, gerçek bu.
Türkiye bugün enerji konusunda büyük oranda ithalata bağımlı.
Bu bağımlılık özellikle akaryakıt konusunda öne çıkıyor.
Son yıllarda adını sık sık duyduğumuz biyodizel, fosil yakıtlara olan bağımlılığı azaltmak için kritik önemde.
Malumunuz olduğu üzere biyodizel, mısır ve ayçiçeği gibi yağlı bitkilerden elde edilen organik yağların baz ve alkolle karıştırılarak dizel yakıta çevrilmesi sonucu üretiliyor.
Biyodizel ile ilgili çalışmaların geçmişi ABD ve Avrupa ülkelerde bile ancak 20-30 yıl önce başlamışken, Türkiye’nin 1930’lu yıllarda biyodizel üretimine geçtiğini biliyor muydunuz?
Bugünlerde 37 bin metrekarelik bir alanı ABD Büyükelçiliğine satılan Atatürk Orman Çiftliği’nde (AOÇ), Atatürk’ün emriyle 1934 yılında biyodizel üretilerek, çiftlikteki traktörlerde kullanıldı. AOÇ’nin kuruluş gayesi de Anadolu’daki tarımı geliştirmekti zaten.
Dünya Atatürk’ün 1934 yılında başardığı noktaya ancak 2000’li yıllarda gelebildi.
Devlet Planlama Teşkilatı uzmanlarından Emrah Hatunoğlu’nun uzmanlık tezi olarak hazırladığı “Biyoyakıt Teknolojilerinin Tarım Sektörüne Etkileri” adlı çalışma, “çağın yakıtı” olarak gösterilen biyoenerji türevlerinin Türkiye’deki geçmişinin Atatürk’lü yıllara dayandığı gerçeğini belgelerle gün yüzüne çıkardı. Belgelere göre dünyadaki biyoyakıt teknolojisinin ilk örneği 1934 yılında Atatürk Orman Çiftliği bünyesinde geliştirildi.
Tezde yer verilen Atatürk’ün talimatıyla 1934 yılında imzalanan resmi belge, AOÇ’de ‘Bitkisel Yağların Tarım Traktörlerinde Kullanımı’ isimli çalışmanın devletçe başlatıldığını gösteriyor. Söz konusu belge AOÇ’de tarımsal üretimde faaliyet gösteren traktörlerde bitkisel yağların yakıt olarak kullanıldığını ispatlıyor.
Buna göre;
Türkiye’de biyoyakıt üretimi ilk defa 1931 yılında “Ananevi Ziraattan Rasyonel Ziraata” başlıklı kongrede ele alınmış.
Atatürk’ün talimatı ile 1936 yılında hazırlanan İkinci Beş Yıllık Sanayi Planı’nın “Sentetik Benzin Sanayi” adlı bölümünde benzin ve diğer fosil yakıtların ithal edilmek yerine ülke kaynakları ile elde edilmesinin önemine değinildiği de ifade ediliyor.
Atatürk’ün riyasetindeki bu çabalar olumlu sonuçlar verir ve 1942 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin benzin ihtiyacının yüzde 20’si biyoetanol ile harmanlanarak karşılanır.
Bu başarılı sonuçlara rağmen Atatürk’ün ölümünden sonra bütün çalışmalar ve araştırmalar durur.
Ve bugün Türkiye, dünyanın en pahalı mazotunu çiftçisine, üzerine ÖTV ve KDV gibi vergiler de bindirerek satan ülke haline bu şekilde gelir.
Atatürk’ün tek başarısı Türkiye’yi kurmak değil, yepyeni bir ülkede pek çok konuda dünya ülkelerinden çok önce atılım gerçekleştirmesidir de aynı zamanda. 
Atatürk’ü hainlerin ve de Türkiye düşmanlarının gözüyle değil de bizzat kendisinin başarılarıyla, önyargılardan uzak bir şekilde değerlendiren herkes, Atatürk’e hayranlık duymaktan kendini alıkoyamayacaktır.
“Anıtkabir’i ziyaret ederken abdestli olun” diyen Prof. Dr. Haydar Baş’ın gerçek Atatürk ile bu milleti buluşturmak istemesinin nedenlerinden biri de budur.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Süleyman ÖZEN 2017-09-05 19:31:24

Sayın ; DEDE , Bunu da yeni öğreniyorum.Allah razı olsun.

banner100