Başta Türkiye olmak üzere, tüm İslam ülkeleri “ABD olmadan olmaz” yanlışına sımsıkı sarılmış vaziyette ve ABD de gücünü bu teslimiyetten alıyor. Bu sayede İslam coğrafyasında istediği gibi at koşturabiliyor. Dilerseniz bunu örneklendirelim.
Beyaz Saray Sözcüsü Sean Spicer, ortada fol yok yumurta yok bir anda, “Eğer Esad, kimyasal silahlar kullanarak yeni bir kitlesel ölüm saldırısı düzenlerse, o ve ordusu bunun bedelini ağır ödeyecektir” uyarısı yaptı.
Halbuki Haziran 2014’te kimyasal silah teslimatını gözlemleyen Kimyasal Silahların Yayılmasını Önleme Örgütü (OPCW), dokuz aylık çalışmalarının sona erdiğini ve Suriye’deki son kimyasal silahların Danimarka bandıralı bir gemiyle Lazkiye limanından ülke dışına çıkarıldığını açıklamıştı.  Yani ABD’nin de kabul ettiği bir örgüt, “Esad’ın elinde kimyasal silah yok” diyor.
ABD’nin neocon gazetelerinden olan New York Times gazetesi, Beyaz Saray’dan yapılan bu açıklamanın gerekçesinin “belirsiz” olduğunu, bu açıklamanın, Suriye’ye yönelik yeni bir askeri saldırı ihtimalinin hazırlığı için “tasarlanmış” gibi göründüğünü belirtti.
Yani, ABD’nin meşhur gazetesine göre, ABD Suriye’yi vurmak için, gerekçesi ikna edici olmayan bahaneler üretiyor.
4 Nisan’da Han Şeyhun’da gerçekleşen ve Esad yönetiminin üzerine atılmak istenen kimyasal saldırı sonrasında da, ABD’nin dış istihbarat birimi CIA, hazırladığı ve Beyaz Saray’a sunduğu resmi bir raporda, Suriye ordusunda kimyasal silah olmadığını, kimyasal saldırıyı Suriye ordusunun yapmasının mümkün olmadığını belirtmişti.
Buna rapora rağmen amacı üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek olan ABD, 49 Tomahawk füzesiyle, Suriye’nin El Şayrat üssünü vurmuştu.
Bence bu son Beyaz Saray açıklamasında ABD’nin ölçmek istediği Suriye’nin tepkisi değil, Rusya’nın tepkisini ölçmek. Çünkü geçtiğimiz günlerde ABD Rakka’nın güneyinde Suriye uçağını vurmuş ve bunun üzerine Rusya, ABD ile anlaşmalarını askıya aldığını belirtmişti. ABD, Rusya’nın bu kararının blöf olup olmadığını görmek istiyor. Neyse biz ABD’nin yalan üzere gerçekleştirdiği işgallere ve katliamlara dönelim.
Zaten ABD hep böyle yapmadı mı? Irak kitle imha silahları bahanesiyle vuruldu, işgal edildi, milyonlarca masum insan katledildi, sonunda ABD Dışişleri Bakanı çıktı, “Pardon, kitle imha silahı yokmuş” dedi. Dünya artık şu gerçeği kabul etmeli, asıl kitle imha silahı ABD’nin kendisidir. Hiroşima’da, Nagasaki’de, Vietnam’da, Irak’ta, Afganistan’da, Libya’da, Suriye’de, Somali’de ve daha birçok yerde bunun örneklerini gördük. Dünyaya korku salan bir ABD ve bu korkuyla dünyaya hükmeden, sömüren, sömürdükçe semiren bir ABD…
ABD’ye yakın olmak, onun şerrinden ülkeleri emin kılmıyor; hatta ABD bölmeye, parçalamaya, terör estirmeye, sömürmeye önce yakın olanlardan başlıyor.
ABD önce 11 Eylül saldırılarının faturasını müttefiki olan Suudi Arabistan’a kesti, sonra bu Suudi Arabistan’ı, yine müttefiki olan Katar’a yaptırıma zorladı. Ki, bu Katar ABD’nin Ortadoğu’daki en büyük askeri üssüne ev sahipliği yapıyor. Bu güne kadar ABD’nin bir dediğini iki etmemiş. ABD, bir taraftan Suudi Arabistan’a Katar’a baskı uygulatırken, diğer taraftan Katar’a sahip çıkıyor.
Türkiye’ye “Katar’a üs kur” diyen ABD, Suudi Arabistan’a Katar’a baskı yaptırıp “Türkiye Katar’dan üssünü çeksin” dedirten de… Amaç kaos ve savaş olunca her yolu mübah görüyor ABD… Terörü Ortadoğu’yu parçalama ve işgal bahanesi olarak kullanan ABD, aynı terörü Batılı ülkeleri Haçlı seferine zorlamak için kullanan da…
Europol Başkanı Rob Wainwright, Avrupa’da terör tehlikesinin son 20 yılın zirvesinde olduğunu açıkladı ve sadece 2016 yılında 718 kişinin radikal terör örgütleriyle bağlantılı olduğu gerekçesiyle gözaltına alındığını belirtti.
Avrupa başkentlerinde gerçekleşen terör eylemleri ortada… Bunun neticesinde ABD, Batılı liderleri Ortadoğu’yu işgal operasyonlarına zorla da olsa ikna edebiliyor. Önceki gün, ABD Başkanı Trump, Fransa Cumhurbaşkanı Macron ile bir araya geldi ve Suriye’de kimyasal saldırı gerçekleşmesi halinde koordineli biçimde ortak karşılık verme kararı aldılar. Yani ABD Suriye’yi vurmak için yalandan bahane üretirken, kendisine ortak da arıyor.
Hatırlarsanız, ABD, Libya’ya demokrasi gelsin bahanesiyle saldırmıştı, yine Fransa’nın desteğini alarak. Şu anki Libya’yı merak ediyor musunuz? Tunus merkezli İnsan Hakları Gözlemevi, köle ticaretinin Libya’nın ulusal güvenliğini tehdit ettiğini belirtti. Ve açıklamada, “Libya, sığınmacı ve köle ticaretinin kilit kaynağı haline geldi” denildi. Gerekçe ne biliyor musunuz? Köle ticareti yapan grupları kanuna teslim edecek güçlü bir iktidarın olmaması… Gözlemevi uzmanları, “Ülkede ne hükümet ne de sınırları kontrol edebilecek ordu var” diyor.
Şimdi anlıyor musunuz Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş yıllardır neden hep, “Ne AB, ne ABD tek çözüm Bağımsız Tükiye” diyor, “Milli Devlet”, “Güçlü devlet”, “Güçlü ordu”, “Güçlü aile”, “Üniter yapı”, “Milli istihbarat”, “Türk-Kürt kardeşliği,” Alevi-Sünni kardeşliği”,  “Milli Ekonomi Modeli”, “Milli Para”, “Milli Paralarla Ticaret”, “Milli sanayi”, “Milli tarım ve hayvancılık” diyor.
Çünkü bunlar olursa, Türkiye hiçbir ülkenin tuzağına düşmez, milletimiz ve ülkemiz üzerindeki hiçbir menfur emel hayat bulmaz. Oyuncak olmaktan çıkar, bölgemizde ve dünyada adalet ve barış için oyun kurucu oluruz.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
emre 2017-06-30 09:45:53

Türkiye nin tam bağımsız siyaset izlemesi birinci ve ikinci dünya savaşlarından daha büyük krize yol açar küresel çapta bu nedenle ne doğu ne batı buna izin vermez.Hali hazırda Türk süz dünya Türkiye aracılığı ile kuruluyor.