02 Ocak 2018 Salı 18:50
İran'da dış güçler devrede ama yöneticilerin hiç mi suçu yok!

RECEP BAHAR/ANALİZ

İran’daki gösterilerde dış güçlerin oynadığı rol aşikâr…

Protestoların ABD-İsrail-Suudi Arabistan cephesinin İran aleyhtarı tutumunu sertleştirdiği bir döneme denk gelmesi, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın İsrail ile dolaplar çevirmesi, gizli saklı toplantılar yapması 'dış güçler faktörü'nü kesinleştiriyor.

İran'ın özellikle Suudi Arabistan'ın serbestçe at koşturmak istediği Yemen'de ve Lübnan'da rol üstlenmesi istenmiyor. ABD ve İsrail, İran'ın Suriye'den çekilmesini, Irak'tan uzak durmasını arzu ediyor.

Bu arada Fransa'nın da devrede olduğu gözlerden kaçmıyor. Paris'te yaşayan İran muhalefetinin önemli isimlerinden Meryem Racavi, Suudi Prens Turki el Faysal toplantı yapmıştı!

Kısaca olaylarla İran'ın içe kapanması temenni ediliyor, rejim değişikliği bir sonraki aşamanın işi. Ancak ve ancak ülkeyi ekonomik ve siyasi açıdan 'dış güçlerin rahatça at oynatabileceği' kırılganlığa sürükleyenlerin hiç mi günahı yok!

Ülkede sorunlar katlanmış, devleti yönetenler bunları çözmeye yanaşmamış, kısaca 'dertler balonu' şişmiş de şişmiş! Yabancı güçlere de bu balonu toplu iğneyle patlatmak kalıyor. Bu da zor bir iş olmasa gerek... Zaten hiç de zor olmadığı görülüyor.

Sık sık Ehl-i Beyt sevdalısı olduğunu söyleyen İranlı yöneticiler, 'akraba kayırmacılığı-nepotizm' olarak da literatürde yer edinen Hz. Osman'ın politikalarını uyguluyor.

İran'da siyasi elitlere yakın olanlar mal mülk içinde yüzerken, yüzde 90'ı petrole dayalı olan ülke gelirlerinin tamamı yönetici seçkinler arasında ham hum şaralop yutulurken, sıradan vatandaşlar üç beş kuruşla geçinmeye itiliyor. İran'da 1979 devrimini 'mustazaf yani ezilenler' gerçekleştirmişti.

 Şimdi mustazaflar parasızlık nedeniyle sokaklara dökülüyor, kodamanlar da servetlerini yurtdışına kaçırıyor! Ülkede bir milyondan fazla mudinin sayıları 6 bini aşan batık banka ve finans kuruluşlarındaki paraları buhar oldu.

Bazı bankaların yanı sıra yüksek faiz vaadiyle mevduat toplayan Arman, Hazar, Saminü’l-Hucec, Saminü’l-Eimme ve benzeri bazı finans kuruluşlarının iflas etmesi İran’da son dönemlerde önemli bir sorun haline geldi.

Bu türden bir kısmı lisans sahibi olmayan ve mûdîlere yüzde 25’e varan astronomik faizler vaat eden binlerce kuruluş olduğu iddia edilmekte ve bu kuruluşlardan mağdur olanlar yıllardır dönem dönem ülke gündemine gelmekte. Gösterileri tetikleyen ana sebep bu...

Nasıl bir İslami devlet ki, bankerlere müsaade ediyor? Burada ciddi bir mağduriyet var... Üniversite mezunu gençler işsizlikten şikâyetçi, dahası son bütçe tasarısıyla devlet sübvansiyonları da önemli ölçüde kesildi. 

İran'da resmi verilere göre enflasyon yüzde 9 dolaylarında. Türkiye'den oldukça düşük...

İşsizlik oranı yüzde 13 civarında. Bizim resmi verilerden iki puan yüksek. Ancak ülkedeki temel sorunu gelir adaletsizliği teşkil ediyor. Fakir ile zengin arasındaki makas açıldıkça açılıyor.

Bu konuda ABD’den farkı kalmamış! Yoksulluk sınırının 1000 dolar olduğu ülkede nüfusun önemli bir bölümü bu sınırın altında yaşıyor. Bu gerçekler İran'ın sıkı bir kapitalist model uyguladığını gözler önüne seriyor.

Peki, hükümet bu sorunları çözmek için adım atma niyeti taşıyor mu? İran Allame Tabatabai Üniversitesi Ekonomi Fakültesi Öğretim Üyesi Muhammed Goli Yusufi, devlet yetkililerinin, halkın ekonomik konulardaki şikâyetlerini duyduğunu ancak bu konuda bir adım atma niyetinde olmadıklarını söylüyor. Yusufi, "Madem vaatlerde bulunuyorsunuz, o zaman halkın itirazlarını dikkate almalısınız. Kimsenin sorumluluk üstlenmediği birçok sorun var. Son günlerdeki gösterilere bakıldığında, 'Muhafazakârlar, reformcular, artık bitti bu macera' sloganlarını duyar oluyoruz. Halk, iktidardaki her iki kanadın siyaseti arasında bir ayrım olmadığının farkında.

Ülkede var olan yoksulluk, işsizlik, ayrımcılık ve yolsuzlukların sorumlusu olarak her iki kanadı da gösterebiliriz. Her hareketi, ihanet ve fitne olarak görmek yerine halkın sorunlarına çare bulmalıyız" diyor.

Bunları devletten maaş olan bir hoca söylüyor. Fazla söze ne hacet! Devlet görevini yapmazsa, vatandaşının karnını doyurmazsa, onları fakirliğin buhranına sürüklerse, dış güçlerin devreye girmesi de kaçınılmaz oluyor.

Öte yandan İran'ın karışması Türkiye'yi de riske sokacak bir potansiyel taşıyor. İran'ı gözüne kestiren güçlerin planlarında ülkemiz de yer alıyor. Türkiye ile İran arasındaki ilişkiler geçen yıl bir hayli mesafe kesbetti. Son günlerde darbe alsa da özellikle Astana süreci önemli.

Erdoğan-Putin-Ruhani'nin Soçi'de yaptığı görüşme de anlamlı. Daha da önemlisi Türk ve İran genelkurmay başkanları 1979'dan bu yana ilk kez geçen yıl bir araya geldi. İranlı Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri, Ankara'yı ziyaret etti; Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar da Tahran'ı...

21 milyon nüfuslu Suriye'nin karışmasıyla ortaya çıkan tablonun nelere yol açtığını derinlemesine hisseden Ankara'nın da gösteriler sonrasında İran yönetimine destek vermesinde geçen yılki diplomatik trafiğin payı büyük.

Son Güncelleme: 03.01.2018 03:22
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.