Deizm, dinsel bilgiye akıl yoluyla ulaşabileceği ilkesini esas alan bir düşünce ve inanç şeklidir. Deizmin kutsalı akıldır. 
Deizm pozitif (kurucu) ve negatif (eleştirel) olmak üzere iki yönden incelemek mümkündür. Pozitif olanı, Tanrı’ya inanmayı zorunlu olarak gerektiren yöndür. Negatif olanı ise, Hıristiyanlığa ve Kiliseye yönelik eleştirileri içerir.
17. yüzyılda Hristiyanlığa karşı eleştirel sesini yükseltmesinden dolayı, Deizmin ilk batıda görüldüğünü zannetmek, pozitif (kurucu) Tanrı düşüncesini ilk olarak görmemek büyük bir yanlış algılamaya sebebiyet verir.
İslam sınırlarının genişlemesi ile kadim milletlerden olan Mısır, İran, Hint ve Yunan Medeniyetleriyle, İslam Medeniyetinin karşılaşması ve farklı din kültür mensuplarıyla yaptıkları tartışmalarda, muhataplarının inanç ve düşüncelerini mantık ve felsefi ilkeleriyle sistemli biçimde savunmalarından dolayı, Müslümanlar da onların yöntemleriyle kendi düşüncelerini savunma ihtiyacı hissetmişlerdir.
Emeviler zamanında başlayan tercüme faaliyetleri, Abbasi idarecisi el Mansur (Hicri 136-158 / Miladi 754-775) zamanında, Aristo’nun, Kategoriler, Önermeler, I. Analitikler [Kıyas], II. Analitikler [Burhan], Cedel, Safsata adında altı meşhur kitabını Arapçaya tercüme ettirmesi ile mantık ve felsefe ilkelerine Müslümanlar ilk elden ulaşılmış oldular. 
Hikmeti Kur’an-ı Kerim’de ve Nebevi hadislerde göremeyen akılcılar daha doğrusu zamanın İslam idarecileri, bilerek ve isteyerek 8. yüzyılda tercüme faaliyetleriyle vahyin karşına kutsallık olarak aklı oturtmaya çalışmışlardır. 
Neticede kendilerinin de anlayamadığı ve anlatamadığı akıl ile vahiy çatışamaz kaidesini oturtarak aklın idrak edebileceği beş duyuyu görme, işitme, duyma, hissetme, koku alma ile aklın idrak edemeyeceği gaip olan vahyi aynı terazide tartma yanlışına düşmüşlerdir.
Deizm (pozitif) aslında eski Yunan toplumundaki Pagan inancına karşı, aklın diyalektikle başlatılan devrimi, karşı sesidir. 
Bu arada diyalektiği ilk kullanıp ölüm cezasına çarptırılan, felsefe ve mantığın miladi noktası Socrates’i bir (pozitif) deist olarak unutmamak gerekir diye düşünüyorum.
Bugün deizmden gerçekte hiç kimsenin şikâyeti olduğunu düşünmemekteyim. Deizmden şikâyet eden idareciler nasıl olurda Allah-ü Teâlâ’nın insanlara hidayet rehberi olarak gönderdiği Kur’an-ı Kerim gibi bir Mucizeyi Peygamber Efendimiz gibi âlemlerin yaratılma vesilesinin, hikmetini akılla algılayabileceklerini iddia edebilmektedirler.
Akıllarına o kadar güvenen halkımızın ve liderlerimizin kimler tarafından ne kadar aldatıldığını gördüğümüzde bu akıllarıyla “efala yüdrikun” ayetine nasıl mazhar olduklarına ve akıllarının eşyanın hakikatini görmekten nasıl gafil olduklarını kavramış oluyor ve soruyorum…
-sizler mi duyu organlarınızla bilemediğiniz algılayamadığınız Vahyi, bu aldanan ve aldatılan akıllarınızın duyu organlarıyla ölçüp, doğru olup olmadığını idrak edeceksiniz?
Deizm, İslam dünyasına siyasetçiler tarafından sokulmuştur ve siyasetçilerin toplumun gözünü boyamak için oynadıkları göz yanılması bir oyundur. Ya da vahyi kaldırıp yerine aklı koyup kendi koltuklarını sağlamlaştırmak. 
Yazık ki bu oyuna kanıp vahyin yerine aklı koyanlara!...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Karaca 2018-07-23 05:41:00

bu tarz yazılarını bekliyoruz sayın Nezir...