14 Mart 2017 Salı 17:49
972 Okunma
‘Bunu Allah böyle yapmıştır’
(dünden devam…)

Memun, İmam Rıza’ya (a.s.) şu soruyu sordu: “Acaba Allah (c.c), ıtreti diğer insanlardan üstün mü kılmıştır?”

İmam Rıza (a.s) şöyle buyurdu: “Allah (c.c), ıtretin diğer insanlardan üstünlüğünü Kitabında açıklamıştır.”

Memun: “Kur’an’ın neresinde?”

İmam (a.s): “Şu ayette: ‘Şüphe yok ki Allah Adem’i, Nuh’u, İbrahim soyunu ve İmran soyunu seçti, alemlere üstün etti. Birbirlerinden türemiş bir soydur onlar ve Allah işiten ve bilendir.’ (Âl-i İmran/33-34). Bir başka ayette de şöyle buyurmuştur: ‘Yoksa Allah’ın lutfedip insanlara ihsan ettiği şeylere hased mi ediyorlar? Gerçekten de Biz, İbrahim soyuna kitap ve hikmet verdik ve onlara büyük bir saltanat ihsan ettik.’ (Nisa/54). Sonra bu ayetin ardından diğer mü’minlere hitap ederek şöyle buyurmuştur: ‘Ey inananlar! Allah’a, Peygamber’e ve içinizden emir sahiplerine itaat edin.’ (Nisa/59). Yani Kitap ve hikmetle birleştirdiği (kitap ve hikmeti onlara miras olarak verdiği) kimselere itaat edin. İşte bu iki mirastan dolayı onlara hased edildi. Öyleyse, ‘Yoksa Allah’ın lutfedip insanlara ihsan ettiği şeylere hased mi ediyorlar? Gerçekten de Biz, İbrahim soyuna kitap ve hikmet verdik ve onlara büyük bir mülk (saltanat) ihsan ettik’ ayetinden maksat, tertemiz olan seçkinlere itaat etmektir. Ayette mülkten kasıt da onlara itaat etmektir.”

Âlimler ise şu soruyu sordular: “Anlatınız bize; acaba Allah (c.c) seçkinleri Kitabında açıklamış mıdır?”

İmam (a.s) buyurdu ki: “Allah Teâlâ, bâtın hariç, zahirde de Kur’an’ın on iki yerinde seçkinleri açıkça beyan etmiştir. Bu, Kur’an’ın tefsirlerinin dışında kalan, bâtınında ve tevilinde olan miktardır.

Birinci ayet şudur: ‘En yakın akrabalarını (ve ihlas sahibi yakınlarını) korkut.’ (Şuarâ/214). Bu ayet Ubey bin Kâb’ın kıraatinde böyledir (yani ‘ve ihlas sahibi yakınlarını’ cümlesi de ilave edilmiştir). Bu, Abdullah bin Mesud’un mushafında da sabittir. Allah Teâlâ’nın bu ayette Hz. Peygamber’in Âl’ini kaydetmesi ve onu Peygamberine zikretmesi (onlar için) yüksek bir makam, büyük bir fazilet ve yüce bir şereftir.

İkinci ayet de şudur: ‘Ancak ve ancak Allah, siz Ehl-i Beyt’ten ricsi (her çeşit günah ve çirkinliği) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.’ (Ahzab/33). Bu ayet de katı düşmanın dışında kimsenin habersiz olmadığı ve inkâr etmediği bir fazilettir. Çünkü taharetten (tertemiz olmaktan) daha üstün bir fazilet düşünülemez.

Üçüncü ayet: Allah-u Teâlâ yaratıklarından tertemiz olanları ayırdığında mübarek ayetinde Peygamberine onlarla beraber mübahale (lânetleşme) yapmaya gitmesini emrederek şöyle buyurdu: ‘Ey Muhammed! Artık Sana gelen bunca ilimden sonra da gene bu hususta Seninle çekişip tartışmalara girişirlerse de ki: Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım; sonra da dua edelim ve Allah’ın lânetini yalancıların üstüne kılalım.’ (Âl-i İmran/61). Bu İlahi emirden sonra Resûlullah (s.a.a) Hz. Ali, Hasan, Hüseyin ve Fâtıma’yı (a.s.) dışarı çıkarıp onları kendi yanına aldı. Ayette geçen ‘kendimiz’ ve ‘kendiniz’ ibaresinin anlamını biliyor musunuz acaba?”

Âlimler: “Allah Teâlâ onunla Peygamber’in kendisini kastetmiştir” dediler.

İmam (a.s) buyurdu ki: “Yanıldınız; çünkü Allah Teâlâ onunla Ali bin Ebu Tâlib (a.s)’ı kastetmiştir. Bunun delillerinden birisi Resûlullah (s.a.a)’in şu sözüdür: ‘Ya Velîaoğulları bu işlerinden vazgeçecekler, ya da kendim gibi birisini (onlara karşı koymak için) göndereceğim.’ Yani Ali bin Ebu Tâlib (a.s)’ı. Ayetteki ‘oğullar’dan kasıtsa Hasan ve Hüseyin (a.s)’dır. ‘Kadınlar’dan kasıt da Fâtıma (s.a)’dır. İşte bu, hiç kimsenin o fazilette onlardan öne geçemeyeceği bir özelliktir. Hiç kimsenin o özellikte onlara ulaşamayacağı bir üstünlüktür ve hiçbir yaratığın o üstünlükte onları geçemeyeceği bir şereftir. Çünkü Hz. Peygamber, Hz. Ali’nin nefsini (kendisini) kendi nefsi saymıştır. Bu da üçüncü ayettir.

Dördüncü ayet: Peygamber (s.a.a) ıtretinin dışında herkesi mescidden dışarı çıkardı. Bu duruma halk ve Abbas itiraz edip şöyle dediler: ‘Ey Allah’ın Resulü! Neden Ali’yi bırakıp da bizi çıkardın?’ Resûlullah (s.a.a) cevaben şöyle buyurdular: ‘Onu orada bırakıp sizi çıkaran Ben değilim, bunu Allah (c.c) böyle yapmıştır.’ İşte bu söz, Peygamber (s.a.a)’in Hz. Ali’ye buyurduğu, ‘Ey Ali! Sen Bana nispetle, Hârun’un Mûsa’ya olan nispeti gibisin’ hadisini de aydınlatıyor.”

(bu bahis devam edecek…)

Son Güncelleme: 14.03.2017 19:20
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100