101. yıldönümünde Çanakkale Zaferini bizlere armağan eden kahramanlarımızı hayırla yâd ediyoruz. Kurtuluş Savaşı’nın önsözü sayılabilecek bir dönüm noktasıdır Çanakkale. Prof. Dr. Haydar Baş’ın ifadesi ile, “Hakikaten Çanakkale’yi kazandıran ruh ne silah gücü, ne yanındaki devletlerin desteğidir. Çanakkale, iman gücüyle kazanılmıştır. Belki de hiçbir savaşta bu kadar olağanüstü hal ve manevi himmet hissedilmemiştir. Altını çizmek gerekir ki, Mustafa Kemal’in bu zafere olan inancı tamdı ama daha önemlisi Allah inancı O’nu bu zafere ulaştırmıştır. Müslüman Türk; zaferi, İslam Peygamberinin yardımını bugün unutmuştur. Çanakkale, emperyalizme ve İslam’a karşı saldıranlara bir liderin ve topyekûn milletin zaferidir. Günümüz ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin o kahramanlıkları unutarak emperyalizme boyun eğiş hezimetidir. Dileriz bu zaferler unutulmaz, bizleri ileriye hazırlamak için hep diri tutulur.” 
18 Martta ancak aklımıza geliyor bu destansı vatan müdafaası. Aynı duyguları yaşamaz olduğumuzdan beri, değerlerimiz kıymetini kaybetti. Artık önümüzü, ardımızı göremez olmuşuz. Vatan sevgimiz, çıkarlarımızın gölgesinde kupkuru kalmış. İslam Âleminde olup-bitenleri bir diziymiş gibi seyreden yığınların görme, duyma ve bilme duyguları felç, kalbi ise “ABD, ABD” diye atar olmuş! Sermayesi hırsızın elinde çarçur edilen zengin misali, inancını iman ve vicdan hırsızlarının çaldığı nice topluluk dünyada ebedi kalacağı yalanına kendini kaptırmış. Bastığı yeri sadece toprak sananlar nasıl duyar, şehitlerin avazını? Tarih, ibretlik nice dersler veriyor alabilene. Hatırlayın Havranlı Koca Seyit’i. Savaştan sonra Seyit’e bir rütbe verilir. Rütbesiz asker olduğu için onbaşı rütbesiyle taltif edilir. Bunun yanında isteklerinin karşılanması istenir. Ordu komutanı Onbaşı Seyit’i çağırır: "Devletten sana bir yazı var. Bütün isteklerini karşılayacak, bir şeyler iste!" der. Seyit: "Ben bir şey istemek için savaşmadım. Ben Allah rızası için savaştım." Komutan: "Ben böyle bir yazıya hiçbir isteği yok diye cevap veremem. N’olur bir şey iste!” der. En son der ki: "Bir ekmekle doyamıyorum. O zaman bana 2 ekmek versinler, her yemekte." Bu isteği yerine getirilir. Ama bir hafta sonra tekrar bir istekle daha gelir. Seyit: "2. ekmeği iptal edin. Çünkü arkadaşlarım 1 ekmek yerken benim boğazımdan 2 ekmek geçmez oldu" der ve iptal ettirir. İşte Çanakkale bu ruhla kazanıldı. Ya bugün düştüğümüz hâl, neyin nesi?
İngilizlerin resmi Çanakkale tarihini yazan ve Çanakkale muharebelerine katılan General Aspinall-Oglander’ın dediği gibi: “Çanakkale’deki kanlı savaşlar, Türklerin çiçeğini yiyip bitirdi.”
Ve biz Çanakkale’de, Yemen’de, Galiçya’da, Sarıkamış’ta, Kafkasya’da, Filistin’de, Kurtuluş Savaşı’nda Anadolu yaylasında nice şehitler vermişiz. Ağzı dualı anaların tertemiz elleriyle saçını kınaladığı Mehmetlerin kanı bu vatanın tapusudur. Kardeş olmuşuz, hem dünyada hem ahirette. Kaderimiz birlikte yazılmış. Peki, bugün, niçin sevgi fakiri olmuşuz? 
Süslü sözlerin arasında uçup giden samimiyetimizi, içtenliğimizi tekrar nasıl kazanır da yine kardeş oluruzun cevabını bulma vakti geldi de geçiyor. Mustafa Kemal, Hacı Bektaş ruhuyla Alevi, Sünni, Caferi, Kürt, Laz, Çerkes, Arap, Gürcü, Boşnak, Arnavut, Türkmen, bütün vatan evlatlarını nasıl aynı potada bir yaptıysa, bugün de aynı ruha muhtacız. Ve bunu gerçekleştirecek tek bir adam var, Prof. Dr. Haydar Baş!  Bizi kardeş yapacak Ehl-i Beyt kaynaklı bir gönül yüceliğine, yaşadığımız ekonomik, sosyal, hukuki tüm sorunları çözecek Milli Ekonomi Modeli’ne sahip. Kadrini, kıymetini bu milletin anlamasını diliyorum. Ne yazık ki, O’nu dinlememenin acı sonuçlarını yaşıyoruz milletçe.  
Çanakkale’ye oğlunu gönderen Bektaşi dedesi Haşim Baba, evladının şehit olduğu haberini alınca Muhammed Ali’sinin resmini dergâhta asılı Türk bayrağının üstüne koyar ve O’na yazdığı nefesle adını ölümsüzleştirir. İşte o nefes:

HÛ!
Gelibolu önünde Arıburnu’nda
Al bayrak altında öldün mü yahu?
Besmeleyle varıp attın topunu
Düşmana korkuyu saldın mı yahu?

Bir sabah düşümde suretin gördüm.
Şubenin önünde künyeni aldım.
Hasret çıbanına pençemi vurdum
Artık oralarda kaldın mı yahu?

Muhammet Ali’dir ismi oğlumun.
Şehitliğe koştu cismi oğlumun.
Bize yadigârdır resmi oğlumun.
Gözüme yaş diye geldin mi yahu?

Yârin mi çağırdı? Koşarak gittin.
Şarkı söyleyerek, coşarak gittin.
Dağları, denizleri aşarak gittin.
Şehitlik sırrına erdin mi yahu?

İsrafil surru’dur hücum borusu.
Şehit olanların yoktur sorusu.
Diri bekliyorduk işin doğrusu
Kopmuş güller gibi soldun mu yahu?

Haşimi’in de oğlu gitti, merhaba.
Akıtacak yaşlar bitti, merhaba.
Bu dert bizi deli etti, merhaba.
Vatana canını verdin mi yahu?
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mücahit Cengiz 11 ay önce

Kaleminize sağlık Yavuz bey, Allah (c.c) sizden razı olsun.

banner100