Suriye’de bulunan yerli-yabancı her irade Suriye’nin toprak bütünlüğünü hedeflediğini söylüyor, yapılan mutabakatlar bu çerçevede yapılıyor ama fiiliyatta tam tersi gerçekleşiyor.

Bölmek isteyenler “toprak bütünlüğü” diyerek bölüyorlar.

Esasen bu tür, “ifade edilenin tersi” politikalar bugüne has değil… Başta ABD olmak üzere Batının kokuşmuş tarihinde çok örnekleri var. Yakın tarihi hatırlayalım; Irak, diktatör Saddam’ın elinden halkı kurtarmak gerekçesiyle işgal edildi, insan hakları getirilecekti ama o gün bugündür Irak halkı Saddam’ı bile özler hale geldi. Irak’a “demokrasi” gelecek denildi ama işgal, tepeden yağan bombalar, tecavüzler, katliamlar geldi.

Demek ki ABD literatüründe, “insan hakları” ifadesi “zulüm” anlamında, “demokrasi” ise “katliam” ve “bombardıman” anlamına geliyor.

Amerikalılar, Müslümanları katlederek ya da tecavüz ederek özgürleştiriyorlar.

Benzer mantığı Suriye’de toprak bütünlüğü konusunda da görüyoruz. ABD, sürekli Suriye’de toprak bütünlüğü diyor ama Suriye’nin kuzeyinde bir terör örgütüyle Akdeniz’e doğru koridor oluşturuyor.

Yeri gelmişken, ABD’nin Suriye’de bulunma gerekçesi sözde terörle mücadeleydi. Terörle mücadelede en büyük ortağı ise yine bir terör örgütü… Aynı terör örgütünün Türkiye’deki versiyonuna resmen terör kabul edip, Suriye’deki versiyonuna “ortak” diyor stratejik müttefik ABD… IŞİD’le mücadele adı altında Suriye’deki versiyonuna her türlü ağır silahı veriyor, bu silahlar Türkiye’deki operasyonlarda ortaya çıkıyor.

İşte böyle bir müttefik ABD… ABD, böyle de Rusya farklı mı?

Rusya, Suriye’de güvenli bölgeler oluşturalım diye bir mutabakat ortaya çıkartıyor, Suriye Rusya’ya güvendiği için, Türkiye de tekrar aramız bozulmasın düşüncesiyle bunu kabul ediyor ama bu mutabakatın ucu YPG’ye de ve de onun destekçisi ABD’ye de dokunmuyor. Dahası, ABD’nin ekmeğine yağ sürüyor.

Mutabakat, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun (BMGK) 2254 (2015) numaralı, Suriye'nin toprak bütünlüğünü, bağımsızlığını ve egemenliğinin korunmasını öngören kararı doğrultusunda yapılıyor ama toprak bütünlüğünü asıl tehdit eden YPG ve ABD bu kapsamda değil…

Sonra da, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD'nin Suriye'de dört güvenli bölge oluşturulmasına yönelik anlaşmayı olumlu karşıladığını söylüyor. ABD neden olumsuz karşılasın ki, onun ve YPG’nin bugüne kadar elde ettiği kazanımlar açısından hiçbir zararı olmadığı gibi, bu kazanımlar, Rusya ve Suriye tarafından da kabul edilmiş oluyor.

Yani Suriye’ye “IŞİD ve muhalifler” ölümü gösterilirken, “YPG” sıtması kabul ettirilmiş oldu. Gerçekte ise Suriye için IŞİD ve muhalifler sıtma, YPG ölüm…

Çünkü YPG, Irak’ta Barzani ne ise, Suriye’de o…

Barzani şimdilerde bağımsızlığa hazırlanıyor. Dün Irak’ın bir parçasıydı, ABD onu vatan projesinin bir prensi olarak seçti, güçlendirdi, besledi büyüttü şimdi de bağımsız bir devlet haline getiriyor. Aynı senaryo Suriye için de gerçekleştirilecek. Önce Rakka ve Deyrizor, ardından da Akdeniz’e kadar açılan koridorun tamamlanması…

Önceki gün İngiliz Observer gazetesi bu konuyu geniş bir şekilde haber yaptı.

Haberde, PYD’nin silahlı kolu YPG’nin oluşturduğu SDG’nin Suriye’nin kuzeyinde kurduğu oluşumun eşbaşkanı Hediye Yusuf’un, "Akdeniz’e ulaşmak, bizim Kuzey Suriye için projemizdir, Akdeniz’e ulaşmak bizim yasal hakkımız” dediği aktarıldı. Ve bunun için ABD’nin her türlü desteği sağladığı belirtildi.

Türkiye-Rusya-Suriye-İran-muhalifler denkleminde Suriye’de taraflar birbiriyle oyalanırken, YPG-ABD cephesinde ise atı alan Üsküdar’ı geçiyor.

Bu arada, ABD Başkanı Trump’ın göreve başladıktan hemen sonra Suriye’deki ABD kazanımlarının ve İsrail’in güvenliği için Suriye’nin kuzeyinde ve güneyinde güvenli bölgeler oluşturma teklifi bugün Rusya-Türkiye-İran mutabakatıyla sağlanıyor.

 Bir de “ABD bundan rahatsız olur mu?” diye soruluyor, neden olsun ki tam ABD’nin istediği proje… Madalyonun diğer yüzünde ise, Suriye’yi bölen irade YPG-ABD değil, 4 güvenli bölgeyle Rusya-Türkiye-İran olmuş oluyor.

İngiliz Times gazetesi bu şekilde haber yaptı.

Sonuç olarak, Prof. Dr. Haydar Baş’ın 1991 Körfez Harekatı başladığında Irak için söylediği, “Irak’ı bölecekler, kuzeyinde bir devlet kuracaklar” tespiti, Kobani sürecinde öngördüğü “Bu bir Büyük İsrail adımıdır, ABD’nin vatan projesidir” tespitleri bugün olduğu gibi yaşanmaktadır.

Ama Sayın Baş’ın önemli vurguladığı husus ise unutmayalım ki “Asıl hedef Türkiye’dir” öngörüsüdür. Bu da milletimizi ve ülkemizi yakından ilgilendiriyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner137