‘Hafız Atatürk ve Kur’an’ başlıklı bir önceki yazılarımızda Mustafa Kemal Atatürk’ün derin Kur’an bilgisinden, Kur’an’a duyduğu müthiş feyz ve muhabbetten bahsetmiştik. “Mustafa Kemal, yıllar sonra C. H. Sherill’in kendisiyle yaptığı röportajda, çok küçükken bir ay boyunca Sıbyan Mektebi’ndeki din hocasının eve gelip ona annesinin arzuladığı Kur’an eğitimini verdiğini söylemiştir.” (Rıfat N. Bali, Toplumsal Tarih, s. 18, s. 153).

“Dini konularda bilgi ve birikimi arttıkça daha çok ilgi çekmeye ve sevilmeye başlamıştır. Bu durumu fark eden küçük Mustafa, her fırsatta çevresindekilere dini bilgilerini gösterme yollarını aramıştır. Örneğin o günlerde zaman zaman evde hocalara mevlit okumuştur. Bu arada Kur’an okumayı öğrenmiş ve namaz kılmaya başlamıştır.” (S. Meydan, Atatürk ile Allah Arasında, s. 77).

İşte Atatürk ve namaz hatıraları:

Ali Fuat Cebesoy’un anılarından: “Bir gün öğle namazından çıkarken Mustafa Kemal elimi tuttu, yanımızdan geçmekte olan Ali Fethi’ye, ‘Sana söz etmiş olduğum arkadaşım Salacaklı Ali diye tanıttı.” (Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk-Okul ve Gençlik Subaylık Hatıraları, 1967, s. 30, 31).

Mustafa Kemal’in öğrencilik yıllarında bir keresinde Ramazan ayı okulların kapandığı zamana rastlamıştır. Bu “Ramazan ayı boyunca her gece arkadaşları Ahmet Numan ve Asaf Bey’le Mithat Paşa Caddesi’ndeki Kasımiye Camisi’nde teravih namazını birlikte kılmışlardır.” (Deliorman, Atatürk’ün Hayatındaki Kadınlar, s. 51, 52).

Yine Atatürk, Edirne’de fırka kumandanı olarak görev yaptığı sırada “Cuma namazlarını Selimiye Camii’nde kılmıştır.” (Süreyya Sofuoğlu, 11. Milli Egemenlik Sempozyumu, Edirne, 2000, s. 105).

Burada yine bir Cuma namazında tanıştığı hafızla arasında şöyle bir konuşma geçmiştir:

“Oğlum, terbiye görmüş güzel bir sesin var. Okuduğun ezanı çok beğendim ve duygulandım. Seni tebrik ederim. (…) Oğlum, Edirne’de kaldığımız sürece ben Cuma namazına hangi camiye gidersem sende o camiye gelecek iç ezanı okuyacaksın.”

Hafız da bu konuşma sonrasında şunları söyleyecektir: “Hafta içinde yaveri Ali Rıza Bey, beni arayarak Mustafa Kemal’in Cuma namazı için Selimiye Camii’ne gideceğini ve benim de orada hazır bulunmamı Kur’an ve ezan okumamı ayrıca durumun camii görevlilerine de bildirildiği söylendi. (…) Namaz çıkışı yine maiyeti ile bekleyen Mustafa Kemal’e selam verdim. Elini uzattı hemen elini öptüm. Bana, ‘Oğlum! Bugün yine bizi yaktın. Gelecek haftaya hangi camiye gidersem sen de oraya geleceksin’ dedi.” (Nakleden Kemal Batanay, Muhittin Serin, Türk Hat Üstatları, s. 28-32).

Yine Falih Rıfkı Atay da Mustafa Kemal’in Birinci Dünya Harbi sonrası İstanbul’da her hafta Cuma namazlarını kıldığını ifade etmiştir. (Çankaya, s. 143).

Atatürk’ün 24 Mart 1922 Cuma gününe ait notlarında “Cuma namazında hafız, Ulucamii’de mevlit okudu” ifadesini kullanmıştır. (Atatürk’ün Not Defterleri, s. 211).

13 Haziran 1919 Cuma günü “Amasyalılarla birlikte Sultan Bayezid Camii’nde Cuma namazını kılmıştır.” (Milli Mücadelenin İlk Kıvılcımı, 1983, s. 7).

Bunlara ek olarak, 23 Nisan 1923’de Hacı Bayram Camii’nde öğle ve Cuma namazlarını kılmış; 7 Şubat 1923’te Balıkesir Paşa Camii’nde “Allah birdir. Şanı büyüktür. Hazreti Muhammed O’nun kulu ve elçisidir” şeklinde başlayan bir hutbe irad etmiş ve cemaatle birlikte namazı kılmıştır.

Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş Bey’in de söylediği gibi “Atatürk’ü bizlere yanlış tanıttılar” vesselam…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner121