Kadir Gecesinin iftarını denizin tam orta yerinde yaptık.
BTP lideri Prof. Dr. Haydar Baş’ın da katıldığı, kadın-erkek, çoluk-çocuk hayli kalabalık bir ekiple “Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar’ı” da seyrederek orucumuzu açtık.
Hava karardıkça, karanlık bastıkça deniz daha da itici oluyormuş bir kez daha yaşamış oldum.
Bazen gemilerin, bazen de gemiciklerin denizi yara yara sağımızdan-solumuzdan geçişlerini seyrederken ve beşik gibi bir sağa bir sola sallanırken içinde deniz geçen, içinde gemi geçen Kur’an ayetlerini hatırlamaya çalıştım.
Kur’an’ın mesajları yerinde ve zamanında hatırlanırsa ve hatırlatılırsa elbette daha etkili ve daha sarsıcı oluyor.
İçinde bulunduğunuz gemi ya da gemicik her neyse, dev dalgalar arasında kibrit kutusu gibi alçalıp-yükselirken yanındaki arkadaşa şu ayeti okumak gibi:
“Sizi karada ve denizde gezdiren O’dur. Öyle ki, gemilerle denize açıldığınızda, gemilerin elverişli bir rüzgar önünde yolcuları alıp götürdüğü zaman olanları bir düşünün… Gemidekiler, güven ve sevinç içinde hissederler kendilerini. Derken bir fırtına yakalar gemiyi ve dalgalar her yandan kuşatır onları, öyle ki ölümün kendilerini çepeçevre sardığını düşünürler de, o zaman dinlerine sıkı sıkıya sarılıp yalnızca Allah’a yönelerek, ‘Bizi bu felaketten kurtarırsan, and olsun ki şükredenlerden olacağız’ diye yalvarıp yakarırlar O’na.” (Yunus: 22).
Rabbimizin bizlere bahşettiği ve saymaya kalksak asla bitiremeyeceğimiz nimetlerinin başında elbette ‘su’ nimeti geliyor ve acı-tatlı suların doldurduğu denizler...
“Ve yemek için taze et, takınmak için değerli taşlar çıkarasınız diye denizi ve denizin üstünde suları yararak yol aldığını gördüğünüz gemileri, O’nun lütfundan nasibinizi arayıp bularak şükredesiniz diye, koyduğu yasalara bağlı kılan da O’dur.” (Nahl: 14).
Çocukluk yıllarımdan hatırlıyorum; anneler, teyzeler, halalar, komşu kadınlar bir birleri ile uzun uzun dertleşirlerken, hemen birisi araya şu cümleyi sıkıştırırdı:
“Seninki de dert mi, senin derdin ne ki? Denizler mürekkep olsa ağaçlar kalem olsa benim derdimi yaza yaza bitiremezler. Daha sonra okuduk, öğrendik ki meğer annelerimiz söylemeye çalıştıkları bu cümle bir Kur’an ayeti imiş: Yeryüzündeki bütün ağaçlar kalem olsaydı, denizler de mürekkep, sonra yedi deniz daha katılarak mürekkep olsaydı, Allah’ın sözleri yine de yazılmakla tükenmezdi. Şüphe yok ki Allah güçlüdür, O’nun gücüne hiçbir güç erişemez. O Allah, yaptığı herşeyi yerli yerince yapandır.” (Lokman: 27).
“De ki: Rabbimin kelimelerini yazmak için denizler mürekkep olsa, bir o kadarını daha ilâve etsek, Rabbimin kelimeleri tükenmeden denizler tükenirdi.” (Kehf: 109).
Ufukta koca koca gemilerin yumurta gibi göründüğü bir ortamda bu ayetleri okumak, bir denizin mürekkep olduğunu düşünmek ve ardından yedi deniz dolusu daha mürekkep ilave edildiğini hayal etmek ve yine de Rabbimizin kelimeleri bitmeden bu denizler dolusu mürekkebin tükendiğini kavramaya çalışmak...
Sonsuz kudret ve sınırsız azamet...
İçinde deniz ve gemi geçen ayetler elbette bu kadar değil.
Anlayarak ve ürpererek okumak niyazı ile...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.