Türkiye yıllardır ABD’nin bir dediğini iki etmedi, meşhur ifadeyle “ne istediyse verdik.”
Bunca itaatten de öte jestlerle dolu ABD’ye taviz politikalarından sonra 15 Temmuz’da darbe tehlikesi geçirmiş, büyük bir badire atlatmış bir ülke olarak ABD’den basit bir talepte bulunuyoruz, darbenin arkasındaki FETÖ’nün ele başı Gülen’in iadesini istiyoruz.
Ama ABD, delil yok, belge yok gibi komik gerekçelerle, oluşan tüm delil ve belgelere karşı üç maymunu oynayarak FETÖ liderini iade etmeyeceğini ifade ediyor. 
ABD istedi, Kore’de bizimle hiçbir alakası olmayan bir savaşa 5 bin asker gönderdik, 900’ünü bir hiç uğruna kaybettik.
ABD istedi, Afganistan işgaline göz yumduk, askerimizi ABD’nin jandarması yaptık.
ABD istedi, BM kapsamında, NATO kapsamında nereye asker göndermemiz istendiyse oraya asker gönderdik.
ABD istedi, Irak işgalinde İncirlik Üssü’nü ABD’nin emrine amade kıldık, buradan binlerce sorti yapıldı, Irak’ta taş üstünde taş kalmadı, milyonlarca masum Iraklı buradan kalkan uçaklarla katledildi.
ABD istedi, Irak işgalinde kara sahamızı açtık, buradan geçen ABD askerleriyle Irak’ta kara işgali gerçekleşebildi.
ABD istedi, Irak’ın kuzeyinde oluşan ve bizim topraklarımız üzerinde emeli olan Barzani dost ve müttefik kabul edildi.
ABD istedi, tüm Ortadoğu coğrafyasını BBG evi gibi yapan radar üssü Malatya Kürecik’e yerleştirildi.
ABD askerleri Süleymaniye’de askerimizin başına çuval geçirdi, aman müttefikliğimiz bozulmasın diye sesimizi çıkarmadık.
İsrail uluslararası sularda Mavi Marmara gemisinde 9 vatandaşımızı hukuksuz bir şekilde katletti, ABD ile müttefiklik uğruna sessiz kaldık.
ABD istedi, dost ve kardeş Esad, zalim ve düşman Esed oluverdi. En güvenli sınırımız Suriye sınırı en istikrarsız ve tehditkar sınırımız haline geldi, küresel teröristlerin geçiş güzergahı oldu.
ABD istedi, İran’la, Rusya’yla karşı karşıya geldik.
ABD istedi, topaklarımızda gözü olan Ermenistan’la, KKTC’nin lağvedilmesini isteyen Güney Rum Kesimi’yle ilişkilerin normalleştirilmesi adına taviz üstüne taviz verdik.
ABD istedi, ülkemizdeki azınlıklara istedikleri her şeyi verdik.
ABD istedi, yıllardır senyoraj hakkımızı kullanmadık, ABD’den aldığımız borç para karşılığı kadar kendi paramızı basabildik. Dolayısıyla ürettikçe, tükettikçe, ihracat yaptıkça, ithal ettikçe hep kazanan ABD oldu, Türkiye’nin ise borcu katlanarak arttı.
ABD istedi, tarım bitti, hayvancılık bitti, en temel ürünlerde bile ithalatçı oluverdik.
ABD istedi, petrolümüzü, altınımızı, borumuzu yok pahasına verdik.
ABD istedi, hutbelerimizden “Allah katında tek din İslam’dır” ayetini kaldırdık, Kelime-i Tevhid’in ikinci kısmı “Muhammedü’r-Resulüllah” kısmını kaldırdık, domuz etini, zinayı serbest hale getirdik.
Kısaca, ekonomide, iç politikada, dış politikada, hukukta, toplum yapısında, dini meselelerde ABD ne istediyse bir dediğini iki etmedik.
Şimdi bugün, bu kadar ABD talebini yerine getiren Türkiye olarak, Türkiye’nin siyaseti ve milleti olarak ABD’den bir tek şey istedik: “FETÖ ele başı Fetullah Gülen’i iade edin.”
Ama ABD bunu bile stratejik müttefikine(!) çok gördü.
Bütün bunları niye ifade ettim, elbette ki siyasilerimizin bilinen yanlışlarını yeniden hatırlatmak için değil. 
Böyle bir müttefikliğin Türkiye’ye ne faydası var? Ver, ver, ver ama bir şey iste onu da çok görsünler, ayak sürtsünler.
Evet, Türkiye büyük bir devlet ama karşılıksız olan bu kara sevda Türkiye’yi uydu bir devlet, köle bir devlet haline getiriyor, artık bu prangalardan kurtulmak zorundayız.
Türkiye bu stratejik coğrafyada ayakta kalmak istiyorsa bunun yolu, içimizdeki darbecileri destekleyen ABD’nin kuyruğu olmak değil, siyasetiyle, hukukuyla, ekonomisiyle tam bağımsız bir Türkiye olmaktır. Gerçekten “milli” olabilmektir.
2005’ten bu yana Batının emperyalizminden, köleliğinden kurtulmanın tek adresi olarak dünyada tek bir modelden bahsedilmektedir, o da Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli’dir. Ve bu modeli esas alan Milli Devlet anlayışıdır.
Ekonomisi milli olmayan, kendi emeği karşılığı kendi parasını basmayan, kendi madenlerini milleti için işletemeyen bir ülke asla milli bir sistem, milli bir hukuk, milli bir siyaset, milli bir ordu oluşturamaz.
Borç alan emir alır, emir alanın da darbeler, iç çatışmalar, bölünme ve parçalanma kaderi olur.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
halil zafer 5 ay önce

Sayın ÇABAS
İyi bir analiz ve sade bir anlatım elinize sağlık. Yürekten dileriz ki bu son köprüden geçmeyi yüce TÜRK MİLLETİ başarır. En derin saygılarımla.