24 Ağustos 2017 Perşembe 16:39
379 Okunma
Hz. Ali, Resûlullah’ın veziriydi

(dünden devam…)

Şeyh Saduk, Uyun-u Ahbari’r-Rıza isimli eserinde şöyle anlatıyor:

Söz buraya gelip çattığında Memun tekrar sordu: “Ey İshak, sen velayet hadisini nakletmedin mi?”

“Evet” dedim.

Memun: “Öyleyse bir kez de benim için naklet.”

Ben de hadisi naklettim. Şöyle dedi: “Acaba bu hadisin Ali için, Ebu Bekir ve Ömer’in üzerine bir hak vacip kıldığını ama onlar için Ali’nin üzerine bir şey vacip kılmadığını dersem bundan üzüntü ve rahatsızlık duymaz mısınız?”

“Evet, rahatsız olurum” dedim.

Memun: “Kendi çocuğunun uzak olması gerektiğini savunduğun bir şeyden, Peygamber’in de uzak olması gerektiğini bilmiyorsun. Yazıklar olsun size! Alimlerinizi kendinize sahip edinmişsiniz. Zira Allah-u Teala şöyle buyuruyor: ‘Onlar Allah’ı bırakıp hahamlarını, papazlarını ve Meryem oğlu Mesih’i rableri olarak kabul ettiler. Oysa tek ilahtan başkasına kulluk etmemekle emrolunmuşlardı. O’ndan başka ilah yoktur. Allah, koştukları eşlerden münezzehtir.’ (Tevbe/31). And olsun onlar için oruç tutuyor ve namaz kılmıyorlardı ama söylemiş oldukları her şeye itaat ve amel ediyorlardı.”

Memun daha sonra şöyle dedi: “Resûlullah (s.a.a)’in Ali (a.s) hakkında buyurmuş olduğu, ‘Sen Bendensin; senin Bana olan yakınlığın, Hârun’un Mûsa’ya olan yakınlığı gibidir’ şeklindeki hadisi rivayet ettin mi?”

“Evet.”

Memun: “Hârun ve Mûsa’nın (ana-baba bir) kardeş olduklarını bilmiyor musun?”

“Biliyorum.”

Memun: “Acaba Ali de böyle miydi?”

“Hayır.”

Memun: “Hârun Peygamber idi ama Ali değildi öyleyse o üçüncü yakınlık hilafetten başka bir şey midir? İşte bu yüzdendir ki münafıklar şöyle diyorlar: ‘Peygamber Ali’yi Medine’de kendi yerine bıraktığı için bu, Ali’ye çok ağır gelmişti.’ Ama Peygamber (s.a.a) Ali (a.s)’ı kendi yerine bırakarak içi rahat bir şekilde gitmeyi irade ediyordu. Bu, aynen Mûsa’nın Hârun’a söylediği şeyler gibidir ki, Allah-u Teala şöyle buyuruyor: ‘Mûsa, kardeşi Hârun’a, kavminin içinde benim yerime geç, onları düzene koy ve bozgunculara uyma, demişti.’ (Âraf/142).”

“Mûsa hayattayken, Hârun’u bütün kavmi içerisinde kendi yerine halife bıraktı ve sonra Allah ile konuşmaya gitti. Ama Peygamber (s.a.a), Ali’yi sadece savaşa giderken Medine’de yerine bıraktı.”

Memun: “Söyler misin bana; Mûsa Hârun’u kendi yerine halife olarak bırakıp, Allah ile konuşmaya giderken, ashabından onunla birlikte giden de var mıydı?”

“Evet.”

Memun: “Öyleyse Hârun’u kavminin hepsine halife olarak bırakmamıştı. İşte aynen bu şekilde Peygamber (s.a.a) de savaşa giderken Ali’yi savaş gücü olmayan zayıflara, kadınlara ve çocuklara halife olarak bırakmıştı. Çoğunluğu kendisiyle beraber götürdüğü halde yine de onu herkese halife olarak karar vermiştir. Sağlığında bulunmadığı zamanlarda ve ölümünden sonra onu bütün herkese halife olarak bıraktığının delili Peygamber (s.a.a)’in şu sözleridir: ‘Ali Bendendir, onun Bana yakınlığı Hârun’un Mûsa’ya yakınlığı gibidir ama Benden sonra Peygamber yoktur.’ Yine, bu hadise göre Ali (a.s) Peygamber (s.a.a)’in veziri idi. Zira Mûsa (a.s) Allah’a dua ederek O’ndan yardımcı ve dost talebinde bulunarak şöyle dedi: ‘Ailemden birini vezir et bana, kardeşim Hârun’u, arka olsun bana, onunla kuvvetlendir beni, işime ortak et onu.’ (Tâha/29-32). Eğer Ali (a.s)’ın Peygamber (s.a.a)’e olan nispet ve yakınlığı, Hârun’un Mûsa’ya olan nispeti gibiyse, Hârun Mûsa’nın veziri olduğu gibi, o da Peygamber (s.a.a)’in veziri idi. Hârun, Mûsa’nın halifesi olduğu gibi, o da Peygamber (s.a.a)’in halifesidir.” (bu bahis devam edecek). OKAN EGESEL

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100