Konya Milli Eğitim Müdürlüğü’nün düzenlediği bir kurultayda, imam hatip lisesi öğrencilerinin ‘deizm’e kaydığı sonucuna varılmış. Bu konuda hazırlanan rapor hayli tartışmalara yol açtı. Çünkü bu ülkede imam-hatip deyince akan sular durur. Dindar bir gençlik yetiştirmek için yegâne adrestir imam-hatipler. Neredeyse her mahalleye bir imam-hatip yapma noktasına geldi hükümet.
Sonuç ise ‘dindar nesil’ yerine ‘deist nesil!’
Deistler sadece tanrıya inanıyorlar, bundan dolayıdır ki, bu akıma ‘yaradancılık’ da deniliyor. Bu görüşe göre tanrının görevi sadece yaratmaktır, yarattıklarıyla ve dünyada olup bitenlerle hiç ilgilenmez. Onlara göre peygamber yoktur, vahiy yoktur, Kuran yoktur, cennet-cehennem yoktur, sevap-günah yoktur, melek yoktur…
Böyle bir inanç şekli İslam itikadına göre ‘küfür’dür.
Maalesef siyasal ‘arka bahçe’ olarak adlandırılan imam-hatip öğrencileri arasında deizm tehlikesi raporlara yansır hale geldi. 
Peki, neden böyle oldu?
İmam hatipli gençler neden ‘aldıkları dini eğitimle bağdaşmayan’ bir inanç biçimine doğru kayıyorlar?
Bu okulları arka bahçe olarak ilan edenler nerede hata yaptı?
İlim ve irfanı, bilim ve tekniği arka bahçe yapmak yerine, yozlaşmış ve özünü kaybetmiş bir din eğitimini siyasi hayatlarının devamı için memba görme siyasetini baş tacı yapanlar, ortaya çıkan bu sonuçtan memnun mu?
Konya’daki çalıştaydaki sonuç raporu okunduğunda bu durumun nasıl meydana geldiği anlaşılıyor. Raporda ‘din adamlarının birbiri ile çelişen açıklamalarına, okullarda din ve bilimin çeliştiği düşüncesini besleyecek dini anlatımlara’ yer verildiği anlatılıyor, ‘hurafelerin din olarak addedilmesinden ve sunulan dini bilgilerdeki tutarsızlıkların gençlerde din düşüncesinin saygınlığına zarar verdiğinden’ bahsediliyor. 
Dini saptıran, mezhep ayrımcılığı yapan, hurafeleri din diye pazarlayan, siyasi emelleri uğruna adeta yeni bir din ihdas edenlerin imam-hatiplerde ‘din eğitimi veren’ uzantıları, meydana getirdikleri eserle ne kadar övünseler azdır.
Bugünü anlamak için dünü irdelememiz lazım. Bugünün tablosunun aslında ‘dünün eseri’ olduğunu görmemiz lazım.
Bunun için Erbakan’ı çok iyi tanımamız ve siyasi misyonunu iyi anlamamız lazım. Bakın bu ülkede din ve siyasetin nasıl iç içe geçtiğini, ‘bir partinin nasıl dinle özdeşleşir hale geldiğini’ ve o parti mensuplarının nasıl ‘kurtuluşa erdiğini’ şöyle anlatır Erbakan Hoca.
Sivas’a bağlı Sıcakçermik kasabasında 15 Mart 1994 günü yaptığı konuşmada şöyle diyor:
“Cihat delisi olmadan mümin olunmaz. Bir emir seçip, ona biat edip, orduyu oluşturmak ilk farzdır. Refah (yani Refah Partisi), İslami cihat ordusudur. Hepimiz bu orduya asker olacağız. Cihat eden Müslüman âlimden de, şeyhten de daha üstündür.”
Erbakan Hoca bağlı oldukları ‘emir’in günahlarına da göz yumulması gerektiğini öyle anlatıyor: “Sen gözünle emirin günah işlediğini görsen bile ona itaat edeceksin. Mesela içki içtiğini gördün. Sonra da ayıkken sana geldi ve emir verdi. İtaat edeceksin. Herkes bölgesindeki Refah Partisi başkanına itaat edecek. Cihat için para verilmeden Müslüman olunmaz. Kişinin Müslümanlığı cihat için verdiği parayla ölçülür. Bir Müslüman zekâtını götürüp fakire vermez. Zekâtını beyt-ül mala, cihat ordusu karargâhına verecektir.”
Erbakan Hoca hızını alamıyor ve gerçek Müslümanlığın gerçek imanın gerçek ibadetin ne olduğunu da şöyle anlatıyor:
“Sen Refah Partisine hizmet etmezsen hiçbir ibadetin kabul olunmaz. Diğer partileri desteklersen, batağa düşen insanlardan sen sorumlusun. Hepimiz Refah’ın emrine itaat edeceğiz. Refahlı olmayan patates dinindendir.” (Yeni Günaydın, 15 Mart, 1994)
Yani Erbakan Hoca’nın partisine oy vermeyenlerin ibadeti konul olunmaz, “bunlar patates dinindendir.”
Ortada bir İslam dini var bu dine mensup olmak için Refah’a oy vereceksin, diğer tarafta patates dini var, bu dine de Refah’a oy vermeyenler mensup.
Erbakan Hoca için din, patates-domates tanımlaması sığlığında idi. Her şey onun partisinden olanlar-olmayanlar diye özetlenmişti. İslam’ın temeli cihattı ve cihat için de Müslümanlar, Hoca’nın partisine para vermeli, zekât vermeliydi.
Bu ‘şuurlu gençlerin’ yetişmesi için en önemli kaynak kuşkusuz imam-hatipler olacaktı ve Erbakan’a göre imam-hatipler, yukarıda anlatılan ‘yeni dinin’ arka bahçesi idi.
Şimdi neyi konuşuyoruz:
İmam hatiplerden deist çıkıyor?
Deizme giden yola kimlerin taş döşediği açık değil mi?
Patatesle, domatesle din tarif edip, parti ile İslam’ı bir birine entegre edip, kendi partilerinden olmayanları ‘batıl’ kabul edip, bütün Müslümanların cihat için partiye zekat getirmesini emri buyurup ve bu bataklıktan çıkacak bir ‘emir’e bütün günahlarını görmeden itaati emredip, bu saçma sapan görüşlerin hakim olması için imam hatipleri arka bahçe görenlerin sonunu izliyorsunuz.  
“İmam-hatipler arka bahçemizdir” diyen Erbakan olduğuna göre, deizm sonucunu da, onun sözlerinin izini sürerek analiz etmek en doğru yol değil mi?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Bülent YILDIRIM 2018-04-14 13:12:26

Talebeside Hocasini aratmadi. Bu kafa millette ne din birakti ne de iman, ne ahlak kaldi ne de erdem...

Avatar
cemal 2018-04-13 10:31:38

atatürkün haydar hocanin ahini alan iflah olmaz. sonu deist nesil

Avatar
nazim 2018-04-16 09:09:11

dinciligi siyasete alet edip turkiyeye büyük zarar veren siyasetçilerin birincisi menderes ikincisi erbakandir. vatansever olmaları yeterli olmuyor maalesef. emperyalist ülkeler onların siyaseti sayesinde turkiyeyi istediği gibi kullandılar.