Her şeyden evvel bu milletin inancı, gerçek Atatürk'ü bizlere tanıtan ve bin yılın eseri “Hoş Geldin Atatürk” kitabını hediye eden Baştürk Haydar Baş hocamıza minnetlerimizi ve şükranlarımızı ileterek başlayalım...
Mustafa Kemal Atatürk sabahlara dek uyumayan, kitap okuyan, kafa yoran, inceleyen, araştıran çalışmaktan ama çok çalışmaktan asla yorulmayan bir özelliğe sahipti. Kur'an-ı Kerim'i tüm inceliklerine dek çok iyi bilen Mustafa Kemal Atatürk, gittiği tüm okullarda İnşirah suresinin okunmasına, özellikle de surede geçen; “Bir işten boşaldığında başka bir işle yorul” ayetine çok dikkat çekerdi.
Çalışmak çok çalışmak en büyük şiarı idi. Şöyle buyururlardı: “Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla hiç alakası olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler modern olmayı kâfir olmak sayıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış tefsiri yapanların maksadı İslamların kâfirlere esir olmasını istemek değil de nedir?”
“Mesuliyet yükü her şeyden, ölümden de ağırdır” diyen Atatürk ülke'yi örnek ülke konumuna getirme sorumluluğunu iliklerine dek hissedip gece gündüz uykusuz kalırdı.
Kendisini milletinin refahına adayan bu dahi komutan; istiyordu ki, bataklıktan çıkardığı milleti, dünyanın en muasır milleti olsun. Küllerinden doğan milletini ekonomik hamlelerle taçlandırmak istiyordu. Hastalığına karşın, 12 Kasım 1937’de çıktığı Doğu ve Güneydoğu Anadolu gezisinde gördüğü yoksulluk ve bölgesel farklılıklar onu son derece üzmüş ve geri dönerken trende Sabiha Gökçen’e, bugün herkesin örnek alması gereken şu sözleri söylemişti: “İnsan ömrü, yapılacak işlerin büyüklüğü ve zorluğu karşısında çok cüce kalıyor, Gökçen. Geçtiğimiz yerlerde fabrikalar görmek istiyorum, ekilmiş tarlalar, düzgün yollar, tertemiz sağlıklı insanların yaşadığı evler… Büyük yemyeşil ormanlar görmek istiyorum, gürbüz çocukların, iyi giyimli çocukların, yüzleri sararmamış, dalakları şiş olmayan çocukların okuduğu okullar görmek istiyorum… İstanbul’da ne medeniyet varsa, Ankara’ya ne medeniyet getirmeye çalışıyorsak, İzmir’i nasıl mamur kılıyorsak yurdumuzun her tarafını, Anadolu’nun her yerini aynı medeniyete kavuşturalım istiyorum. Ve bunu çok ama çok çabuk yapmak istiyorum. Dedim ya, insan ömrü çok büyük işleri başarabilecek kadar uzun değil. Mamur olmalı Türkiye’nin her tarafı, müreffeh olmalı… Ben yapabildiğim kadarını yapayım, sonra ne olursa olsun demek yok benim kitabımda. Geleceği, geleceğin Türkiye’sini, geleceğin halkını düşünmek benim görevim… Bir iş aldık üzerimize, bir savaşın üstesinden geldik, şimdi ekonomik alanda savaş veriyoruz, daha da vereceğiz… Bu heyecanı yaşatmak, bu heyecanın ürünlerini görmek gerek…” 
“Yalnız tek bir şeye ihtiyacımız vardır, çalışkan olmak. Servet ve onun tabii neticesi olan refah ve saadet yalnız ve ancak çalışkanların hakkıdır” diyen Gazi Paşa, efendiliğin hizmetle kaim olacağını her zaman vurgulamıştır: “Millete efendilik yoktur. Hizmet vardır. Bu millete hizmet eden onun efendisi olur. Yorulmadan beni takip edeceğinizi söylüyorsunuz. Fakat arkadaşlar, yorulmadan ne demek? Elbette yorulacaksınız. Benim sizden istediğim şey, yorulmamak değil, yorulduğunuz zaman da durmadan yürümek, yorulduğunuz dakikada da dinlenmeden beni takip etmektir. Yorgunluk her insan, her mahlûk için tabi bir haldir. Fakat insanda yorgunluğu yenebilecek manevi kudret vardır ki işte bu kuvvet yorulanları dinlendirmeden yürütür. Sizler yeni Türkiye'nin genç evlatları! Yorulursanız dahi beni takip edeceksiniz. Dinlenmek için yürümeye karar verenler asla ve asla yorulmazlar. Türk gençliği bu gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan yorulmadan yürüyeceklerdir.”
Atatürk'ü tanıyanlar onun için çalışma saati diye bir şey olmadığını, yapacağı işi bitirinceye kadar uyumadan, dinlenmeden, yemek yemeden çalıştığını söylerler. Özellikle mücadele yıllarında normal uyku nedir bilmediğini, geceleri uyumaktan hoşlanmadığı için odasına çekilip uyumak yerine okuduğu için, Mahmut Esat Bozkurt tarafından ona “Türk Milleti'nin gece bekçisi” adı takıldığı söylenir. Yakın mücadele arkadaşlarından biri onun bu yönünü şöyle anlatmaktadır: “Çankaya Köşkünde Büyük Nutuk hazırlanırken 48 saat hiç gözünü kırpmadan yazı dikte ettirişini hatırlarım. Öyle ki, yazı yazmaktan yorulanlar değişiyor, fakat o binlerce belge arasından ayırdığı notlarıyla büyük eserlerini tamamlamak için uykusunu bile vermekten çekinmiyordu.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.