FETO’ya herkesin mübarek zat olarak baktığı, hatta bazılarının adeta taptığı yıllardı. Hakkında açılan dava sonucu, tutuklanma riski doğunca bugün ortalıkta “ulusalcı” olarak geçinen, dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın, Gülen’in yanına refakatçi olarak iki komiseri vererek ABD’ye gönderdiği 1999 yılı.

ABD’ye gidebilmesi için CIA ajanı Graham Fuller’in nasıl referans verdiğini de en iyi bilen kişi Tantan olsa gerek.

ABD’ye gitmesine gitti ama Türkiye’de hep gündemdeydi bugünün, FETÖ’sü dünün muhterem Hocaefendisi!

Elimizde o günlere ait “gizli” kayıtlı bakanlık yazışmaları, onlarca belge var. Dönemin iktidarı, “koruma ve kollama amacıyla!” FETO’yu ABD’ye gönderirken, Türkiye’de “Haydar Baş ve grubu ile yoğun bir şekilde mücadele edilmesini” emreden “yazışmalar” yapıyordu.

FETO sözümona ABD’deydi ama aslında Türkiye Cumhuriyeti’nde iktidarını pekiştiriyor, kadrolaşıyor, derin ve sinsi bir şekilde devleti adım adım ele geçiriyordu.

Yurt dışına gönderilen “mağdur” aslında pek de “mağrur”du!

Prof. Dr. Haydar Baş’ın geçen hafta yazdığı “Bütün davaları FETÖ kaybetti” başlıklı yazıda anlattığı onlarca olayda olduğu gibi devlet ve devletin içinde gizli FETO çeteleri bütün güçleriyle “üzerimize” geldiler.

Bugün ortalıkta “aldatıldık” diye gezen siyasetçiler, gazeteciler, akademisyenler, işadamları ve bil cümle “gaflet” takımının hepsi karşı cephede, “diyalog cephesinde” idi.

Kimse sağa sola kıvırmasın, Türkiye’de FETÖ’nün ilk kumpas kurduğu grup Haydar Baş ve arkadaşlarıdır.

Polisler, 2001 yılında, “bir ihbar üzerine!” BTP Genel Başkan Yardımcısı Dr. Abdullah Terzi’nin ve Ankara İl Başkanı İzzet Yaşar’ın evlerini basarak her tarafı didik didik aradılar. Ele geçirdikleri BTP’li gençleri tartaklayanlar Ankara Terörle Mücadele Şubesi’nin FETO’cu polisleriydi.

FETO hakkında yapılan ve onun Vatikan’la olan ilişkisini deşifre eden “Hıristiyanlığın Truva Atı” isimli kasetin basıldığı merkezi arıyorlardı. Çünkü Pensilvanya bu kasetten çok rahatsız olmuştu.

Daha sonraki tespitlerimizde gördük ki, ihbarı yapanlar da, baskına gelenler de, arkadaşlarımızı derdest edenler de hep FETO’nun emniyet  ekibiydi.

Ekibin başında Komiser Osman Çangal vardı. Çangal bu baskından sonra ödül olarak Abdullah Gül’ün koruma amirliğine atandı. Hem Dışişleri Bakanı iken, hem başbakanken, hem Cumhurbaşkanı iken hep “O’nu korudu!”

Baskında bir şey bulamadılar ama aynı süreçte Ankara’da, İzmir’de, İstanbul’da birçok arkadaşımızın evine gizlice girilerek her taraf darmadağın edilerek “kaset” araması yapıldı. Araçlarımız sivil ekiplerce sürekli takip edildi.

Sayın Baş anlattığı için ayrıntıya girmiyorum televizyonlarımız, radyomuz, kolejlerimiz basıldı, vakıflarımız, derneklerimiz hallaç pamuğu gibi savruldu, reklam gelirlerimiz bıçak gibi kesildi.

Fakat Haydar Baş ve arkadaşları hiç yılmadan bu çetenin dinimize, mukaddesatımıza, vatanımızın bütünlüğüne vurduğu darbeyi anlatmaya devam etti.

Bütün bunlar olurken bugün ortalıkta, medyanın FETO karşıtı geçinen “yavşak” takımının çoğu, FETO’nun papazlara verdiği iftar sofralarında meşk âlemindeydi.

Ve bu duruşumuza dair bugün hiçbiri “Haydar Hoca haklıydı! Helal olsun O’na! Gerçekleri sadece o gördü” diyerek tek satır yazmadılar, yazmıyorlar.

Bizim ise çizgimiz net:

Biz, “Sıratı müstakim üzre gözetirim Rahimi/ İblisin talim ettiği yola minnet eylemem.”

Çizgisinden hiç taviz vermedik.

Bu satırların yazarı FETO’nun ABD’ye gidişi üzerine yazdığı bir yazıda ona “hain” demişti. FETO, beni anında mahkemeye verdi. Hem yüklü bir tazminat hem de ceza davası açtı. Savcı ilk ifademi alırken, mahkeme sürecinde lehime olacağını düşünerek “Muharrem Bey, bu yazıda hain diyerek Fethullah Gülen’i kastetmedin değil mi” diye sordu. Ben “Hayır efendim, orada Gülen’i kastettim” diye cevap verdim.

Mahkemede de savunmamı vererek beraat ettim.

Bu davanın çilekeş insanlarının hepsi bu zulüm ve baskı döneminde yüzünün akı ile çıktı.

Biz, safımızı iklim değişikliğine göre ve konjonktüre göre belirlemedik, belirlemeyiz de.

Biz her dönemde “Bayraksız olamam” diye haykırdık, “devlet,millet,asker el ele, bu ülke bölünmez” diye şarkılar söyledik.

Biz dosta, dost deriz, haine hain.

Böyle biline…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
cemal 6 ay önce

Biz ahiret icin yasamayi, son nefeste imanla islamla göcmenin önemini Prf Dr Haydar Bas hocamizdan ögrendik. su fani dünyada.

Avatar
bayram tuncer 6 ay önce

Allah razi olsun sizlerden

Avatar
remzi karabulut 6 ay önce

ağzına sağlık bu kadar güzel anlattık anlatıldı hala anlamak istemiyorlar biz hain olmadığmızdan eminiz onlar kendini bilip safa yatıyorlar

Avatar
flr 6 ay önce

boston maratonu'ndaki düdüklü tencere saldırısına kadar uzanır fuller'in işleri. tabii ona da birileri komplo kurmaya kalkmadıysa. saldırgan olduğu iddia edilen çeçen gençlerin amcası fuller'in damadı çıkmıştı.

Avatar
Ahmet tekin 6 ay önce

Allah senden razı olsun kardeşim varlığın yeter!!!

Avatar
kadirbey 6 ay önce

yüreğinize sağlık muharrem bey haydar baş'ımızın ve kadrosunun her zaman yanındayız hiç bir zaman yalnız değil siniz rabbim her zaman yardımcınız olsun inşAllah

banner100