01 Temmuz 2017 Cumartesi 17:22
1375 Okunma
Ehl-i Beyt’ten olmayana imamlık caiz değildir
Şeyh Saduk, Uyun-u Ahbari’r-Rıza (a.s.) isimli eserinde şöyle anlatıyor:

“Abdulvahid bin Muhammed bin Ubdus Nişaburî (el-Attar Nişaburî) 352 yılının Şâban ayında Fazl bin Şâzan’dan naklederek şöyle dediğini söylüyor:

“Neden Ehl-i Beyt’ten olmayan başka birisinin imam olması caiz değildir, diye sorulacak olursa denir ki:

Eğer Resûlullah (s.a.a)’in Ehl-i Beyt’inden olmayan başka birisinin imam olması caiz olsaydı, resul olmayan, resul olana üstünlük bulacaktı. Çünkü Resûlullah (s.a.a)’in evlatları Ebu Cehil, İbn-i Ebu Muit gibi düşmanlarına tâbi olması gerekecekti. Çünkü onlar, eğer evlatları mümin olurlarsa imametin geçmesinin (imam olabilmeleri) caiz olduğunu tasarlıyorlardı. Bu durumda Resûlullah (s.a.a)’in evlatları; izleyici, Allah ile Resûlünün düşmanlarının evlatları ise izlenen olacaktı. Oysa Resûlullah (s.a.a) bu faziletle başkalarından daha üstün ve layıktır.

Başka bir sebebi ise, insanlar Resûlullah (s.a.a)’in risaletine iman edip itaat için teslim olsalar, bu durumda onlardan hiçbiri Peygamber (s.a.a)’in çocuğu ve zürriyetine tâbi olup uymak için kibirlenmeyeceklerdir. Dolayısıyla insanların itaat etmeleri, ağır gelmeyecektir. Ama Peygamber (s.a.a)’in Ehl-i Beyt’inden başkalarında olsaydı, herkes kendisini o makam için diğerlerinden daha üstün görecekti. Bu yüzden kibirlenip kendilerini o makama başkalarından daha layık bileceklerinden itaat için teslim olmayacaklardır. Bu konu, o zaman insanları fesada, nifaka ve bozgunculuğa götüren bir sebep olacaktır.

‘Neden Allah’ı tanıyıp, birliğine ikrar edip iman getirmek farzdır?’ diye sorulacak olursa şöyle cevap verilir:

Birçok sebepten dolayıdır; eğer Allah’ı tanıyıp, birliğine ikrar edip iman etmek farz olmasaydı birçok yaratıcı tedbir eden düşünülebilirdi. Eğer bu caiz olsaydı, insanlar diğerlerinden (şeriklerden) gerçek yaratıcıya gidip ulaşamayacaklardı. Çünkü her insan hangisinin sebep ve yaratıcı olduğunu bilmeyeceklerdi. Bu durumda onu yaratmayana ibadet, emretmeyene ise itaat edecekti. Çünkü gerçek yaratanın hangisi olduğunu bilemeyeceklerdi. Yine aynı şekilde, onlar için emredenin emri, nehyedenin ise nehyi sabit olup bilinmeyecekti. Çünkü bu durumda gerçek emir ve nehyeden diğerlerinden (şeriklerden) ayırt edilip tanınmamaktadır.

Diğer bir sebebi ise, eğer iki yaratıcının olması caiz olsaydı, o şeriklerden hiçbirisi ibadet olunup itaat edilmeye diğerinden üstün olmayacaktı. O şerik olana ibadet, Allah’a itaatsizliktir. Allah’a itaatsizliğin caiz olması, Allah’a, kitap ve resullerine kâfir olmaktır. Bu bâtılı ispat edip hakkı terk etmek haramı helal, helalı ise haram etmektir. Bütün günahlara girmek, itaatten çıkmak, fesadı helal (mubah) bilmek hakkın ise iptal olunması demektir.

Diğer bir sebebi ise; eğer yaratıcının birden fazla olması caiz olmuş olsaydı, İblis’in de bir başka ilah olduğunu iddia etmesi caiz olacaktı. Allah ile bütün hükümlerinde ters ve zıt olacak, kulları da kendi tarafına çağıracaktı. İşte bu, en büyük kâfirlik en şiddetli nifaktır.”                      OKAN EGESEL

Son Güncelleme: 03.07.2017 14:24
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100