Türk milleti olarak kurduğumuz 17 Türk devleti ile seviniriz. Fakat hiçbir zaman 17 Türk devletinin 16’sının kendi ellerimizle yıktığımızdan bahsetmeyiz.
Türk devletlerinin dış etkenlerden daha çok bazen gaflet bazen de dalalet içindeki idarecilerinin yanlışlarıyla yok olduklarını görürüz.
Yakın tarihimize baktığımız zaman Osmanlı’nın yıkılışında bu etkenlerin bir hayli fazla olduğunu göreceksiniz. Şu aralar Türkiye Cumhuriyeti Devleti üzerinde kara bulutların dolaştığını görüyoruz.
Güneydoğu’da birçok il ve ilçede sokağa çıkma yasakları uygulanıyor. 300 bine yakın insan bölgeden göç etmek mecburiyetinde kaldığı, devletin aylardır asayişi sağlayamadığı ilçeler var. Her gün gelen şehit haberleri artık sıradanlaştı.
Açılım bahanesiyle moral bulan dış destekli terör grupları artık dağlardan şehre indi, şehir içerisinde halkı terörün içine çekmeye çalışıyor.
Öz yönetimden, özerklikten bahsederek yerel halkı arkalarına alıp topyekûn bir ayaklanma başlatmak istiyorlar.
Aslında koca Türk milletini terörle dize getirmek mümkün değil ama siz geçmişte elimizi kolumuzu bağlayacak anlaşmalara imza atarsanız, günü geldiğinde bunun ceremesini çekersiniz. Aynı zamanda Türkiye’yi bölmek isteyen iç ve dış mihrakların ekmeğine yağ sürersiniz.
Batı, Büyük Ortadoğu Projesini bir an önce hayata geçirmek için Avrupa Birliği uyum yasaları adı altında bize bir dizi yasa çıkarttırdı. Bunlardan bir tanesi de İkiz Yasalar (Self Determinasyon, Türkiye’deki halklara kendi geleceklerini belirleme hakkı).
BM, halkların bazı hak ve özgürlükleri güvence altına almak amacıyla 1966 yılında “İKİZ SÖZLEŞME” adı altında bir dizi sözleşmeler hazırlamış ve üye devletlerin imzasına açmıştır. Türkiye, ülke bütünlüğünü tehdit ettiği için 37 yıl imzalamadığı bu sözleşmeyi 15 Ağustos 2000 tarihinde ANAP–DSP–MHP koalisyon hükümeti zamanında büyükelçi Volkan VURAL eliyle imzalamıştır.
Bu sözleşmenin kabulüne dair Bakanlar Kurulu Kararı 19 Mart 2001 tarihinde imzalanmıştır. İmzalanan sözleşmenin yasalaşması ise Ak Parti hükümetine nasip olmuştur
İkiz Yasalar, 25 Nisan 2003 tarihinde AKP Hükümeti tarafından TBMM’ye sevk edilir. 4 Haziran 2003 tarihli oturumda CHP ve AKP vekillerimizin oyu ile kabul edilir.
“1. Bütün halklar kendi kaderlerini tayin hakkına sahiptir. Bu hak vasıtasıyla halklar kendi siyasal statülerini serbestçe tayin edebilir ve ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmelerini serbestçe sürdürebilirler.
2. Bütün halklar, doğal kaynakları ve zenginlikleri üzerinde kendi yararına serbestçe tasarrufta bulunabilir. Bir halk sahip olduğu maddi kaynaklardan hiçbir koşulda yoksun bırakılamaz.
3. Bu sözleşmeye taraf her devlet, bu sözleşmede tanınan… Kendi toprakları üzerinde bulunan ve egemenlik yetkisine tabi olan bütün bireyler için güvence altına almayı bu ve haklara saygı göstermeyi taahhüt eder” denilmektedir.
Devamla; “Sözleşme ile tanınan hakların, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka fikir, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet, doğum ya da başka bir statü bakımından herhangi bir ayrım gözetilmeksizin uygulanacağını” açıklanmaktadır.
Anayasa’nın 90. maddesi karşısında, TBMM kararıyla onaylanan bu sözleşmelerin “Türk kanunlarını değiştirici” özellikleri olacak, “iç hukukun bir parçası” kabul edilecek ve diğer yasalardan farklı olarak anayasaya aykırılığı dahi ileri sürülemeyecektir.
Bu sözleşmelerde yer alan ortak hükümle, BM bünyesinde oluşturulacak komisyon ve komiteler, Türkiye’de denetim yapma ve iç işlerimize doğrudan müdahale etme olanağına kavuşuyorlar.   
Dikkat ederseniz birinci maddede bütün halklar kendi kaderlerini tayin hakkına sahiptir güneydoğuda siyasilerin kullandığı dil halkların kardeşliği, öz yönetim, yerel Kürt halkı gibi ifadeler bu maddeyi hafızalara yerleştirmek içindir.
Diyarbakır BDP Belediye Başkanı Osman Baydemir basın mensuplarına diyor ki: “15 Ağustos BM imzası ile Doğu Anadolu’daki barajlar Kürt halkının doğal kaynaklarından enerji ürettiği için hak sahibi Kürdistan’dır… Elektriği TC’ye biz fatura etmeliyiz.”
Gülten Kışanak, Al Jazeera Türk’e yaptığı açıklamada, “Kesinlikle Diyarbakır da çıkan petrolden pay istiyoruz, yereldeki tüm enerji kaynaklarından, yeraltı, yerüstü zenginliklerinden, ekonomik varlıklardan yerelin pay alması lazım” dedi.
Bu istekler size ikinci maddedeki “bütün halklar, doğal kaynakları ve zenginlikleri üzerinde kendi yararına serbestçe tasarrufta bulunabilir” ifadesini çağrıştırmıyor mu?
Amerika’nın İncirlik’ten sonra Diyarbakır’da üs edinmesi Almanların Avax ve Tornado uçakları getirmesi ileride çıkacak bir karışıklıkta bu sözleşmelerde yer alan ortak hükümle, BM bünyesinde oluşturulacak komisyon ve komiteler, Türkiye’de denetim yapma ve iç işlerimize doğrudan müdahale etme olanağına kavuşuyorlar hükmünü yerine getirmek başka ne amacı gütmektedir.  
“Bunlar olacak şeyler değil” diye düşünebilirsiniz, o halde önce karışıklık çıkartılarak sonra da Yugoslavya’nın beşe bölündüğünü gözümüzün önüne getirin. Türkiye’de iktidarından meclisteki muhalefetine kadar nasıl dizayn edildiğini bu oyunları hissetmeden bunların peşinden koşmanın büyük vebalini düşünün.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100