Yenikapı’nın seyyar sahnesinde demokrasi için boy gösteren liderlerin hepsi de şiir okudu. Hatırlardadır, Tayyip Erdoğan okuduğu şiir yüzünden mahpus damına düşünce kahraman oluvermişti. Diğerlerinin de hevesi bundan mıdır, bilinmez.

Bilinen şu ki, demokrasiyi şiirle dillendirenler, şiir şöleninin sunulduğu Dostlar Tiyatrosu’ndaki oyunu yasakladılar. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu! Erdoğan, Yıldırım, Kılıçdaroğlu ve de Bahçeli… evet liderlerin tümü şiirler okurken; şiiri şiir gibi okuyan sanatçılara yasak getirildi. Hep aynı terane, neymiş efendim güvenlik tedbiri. Yersen tabii.

Başta reisleri olmak üzere AKP tayfasının demokrasiden anladıkları bu.

Edebiyat penceresinden bakalım; şiirin okunması sadece şiirin seslendirilmesi mi, yoksa iletişim kurulması mıdır? Liderlerin şiir okumalarını dinledik ve seyrettik. Beceremiyorsanız, bir sanatçıya okutun. Şiirde sesi, duyarlığı, anlamı ve çağrışımı yapamıyorsanız buna kalkışmayın.

Sosyoloji açısından baktığımızda; kişi itirazlarını, isteklerini, beklentilerini, düşüncelerini dile getirebilmelidir. Bu olmuyorsa, ortada ciddi bir toplumsal sorun var demektir. Yani toplumsal hayata müdahale edemeyen; yanlışlara, eşitsizliklere, haksızlıklara, sömürüye, dayatılan yanlış yasalara karşı çıkamayan kişi toplumun öznesi olamadığı gibi, birey de değildir. Kendi içine yumulmuş bir varlıktır sadece. Ne yazık ki, ülkemizde yaşayan insanlarımız bu hale getirilmek istenmektedir ve bu yolda da hayli mesafe alınmıştır. İşte konuşamayanların can simidi, onlar adına konuşan sanat olmaktadır. Bu da siyasilerin hiç hoşuna gitmemekte sanatçıyı susturmanın çaresine bakmaktadırlar. Şiiri ustasına yasaklayıp kendileri sahne almaktadır.

Durum ortada;

Bireysel ve toplumsal yıkımları hedefleyen, Devletin varlığına kasteden FETÖ ile uzun süre beraber yaşamanın suçluluğu ile ezilen iktidar tayfası ve reisleri, hukuken ve siyaseten aklanma yerine, meydanlara çağırdıkları halktan medet umarcasına, durmadan mağduriyetlerini yüceltme çabası içindedirler. Şiirler de cabası. Zeki Müren, bir ezgiyi şöyle yorumluyordu son albümünde: “Şarkılarla, şiirlerle…yaşıyorum…işte benim Zeki Müren”.

Herkesin dilinde gönlünde demokrasi… demokrasinin vazgeçilmezliği uğruna, canından bile bir vazgeçiş. Bu fedakarlığa karşı artık AKP’nin rant beklentilerini terkedip, tiyatro değil gerçek demokrasiyi anlayıp uygulaması zorunlu şarttır.

OHAL, demokrasiyi otoriter rejime döndürecek bir zırh olmamalıdır.

AKP ve Reisinin kamu vicdanında aklanma çabalarına rağmen hukuk önünde onları bekleyen suçlar bulunmaktadır. Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316. maddelerinde düzenlenen “Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar” başlığı altındaki eylemler. Bu eylemler 15 Temmuz darbe girişiminin karşılığı olmaktadır. Gerçi darbe girişimini Reis ve tayfası yapmadıysa da darbecilere bu ortamı hazırlayanlar kendileridir.

Kamu vicdanında bu kusurunuzun izleri var. Bir de kendi vicdanınız…

Kendi vicdanınızla yüzleşecek cesaretiniz var mı?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100