Depresyon kelimesi sözlükte; “Uyaranlara karşı duyarlığın azalması, girişim gücünün ve kendine güvenin yiterek umutsuzluğun, karamsarlığın güçlenmesi biçiminde beliren ruhsal bozukluk” olarak tanımlanıyor. 
Vahim bir istatistik ki, ülkemizde her 10 kişiden biri depresyon hali yaşıyor ve son beş yılda antidepresan kullanımı yüzde 70 artmış. 
Ruh sağlığı hastanelerinde doluluk oranı da yüzde 100’e ulaşmış ve antidepresan kullanımında kadınlar, erkeklerin iki katı.
Halkı Müslüman olan bir ülkede acı bir tablo. Bir Müslüman nasıl umutsuz olabilir? Bir Müslüman nasıl duyarsız olabilir? Bir Müslüman nasıl karamsar olabilir? 
Bu gibi soruların siyasi cevabını hemen her gün yazıyoruz? Emperyalist-Haçlı zihniyetine göre kapitalizm esaretinde bir milleti yönetmeye kalkarsanız, o milleti benliğinden, özünden, itikadından uzaklaştırırsanız ve de ortaya mutsuz, güvensiz, karamsar insan yığınları çıkar.
İşin manevi, diğer adıyla psikolojik boyutuna gelirsek; bugün parası olanlar bu hastalığı tedavi için psikologlara gidiyor, parası olmayanlar fetva hatlarından ve ya ne idüğü belirsiz dini maskeli kimselerin fetvalarından umut bekliyor. Hiç birini yapmayanlar ise ya içine kapanıyor, ya saldırganlaşıyor ya da ayaklı gıybet makinesi haline dönüşüyor.  
Oysa Kur’an-ı Kerim’de Müslümanlar, mü’minler için nice müjdeler vardır. Aynı müjdeleri Peygamber Efendimiz de haber vermiştir. Ehl-i Beyt ve tertemiz Hak İmamlarımızın da öğretileri bir Müslüman’ın olaylar karşısında duruşuna direkt etki ederek, onları umutsuzluktan, kaygıdan, karamsarlıktan kurtarma babındadır. 
Allah u Teâlâ’nın (c.c.), Resûlünün ve pak soyunun emir, yasak, tavsiye ve öğretilerini ya öğrenmedik ya da sadece ezber yaptı. Ama fiiliyata geçirmediğimiz için bize şifa olmadı. 
Prof. Dr. Haydar Baş Hocamın eserlerinde şöyle bir ifadesi var: “Bir hasta, doktorun yazdığı ilaçları ziyaretine gelenlere anlatıyor, öve öve bitiremiyor. Ama o ilaçları kullanmıyor. O ilaçların hastaya bir faydası olur mu? Olmaz. İşte yaşadığımız tablo bu. 
Ali İmran 139. ayette; ‘Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer hakikaten inanıyorsanız, muhakkak üstün olan sizsinizdir.’
‘Kolaylaştırın, güçleştirmeyin. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Birbirinizle iyi geçinin, ihtilafa düşmeyin’ buyuruyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.)
İmam Ali (a.s.); ‘Ey Allah’ın kulu! Bir kimseyi günahından dolayı ayıplamakta acele etme. Belki de onun bu günahı bağışlanmıştır. Küçük günah nedeniyle kendinden emin olma. Belki de bu küçük günah için azap göreceksin. İçinizden bir başkasının ayıbını öğrenen kimse (kendi ayıbını bilmekten dolayı) onu söylemekten kaçınsın. Tersine, başkalarının imtihan edildiği şeylerden muaf tutulduğu için kendisini şükür ile meşgul etsin.’ ” (Prof. Dr. Haydar Baş, İmam Ali eseri, s. 912)  
İnvan-i Besri şöyle diyor; 
“İmam Sadık’tan bana öğüt vermesini istedim. 
İmam (a.s) buyurdu ki;
1- Bir adam sana “eğer bir şey dersen, on şey duyarsın” derse, sen cevabında şöyle de; eğer on şey dersen, bir şey bile duyamazsın. 
2- Eğer bir adam sana söver ve kötü laf ederse, cevabında şöyle de; eğer dediğin şeyler doğru ise Allah’tan beni affetmesini diliyorum. Eğer yalan ise Allah’tan seni bağışlamasını diliyorum. 
3- Eğer bir kimse sana çirkin söz vaadinde bulunursa sen, ona nasihat et ve saygı gösterme vaadinde bulun…
a- Bilmediğin şeyleri bilginlerden sor. Sakın eziyet etmek için veya denemek için soru sorma. 
b- Sakın (sadece) kendi görüşünle amel etme. Bütün işlerde mümkün olduğu kadar ihtiyat et. 
c- Aslandan kaçtığın gibi fetva vermekten kaçın. Ve boynunu halk için köprü yapma…” (Prof. Dr. Haydar Baş, İmam Cafer eseri, s. 569)
Tabi birçok insanımız, “Benim sorunlarımın tamamı, tamamına yakını ekonomik sebepler. Aldığım para ile evimi geçindiremiyorum, evlatlarımın eğitim ve sağlığı için gerekli şartları sağlayamıyorum, yıllardır çalışıyorum bırak evi bir dikili ağacım bile yok” diyorlardır.
Dedikleri doğru. Günümüzde insanımızın mutsuzluğunun, karamsarlığının, şiddete yönelmesinin birinci maddesi ekonomik sebepler. 
E be kardeşim! Prof. Dr. Haydar Baş 15 yıldır senin bu ekonomik çöküntüden, itikadi zafiyetlerden, milli ve manevi kimliğini kaybetmenden kurtarmak için kapına kadar geldi. Niye açmadın o kapıyı? 
Tedaviyi kabul etmeyen hastanın şikâyet hakkı var mı?
Bayramınız mübarek olsun…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.