Dışişleri Bakanımız Çavuşoğlu,  “Şu anda biz Rusya ve ABD arasında tercih yapma durumunda olan bir ülke değiliz. Biz ilişkilerimizi dengeli bir şekilde götürmek durumundayız. Bu son olayda ABD’nin rejime yönelik müdahalesini destekledik. Yani iki ülke arasında taraf tutma diye bir şey yok” dedi.
Yani Sayın Çavuşoğlu mevcut politikalarla Türkiye’nin ABD ve Rusya arasında bir denge politikası yürütmeye çalıştığını ifade ediyor.
Siyasilerimizin, “tercih etme yok” ya da “taraf tutma yok” sözleriyle ifade ettiği bu denge politikasını, yabancı basın bu şekilde görmüyor, farklı yorumluyor.
Reuters Haber Ajansı’nın, “Türkiye ABD ve Rusya arasında kaldı” başlığıyla dünyaya servis ettiği yazıda, “Türkiye hükümeti, ABD’nin Suriye’ye yönelik saldırılarının sürmesi gerektiğini söyleyerek, ABD’nin Suriye’de savaşma isteğini muhtemelen gözünde büyüttü ve Rusya’yla ilişkileri tehlikeye attı” değerlendirmesine yer verildi. 
Yazıda ayrıca şu ifadeler yer aldı:
“Türkiye’nin Suriye politikası plansız... Ankara, hem Esad’ın asıl destekçisi olan Moskova’yla, hem de Suriye lideriyle doğrudan karşı karşıya gelmeye isteksiz NATO müttefiki ABD ile daha güçlü ilişkiler kurmaya çalışıyor.”
“ABD’nin saldırısı tek seferlikti ve sınırlıydı. ABD’nin taktik saldırısı stratejik değil ve bu, Türkiye’nin tek güçlü müttefiki olan ABD ile Rusya arasında sıkışmasına yol açıyor.”
Evet, Reuters’in yazısındaki değerlendirmeler bu şekilde… Görünen o ki, Çavuşoğlu’nun denge politikası, Davutoğlu’nun sıfır sorun politikası gibi olacak.
Peki, denge politikası gerçekte nasıl olmalıdır? Bunun ülkemiz açısından en güzel örneğini de Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ortaya koymuştur.
Atatürk’ün önderliğinde örnek bir İstiklal Mücadelesi ortaya koyan Türk milleti, bu mücadeleyi İngiliz’e, Fransız’a, İtalyan’a, Yunan’a karşı vermesine rağmen, Cumhuriyet kurulduğuktan sonra tam bağımsızlık esası üzerine kurulan güçlü Türkiye, bu ülkelerle ilişkilerini dengeli götürmüştür, onların boyunduruğu altına asla girmemiştir.
Taviz vererek denge politikası yürütülemez, taviz vererek, emirleri yerine getirerek komşularla sıfır sorun olmayacağı gibi... Taviz vererek denge kurmaya çalışan ülkeler bağımsız değil, manda olarak ifade edilir. Ve bize Cumhuriyeti emanet eden Atatürk, daha istiklal Mücadelesi’nin başında manda ve himayeye karşı net bir tavır ortaya koymuştur.
Tarih, 22 Haziran 1919, Amasya Tamimi…
Madde 1: Vatanın bütünlüğü milletin bağımsızlığı tehlikededir.
Madde 3: Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.
Yani İstiklal Mücadelesi’nin temeli bağımsızlıktır.
Tarih, 7 Ağustos 1919, Erzurum Kongresi…
Madde 1: Manda ve himaye reddedilerek ilk kez ulusal bağımsızlığın koşulsuz olarak gerçekleştirilmesine karar verilmiştir.
Madde 2: İlk kez milli sınırlardan bahsedilmiş ve Mondros Ateşkes Antlaşmasının imzalandığı anda Türk vatanı olan topraklarının parçalanamayacağı açıklanmıştır.
Yani vatanın bütünlüğü esastır, manda ve himaye kabul edilemez, hedef ulusal bağımsızlıktır.
Tarih, 4 Eylül 1919, Sivas Kongresi…
Madde 1: Milli sınırları içinde vatan bölünmez bir bütündür; parçalanamaz.
Madde 2: Kuvay-ı Milliye’yi tek kuvvet tanımak ve milli iradeyi hakim kılmak temel esastır.
Madde 5: Manda ve himaye kabul edilemez.
Yani, vatanın bütünlüğü, milli iradenin hakimiyeti esas; hiçbir ülkenin boyunduruğu, köleliği kabul edilemez.
Atatürk bu temeller ve hedefler üzerine bina ettiği Türkiye’yi, gerçekten de milli bir ekonomiyle, milli hamlelerle tam bağımsız bir ülke haline getirmiştir ve bize böyle emanet etmiştir.
Bugün ABD dolarının karşılığı paramızı basıp, Prof. Dr. Haydar Baş’ın meşhur ifadesiyle “tercüme para”yla ekonomimizi döndürdüğümüz için, komşumuz Suriye’de yaşanan sorunları, ABD’nin füzeleriyle ya da NATO’nun müdalesiyle çözülmesini talep ediyoruz.
Yarın BOP kapsamında olan Türkiye’nin aynı kaderi yaşayacağını bile bile…
Ama Rusların turistlerinden, tarım ürünlerimizi ithal etmesinden de vazgeçemiyoruz.
Buna denge politikası değil, manda politikası, ya da sıkışıp kalma, preslenme politikası da diyebiliriz. Gelen vuruyor, giden vuruyor, suyumuzu çıkarıyorlar.
Gerçek denge politikası, Atatürk’ün de uyguladığı gibi milli politikalarla mümkündür.
Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş bu sebeple, Milli Devlet tezini ortaya koymadan önce, işin temeli olan Milli Ekonomi Modeli’ni ortaya koymuştur.
Modelinin de en can alıcı temel noktası, “milli para”dır. Yani halkın emeğinin ve üretimini karşılığı ya da ülkemizde var olan doğal kaynaklar karşılığı basılan paradır.
Milli paran yoksa denge politikası asla olamaz.
Yani işin anahtarı Haydar Hoca’dadır.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.