Devlet kurumları birbirlerine zincir halkaları gibi bağlıdır. Zincirin bir halkası koparsa, koparılırsa zincir asli özelliğini kaybeder. Parçalara ayrılır. Halkalar tamken yaptığı işlevleri yerine getirmez. Kopan parçalara birileri sahiplenir. Kimisi bu parçaları alır, kendi işinde kullanır. Bir diğerleri eritip, kendilerine göre şekil verir. 
Tarihten beri Türk milleti varsa, devleti de var olduğu içindir. Yani devlet millet içindir, millet de devlet içindir. Devletin işleyişini, ayakta durmasını sağlayan kurumlar vardır. Bu kurumları ayakta tutan güç ise millettir, milletin sahibi olduğu milli ve manevi değerlerdir. 
Şimdilerde aramıza, bizim kültürümüzde, medeniyetimizde olmayan anlayışlar yerleşti. Millet olma şuurumuz zayıfladı. Artık devlet kurumları birbiriyle çatışmalı. Millet ayrıştırılıyor. Komşu, komşuya şüpheyle bakar olmuş. 
Kısaca bizi, biz yapan milli ve manevi zincirlerimize ağır darbeler vuruluyor, haçlı makasları ile bu zincirler, tanıdık ellerce kesilmeye çalışılıyor. 
Bu oyuna dur demek, milletimizin asaletini yeniden kazandırmak, ülkemizi küresel güç yapmak yine bizim elimizde. 
Yapmamız gereken bizi yaratan Yüce Allah’ın (c.c.) sevip seçtiği o insanlar devlet yönetiminde, insan ilişkilerinde, sosyo-ekonomik alanlarda, devletlerarası ilişkilerde vs. ne yapmış, nasıl uygulamalar, davranışlar sergilemiş bunları iyi etüt edip zamanımızın kavramlarıyla hayata geçirmektir. 
Örneğin Peygamber Efendimizi her alanda bire bir taklit eden ‘ilmin kapısı’ İmam Ali Efendimiz; devlet kurumları, insan ve devlet adamlığı konusunda neler düşünüyor bir bakalım: 
“İyi bil ki, toplumda değişik kesimler vardır. Bunlardan her birinin sağlık ve iyiliği, diğerlerinin sağlık ve iyiliğine bağlı olup, bunlardan hiçbiri diğerlerinden müstağni olamaz... 
Bu kesimlerden biri, Allah yolunda askerlik edenler, diğeri kamu görevlileri, bir başkası adaleti dağıtmayla görevli hâkimler, biri vergileri yumuşaklık ve insafla toplayacak tahsildarlar, bir başkası da cizye ve vergi ödeyen ehl–i zimmetle Müslümanlar, bir kısmı ticaret ve zanaat erbabı, bir diğeri de fakirlik ve ihtiyaç içindeki yoksullardır...
Cenab–ı Hak, bunlardan her birinin hak, vazife ve yükümlülüklerini bildirmiştir. Bunların hepsi ya Allah’ın Kitabı’yla, ya da Sevgili Peygamberimizin (s.a.a.) sünnetiyle belirlenmiş ve daima yürürlükte olan mahfuz bir kanun halinde bizlere tevdi buyrulmuştur… 
Askerler, Allah’ın izniyle hakkın kaleleri, valilerin şerefi, dinin izzeti, asayişin vasıtalarıdır. Devlet ancak bunların sayesinde ayakta durabilir. Buna mukabil, devletin desteği olmadıkça da asker ayakta duramaz. Askerlerimizin, düşman karşısında başarılı olmalarının sebebi, kendi yolunda savaştıkları için Allah’ın onlara verdiği güç ve üstünlüktür… 
Fakat onların karşılamak zorunda oldukları maddi ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçlarını gidermek için de devlet vergilerinden olan gelire dayanmaya mecburdurlar. Askerler ile vergiyi ödeyen sivil halkın, her ikisinin de, birbirlerinin işbirliğine ihtiyaçları vardır…
Hâkimler adaleti dağıtırlar, memurlar ise kamu hizmetlerini ifa eder ve vergileri toplarlar. Bunların yanında devlet gelirlerine katkıda bulunan ticaret ve zanaat erbabının vücudu şarttır. 
Zira gelirlerin kaynaklarını, ticarethaneleri ve başkalarının meydana getiremeyeceği sanat eserleri ile ancak bunlar temin edecektir. En sonda fakir ve ihtiyaç sahibi kimselerin teşkil ettiği yoksul kesim geliyor ki, bunların ayakta tutulması bütün diğer kesimlerin üzerinde bir yükümlülüktür… 
Bu kesimlerin her birinin, Allah’tan kısmeti ve haceti miktarınca vali üzerinde hakkı vardır. Vali, Allah’ın kendisini görevlendirdiği, bu yükümlülüğün altından ancak bizzat ve azami ihtimamla ve Allah’tan yardım ve destek dileği ile bir de hafif–ağır bütün işlerde nefsini, doğruluğa, sabra ve tahammüle alıştırmakla kalkabilir…” (Prof. Dr. Haydar Baş, İmam Ali (a.s.) eseri, Malik b. Eşter’e verdiği talimatlar bölümü)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.