21 Aralık 2015 Pazartesi 20:02
907 Okunma
‘Ali ile zulmederek savaşacaksın’
 Hz. Ali, Basra'ya hareket etti. Yolda Abd'ül-Kays boyunun bulunduğu yere varınca onlar da orduya katıldılar. Beraberce Zâviye denen köye kondu, oradan Basra'ya yöneldi. Cemel ashâbı da ileri vardılar, Ziyâd oğlu Ubeydullah'ın köşkü yanında iki ordu karşılaştı.
Hz. Ali, daha önce yanındakilere şu emirleri vermişti: "Onlar savaşa başlamadan siz başlamayın. Hamd olsun Allah'a hak sizinledir, sizdedir. Savaşta yaralananları öldürmeyin. Onları bozguna uğrattınız mı, peşlerine düşüp kovalamayın. Kötülükte bulunmayın, ayıplarını örtün. Evlere girmeyin, mallarından bir habbe bile almayın. Kadınlara dokunmayın, ırza sövmeyin. Kadınlar, sözce, özce, düşünce bakımından zayıf olurlar. Onlar müşrikken bile onlara dokunmamamız emredilirdi."
Basra şeyhlerinden Kays oğlu Ahnef, Osman'ın öldürüldüğü yıl hacca gitmişti. Medine'ye uğrayınca Osman'ın evinin kuşatıldığını görmüş, işin sonunu düşünerek ayrı ayrı Hz. Aişe'ye, Talha'ya, Zübeyr'e başvurarak, "Osman'dan sonra kime biat edeyim" diye sormuş, her üçünden de "Ali'ye" cevabını almıştı. Sonradan her üçü de Basra'ya gelip Ahnef'i Hz. Ali'nin aleyhine kıyama çağırınca şaşırmış, onlara söyledikleri sözü hatırlatmıştı. "Evet" demişlerdi, "Evvelce öyle demiştik amma şimdi iş değişti, Ali, durumunu değiştirdi." Ahnef, "Vallahi" demişti, "Ben Ali'ye biat ettim, biatimden dönmem fakat mü'minlerin anasıyla da savaşa girişmem. Topluluktan çıkar, bir tarafa çekilirim." Öyle de yapmış, kendisine uyanlarla beraber Basra'ya iki saatlik bir yer olan Celcâ'ya çekilmişti. Hz. Ali'nin geldiğini duyunca huzuruna vardı, bu olayı anlattı, dilersen "Ey Mü'minler Emiri, senin orduna katılayım, uğrunda savaşa girişeyim, dilersen gene yerime gideyim, on bin kılıcı savaştan alıkoyayım" dedi.
Hz. Ali, ikinci teklife râzı oldu, o da Temim ve Sa'd oğulları boylarıyla gidip tarafsız kaldı. Hz. Ali'nin bu hareketi, ya ondan tamamıyla emin olmadığı içindi yahut onun tarafsız kalmak istediğini anlamıştı, ondandı yahut da bu kuvveti, icap edince kullanmak üzere ihtiyat kuvveti olarak korumayı münasip gördüğündendi.
Hz. Ali, ordusuna, "Ey Allah kulları" dedi, "Bunlar benim biatimden döndüler, vali olarak tayin ettiğim Huneyf oğlunu dövdüler, hakkında pek kötü muamelede bulundular, Cebele oğlu Hakim'i ve daha birçok temiz kişileri öldürdüler; beni kim seviyorsa onlara ulaştırdılar. Hangi duvar dibindeyse, hangi tümsek altındaysa, beni seveni bulup şehid ettiler, boyunlarını vurdular. Gönlünüz sağlam, haklı olduğunuza emin olarak bunlarla savaşın."
İki ordu karşılaşınca Zübeyr, bir ata binmiş olduğu halde meydana çıktı, Talha da saftan ayrılıp onun yanına geldi. Hz. Ali, bunu görünce atını mahmuzladı, yanlarına vardı. "Silahlanıp adamlar toplamış, atlar toplamış, ordu kurmuş, savaşa çıkmışsınız amma Allah'a karşı bir özür buldunuz mu? Her türlü noksan sıfattan münezzeh olan Allah'tan çekinip, ipi iyice örüp büküp kuvvetli bir hâle getirdikten sonra çözen kişiye benzemeyin. Ben sizin din kardeşiniz değil miyim? Kanım size haram değil mi, kanınız bana haram değil mi? Benim kanımı size helâl edecek bir şey mi, bir sebep mi var?" dedi. Talha dedi ki: "Halkı Osman aleyhine kışkırttın." Hz. Ali, "Allah da bilir ki" buyurdu, "Ben Osman'ın öldürülmesinden uzağım, Allah Osman'ı öldürenlere lânet etsin. Ey Talha, kendi haremini, evinde saklıyorsun, Resûlullah'ın haremini buralara sürüklüyorsun; sen bana biat etmedin mi?" Talha, "Ettim ama kılıç boynumdaydı" dedi. Hz. Ali, Zübeyr'e dönüp "Ey Zübeyr" dedi, "Benden Osman'ın kanını istiyorsun, halbuki onu âdeta sen öldürdün. Allah, onun hakkında en fazla şiddet göstereni bana musallat etti bugün. Hatırlar mısın ey Zübeyr, bir gün Resûlullah sana, 'Sen Ali ile savaşacaksın fakat zalim olarak, ona zulmederek savaşacaksın' buyurmuştu.
Zübeyr birden, "Vallahi böyle, eğer bunu evvelce hatırlasaydım buralara gelmezdim; vallahi seninle ebediyen savaşmam" dedi.
Hz. Ali bundan sonra ordusuna döndü. Zübeyr, adamlarının yanına varıp Hz. Ali'nin sözlerini söyleyince Hz. Aişe, "Peki, şimdi ne yapacaksın?" dedi. Zübeyr, "çekilip gideceğim" dedi. Oğlu Abdullah, "İki fitneyi bir yere getirdin; tam savaşa başlanacağı sırada savuşmak istiyorsun. Onun sözünden değil, bayrakları altında toplanmış bulunan yiğitlerden korktun" dedi. Zübeyr, "Savaşmamaya yemin ettim, ne yapabilirim" dedi. Abdullah, "Keffâret ver de gene savaş" dedi; hâsılı babasını kandırdı; o da kölesi Mekhûl'ü âzâd edip savaşa girişti. 
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100