Avrupa Birliği ile cicim aylarını yaşadıkları dönemde, AB çevrelerinin temel tavsiyesi ‘köylerin boşaltılması’ idi. Çok şeytani ve sinsi bir proje idi. Köyler boşalacak, tarımsal üretim azalacak, kendi nüfusunu besleyebilen nadir ülkelerden olan Türkiye A’dan Z’ye her türlü tarım ürünü dışarıdan alacaktı.
Bu gerçeği gören Prof. Dr. Haydar Baş, on yıl öncesinde şu uyarıda bulunuyordu: “Bir zamanlar dünyada tarım ve hayvanlıkta kendi kendine yeten 7 ülkeden biri olan Türkiye’nin AB ve IMF talepleriyle şekillenen politikası bu kesimi bitirdi. Avrupa Birliği Türkiye’ye ‘Madem siz Avrupa Birliği’ne gidereceksiniz tarımı terk edeceksiniz. Tarım bölgesinde kaç milyon insan yaşıyor. 35 milyon insan yaşıyor. Siz 25 milyonunu şehirlere aktaracaksınız. 10 milyonu köylerde kalacak kendilerine bakacaklar. Ve sizin 72 milyonluk nüfusunuzun 60 milyonun AB olarak biz yetiştirdiğimiz tarım ürünlerimizi ihraç edeceğiz. Siz bizim pazarımız olacaksınız’ dedi. Bizimkiler de ‘ne demek biz Avrupa Birliği’ne girmek için her şeye hazırız’ dediler. Şimdi arkadaşlar bakınız hiçbir şeyimiz para etmiyor.”
Bu uyarıyı dinlediler mi?
Dinlemediler.
Sonuçta Papa 10. İnnocent’in resmi altında, AB Anayasası’na imza atan AKP’liler hızla tarımda imhaya giriştiler. Tarımsal desteği kestiler. Köylünün ürününün, köylünün hayvanının, koyununun, keçisinin para etmeyeceği politikaları devreye koydular. Delice ithalata giriştiler. Et ithal ettiler, ot ithal ettiler, saman, buğday, pirinç, şeker, soya, soğan, ne buldularsa ithal ettiler.
Tütün üretimini yasakladılar. Şeker fabrikalarını kapattılar ki, köylü üretim yapmasın. Soyaya desteği kaldırdılar ki, Amerika’dan alalım.
Mera kanunu çıkarıp köylülerin devlet otlaklarında otlamalarının önünü kestiler. 
Büyükşehir Kanunu çıkartıp, binlerce yıldan beri köy olan yerleri ‘mahalle yaptılar!’
Köyler mahalle olunca koyun-kuzu beslemek, inek beslemek, tarım yapmak ‘büyükşehir’ yasalarına tabi oldu.  Köylüler tarımsal ihtiyaç için suyu, fahiş belediye fiyatı üzerinden kullanmaya başladılar. Köye, devlet yerine belediye eli değdi. Çöp vergisi, su vergisi geldi.
Sonuçta bu ‘ağır tarımsal soykırım’ amacına ulaştı.
Köyler boşaldı.
Habire zarar eden köylüler, aç kalmak pahasına şehirlere doluştu.
1980’lerin başında 50 milyon dolar tarım ürünü ithal eden Türkiye bugün 20 milyar dolar tarım ürünü ithal eder hale geldi. Dünyanın neredeyse 100 ülkesinden tarımsal ürün ithal ediyoruz. Son 30 yılda tarım ürünleri ihracatı 2 katına çıkarken ithalat 90 kat artmış. Bu oran Türkiye’de uygulanan ‘köyleri boşalt, şehirleri doldur’ politikası ile birebir örtüşüyor. Siyasetçiler, tarımsal desteği minimuma indirip, Batı’nın baskısı ile köyleri ekonomik olarak yaşanılır bir çevre olmaktan çıkartıp, nüfusu şehirlere yığdıkça bunun doğal sonucu olarak ‘tarım ürünü üreten değil, tüketen’ kesim olduk.
Köyleri boşalttık.
2000’li yılların başında Türkiye’nin köy nüfusu 24 milyon civarındaydı yani genel nüfusun yüzde 35’ini köy nüfusu oluşturuyordu. Bu oran şimdi yüzde 7.9.
Dikkat! Dikkat!
Köy nüfusu yüzde 7.9’a düştü.
Şimdi,
“AB emrediyor” diye köyleri boşaltanlar şimdi panik halinde Köye Dönüş Projesini yürürlüğe sokmak istiyorlar.
Köye dönmek isteyenlere asgari ücretten maaş ve 300 koyun vereceklermiş.
Projenin ismi çok güzel ama tam bir komedi…
Projeye göre ilk etapta 500 bin koyun verilecek. Yani 1666 kişiye 300’er koyun verilecek. Verilirken köylünün bağı, bahçesi, evi tarlası ipotek edilecek, bunları saymıyorum, toplam 1666 kişiye uygulanacak bu proje!
Beş yüz bin koyunun her biri 100 dolar olsa yaklaşık 50 milyon dolarlık bir proje bu!
Suriyelilere 30 milyar dolar yardım etmekle övünenler, boşalan köyleri ihya yeniden ihya etmek için ‘50 milyon dolar!’ ayırdılar!
Milyonlarca köylüyü, uygulanan tarım ve hayvancılık politikalarıyla perişan edip, köylerinden kopardılar, çözüm olarak “1666 kişiye koyun verip köye döndürerek” durumu düzeltmeye çalışacaklar!
Yazık ki ne yazık…
Cehalet bu kadar olur.
Girmek istedikleri Avrupa Birliği’nin yüzölçümünün yüzde 92’sini kırsal alanların oluşturduğunu, toplam nüfusunun yüzde 55’inin tarımsal alanlara oturduğunu, toplam istihdamda yüzde 53’lük bölümün kırsal alanlarda çalıştığını, gayri safi katma değer üretiminde yüzde 45’lik payın kırsal alanlardaki üretimden geldiğini bilmiyorlar.
Tarım ve hayvancılık idam sehpasında ‘yok’ 
edildi.
Birkaç bin kişiye koyun vererek geri dönüşüm sağlanması mümkün değil.
Demek ki neymiş;
Haydar Hoca’yı dinleyecektiniz beyler!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.