Bu haber kez okundu.

Bile bile hakkı inkâr ettiler

Hz. Muhammed'in, "Ey insanlar, ben sizin aranızda iki şey bırakıyorum, onlara yapışırsanız Benden sonra kesin olarak sapıklığa düşmezsiniz. Allah'ın Kitabı ki gökten yere uzatılmış bir iptir ve soyum, Ehl-i Beyt’im. Bu ikisi, kıyamete dek birbirinden ayrılmaz." (Tirmizi ve Nesai, Hz. Câbir'den tahric etmişlerdir. Tirmizi biraz değişik olarak Arkam oğlu Zeyd'den de tahric eder. Kenzü’l-Ummâl'in 874. Hadisidir. Ahmed ibn-i Hanbel, iki yolla Sâbit oğlu Zeyd'den tahric eder. Tabarâni'de ve diğer hadis kitaplarında da vardır).

"Bu Ali Kur'an'ladır, Kur'an Ali ile, kıyamete dek ikisi birbirinden ayrılmaz" (İbn-i Hacer, Savâikü’l-Muhrika, bab. 9, fasıl 2, s. 57).

"Ali Bendendir, Ben Ali'denim. Hakkımı ancak Ben eda edebilirim yahut Ali edâ edebilir" (İbn-i Mâce, Sünen, Bâbu Fazâil'üs-Sahâbe, cüz 1, 92; Tirmizi, Nesai ve Müsned'de de vardır).

Bu gibi hadisler ve Gadir-i Hum'daki ilan, Hz. Ali’nin halifeliğine bir nass telâkki ediyordu. Nitekim halifeliği zamanında, "Resûlullah’ın Gadir-i Hum'da ne dediğini, onu gözüyle gören, kulağıyla duyan kalksın, Allah için söylesin", demişti. Aradan yirmi beş yıl geçmiş olduğu hâlde, içlerinde Bedir savaşında bulunan on iki kişi bulunduğu halde o mecliste bulunanlardan otuz sahabi ayağa kalkıp Gadir hadisini söylemişlerdi. Yalnız Mâlik oğlu Enes'le iki kişi Veda haccında bulundukları ve dönüşte bu hadisi duydukları halde şehâdet etmemişler, halk da sonradan bunların âkıbetlerini, bu şehâdette bulunmayışlarına vermişlerdir. (Bu hadis Müsned'de Alkam oğlu Zeyd'den tahric edilmiştir).

Görülüyor ki bu bir inançtır. Hz. Ali, halifeliğin kendisine ait olduğunu iddia etmekle beraber Müslümanlığın tehlikeli durumunu görünce kanaatinde ancak Hz. Fâtıma’nın vefatına kadar ısrar etmiş, onun hatırını kırmamış, fakat Hz. Fâtıma’nın vefatından sonra Müslüman birliğini sağlamıştır.

Ebû Bekir, halifeliği Ömer'e bırakmış, sahabenin ileri gelenlerine bu yolda vasiyette bulunarak vefat etmişti.

Ebû Bekir'in halifeliğinde olduğu gibi Ömer'in halifeliğinde de ilk zamanlarda, biat etmeyenler olmuştu, Hz. Ali de bunların arasındaydı. Fakat pek az bir müddet sonra gene birlik temin edilmişti.

Ömer vurulup hayattan ümidini kesince halifelik işini Hz. Ali, Osman, Talha, Zübeyr, Sa'd ve Avf oğlu Abdürrahman'dan ibaret olan bir Şûra’ya bırakmıştı. Ebû Talha el-Ansâri'yi çağırıp, “Ben gömülünce bunları bir eve topla, Ensar’dan elli silahlıyla kapıda dur bu işi acele bitirmelerini söyle; beşi birleşir, biri ayrı kalırsa boynunu vur; dördü birleşir, ikisi muhalefet ederse ikisinin de kafasını kes; üçü birleşir, üçünün reyi aykırı olursa Abdurrahman hangi taraftaysa o tarafa yardım et; diğer üçü, reylerinde ısrâr ederlerse onları öldür; üç gün içinde hiçbir iş yapmazlarsa altısını da kes; işi Müslümanlara bırak, kendilerine içlerinden birini emir tayin etsinler” demişti.

Bir rivâyete göre Şûra’ya tayin edilen Talha, Medine'de değildi. Hakem olarak tayin edilen Avf oğlu Abdürrahman'ın Osman'la yakınlığı vardı. Karısı, Osman'ın ana tarafından kız kardeşiydi. Ebû Vakkas oğlu Sa'd da Osman ile akraba idi, anası, Abdi Şems oğlu Ümeyyeoğlu Süfyan'ın kızıydı. Aynı zamanda bu zat, Zühreoğulları boyuna mensuptu. Hz. Ali, savaşlarda bu boya mensup birçok büyük kişileri öldürmüştü. Bu bakımdan Hz. Ali'ye taraftar değildi. Zübeyr, bir yandan, Hz. Ali'ye taraftarlık etmekle beraber bir yandan da aleyhinde bulunur ve halifeliğe kendisinin tayinini isterdi.

Bütün bu sebepler yüzünden Hz. Abbas, Hz. Ali'ye Şûra’ya girmemesini söylemişti. Fakat girmemek, muhalefette bulunmak olacaktı, Ömer'in emriyse kesindi.

Okan Egesel

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100