Evet, 1096’da batının Vatikan (Papa) öncülüğünde başlattığı, Türkleri Anadolu’dan çıkarma, yok etme savaşları (ki, not düşeyim Avrupa’da, yüzyıllarca Türk eşittir İslam olarak kabullenilmişti) asırlarca sürmüş, Batı, vahşi yüzünü Anadolu ve İslam Dünyasında en acımasız şekilde sergilemişti. 
Yıl 1915 idi ve Haçlı artık altın vuruş yapmak, Türkleri bu topraklara ya gömmek, ya da sürmek için gelmişti. Hem de ne geliş!   
“Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk.
Sade bir hadise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela.” (Mehmet Akif Ersoy)
Zamanın en teknolojik, en katliamcı silahları ile geldiler. Zafer mutlaktı (!) onlar için. Türkün iman gücünü hesaba katmamışlardı. O iman gücü ki kaynağı Bedir’di, Uhud’du, Hendek idi, Kerbela idi.
Her “MEHMETÇİĞİN” elinde adeta bir “ZÜLFİKAR” vardı. Kendileri “ALİ” değildi. Ama kalpleri Ali için Ali’nin Peygamberi, Hz. Muhammed için, Ali’nin Rabbi Allah (c.c) için atıyordu.    
Prof. Dr. Haydar Baş Hocamın dediği gibi “Çanakkale Geçilmez dedirten o ruh, Allah ile askerin kurduğu bağdı. Türküyle, Kürdüyle, Çerkeziyle, Boşnağıyla, Arabıyla, Alevisiyle ve Sünnisiyle Türk Milletinin tek bilek, tek yürek olduğu zaman karşısında hiçbir gücün duramayacağının ispatıdır Çanakkale. Belki de hiçbir savaşta bu kadar olağanüstü hal ve manevi himmet hissedilmemiştir.”
“Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer.” 
Çanakkale’yi geçilmez yapan, Haçlı karşısında şahlanan o ruh, 30 Ağustos’ta Haçlıya son tokadını da indirerek, Türkün şeref ve namusunu, vatan ve milletinin itibarını tekrar kazandırdı. Ve Haçlı, geldiği gibi gitti.  
Yerli ve yabancı tarihçilerden Çanakkale’de yaşayan on binlerce olağanüstü olaylar, fedakarlıklar, bugün kale bile almadığımız vefa örnekleri dinlersiniz. Duygulanırsınız, hüzünlenirsiniz, ağlarsınız, onurlanırsınız. Ya sonra!
İşte o sonrası çok acı. Çünkü Haçlı yine geldi. Sadece Çanakkale’ye değil. Anadolu’nun her karışına, her evine geldi ve girdi. 
Medeniyet adıyla geldi. Özgürlük, çağdaşlık, uygarlık adıyla geldi. Çağdaş dünya, AB’ye tam entegrasyon adıyla geldi. Dinlerarası diyalog adıyla geldi. Hoşgörü adıyla geldi. 
Neden böyle geldiler biliyor musunuz? 
“Haçlılar şunun hesabını yaptılar. Biz, bütün orduları bir araya getirdik, Türk Milletinin sırtını yere getiremedik. O halde bunlarda bir öz var, onu almalıyız ki bunların da bizden farkı olmasın, geriye sadece posaları kalsın. İşte bu Dinlerarası Diyalog, Medeniyetlerarası Diyalog safsatası bundan sonra icat edildi. Bizim Müslüman olan kimliğimizi Türklüğümüzü elimizden almak için başlatılan bir Haçlı seferberliğidir. Haçlı bizi meydanlarda mağlup edemedi. Şimdi kültür yoluyla, siyaset ve medeniyet yoluyla mağlup etmeye çalışıyor.” (Prof. Dr. Haydar Baş)
Sayın Baş’ın dikkat çektiği yöntem ile geldiler ve her şeyimizi elimizden aldılar. Bu benim iddiam değil. Bir Papazın zafer kazanmış edasıyla yaptığı açıklama. 
Rahip Louis Massignon; “Müslümanların her şeyini tahrif ve mahvettik. Dinleri, inançları, ahlakları, dine bakışları ve insani duyguları mahvoldu. Onların manevi değerlerini, batı medeniyeti potasında eriterek kendimize benzettik. İslamiyet’ten uzaklaştırdık.” 
Üzülerek belirtmeliyim ki, Papaz haklı. Nasıl yani, derseniz, hep beraber aynaya bakalım, eşimize, işimize, dostumuza, vatanımıza, İslam Coğrafyasına, maneviyattan gelen kardeşliğimize bakalım. 
Baktınız mı? Çanakkale ruhunu gören var mı?
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100