Bu haber kez okundu.

İnsanların en kötüsü: İbn–i Mülcem
Hz. Ali, Hicret’in kırkıncı yılı Ramazan’ının on dokuzuncu çarşamba günü vurulmuş (27.1.661), yirmi birinci Cuma gecesi şehid olmuştur. (29.1.661)
Ramazan ayının on birinci, on yedinci günü vurulduğu hakkında rivayetler de vardır fakat zayıftır.
Hz. Peygamber’in, peygamberliğini izhardan önce on yahut on iki yıl ömür sürmüş, yirmi üç yıl Hz. Peygamberle beraber bulunmuştur. Hz. Peygamber’den sonra otuz yıl yaşamıştır. Şehadetinde altmış üç yahut altmış beş yaşlarındaydı.
Nesai, Hasais’inde, senediyle Ammar’dan şu hadisi tahric eder:
Ammar demiştir ki: Ben, Ali’yle beraber, Üşeyre savaşındaydım. Resûlullah, “İnsanların en kötüsü olan iki kişiden söz açayım mı?” dedi. Biz, “Evet ey Allah’ın Elçisi” dedik. Hz. Peygamber, “Birisi Semud kavminden olup Salih Peygamber’in devesini öldüren Uhaymir, öbürü de sana şurandan vurup kanını şuraya akıtan” buyurdu ve Ali’nin başıyla sakalını gösterdi. Nesai, “Bu hadis, Müslim’in şartınca sahihtir” de demiştir.
Hakim de Müstedrek’inde, bu hadisin mealini Ebu Sinan ed–Duali rivayetiyle Hz. Ali’den tahric etmiştir:
Yine Zeyd ibn–i Veheb’den tahric etmiştir ki:
Basralılardan bir topluluk, Hz. Ali’ye haraç, cizye vs. getirmişti. Aralarında, Haricilerden Ca’d adlı birisi, “Ya Ali, Allah’tan kork, sonunda öleceksin” dedi. Hz. Ali, “Hayır, ben buraya vurulan bir kılıçla öldürüleceğim ve buram başımın kanıyla boyanacak” dedi. Bu sözleri söylerken başına ve sakalına işaret etti. Bu adam, bu sözden sonra Hz. Ali’nin giydiği eski elbiseyi hoş görmeyip, “bundan daha iyi bir elbise giyseydin daha iyi olurdu” dedi. Hz. Ali, “Bu elbise, benim için ululuk duygusu vermekten en uzağı, Müslümanların özenip giymeleri için de en layığıdır” dedi.
Taberi ve İbn’ül–Esir, Hz. Ali’nin şehid edilişinin sebebini şöyle anlatırlar:
Mülcem el–Muradi oğlu Abdurrahman, Abdullah et–Temimiyy’üs–Sarimi oğlu olup Berke denmekle tanınmış Haccac, Ebu Bekr et–Temimiyy’üs–Sa’di oğlu Amr, bir araya geldiler. Bunların üçü de Hariciydi. Halkın arasına düşen fikir aykırılığından konuştular. İdareyi ele alanların aleyhinde bulundular. Sonra, Nehrevan’da öldürülenleri andılar. Ağlaştılar. “Onlardan sonra yaşayıp da ne yapacağız, canlarımızı Allah için satmamız, sapıklık ehline baş olanları öldürmemiz, şehirleri onlardan kurtarmamız elbette daha iyi olur” dediler.
Mülcemoğlu, “Ali’ye ben yeterim” dedi, Berke, “Ben Muâviye’yi öldürmeyi üstüme alıyorum” dedi. Amr da, “Ben, As oğlunu öldürürüm” dedi.
Üçü de, öldürmeyi taahhüt ettiklerini öldürmedikçe yahut bu uğurda ölmedikçe bu karardan dönmemeye söz verdiler. Kılıçlarını aldılar, zehirlettiler, Ramazan ayının on dokuzuncu günü sabah vakti bu işi işlemeyi kararlaştırdılar.
Mülcemoğlu, Kûfe’ye geldi. Mezhebdaşlarıyla buluştu fakat yapacağı işi kimseye açmadı.
Bir gün, mezhebdaşlarından birisinin evinde bir kadın gördü, kadın pek güzeldi, adı, Teymiyyet’ül–Ahdar kızı Katam’dı. Kadını pek beğendi, “Bana varır mısın?” dedi. Kadın, “Benim nikah param pek ağırdır; üç bin dirhem vermedikçe, bir kul ve köle alıp bana bağışlamadıkça ve Ali’yi öldürmedikçe sana varmamama imkân yoktur” dedi.
Mülcemoğlu, “İlk iki şartını yerine getiremem fakat Ali’yi öldürürsem elbette yüreğim yağ bağlar; bu iş de, Allah indinde benim için dünyadan da hayırlıdır, dünya malından da” dedi.
Katam’ın babasıyla kardeşi, Nehrevan’da öldürülenlerdendi. Mülcemoğlu’nun bu sözünü duyunca, “Onu öldürürsen, senin yüreğin de soğur, benim de; ondan sonra seninle bir güzelce geçinir gideriz; dur, gideyim de bu işte sana yardımcı göndereyim” dedi.
Katam gitti ve kavminden olan Verdan’ı yolladı. Bu sıralarda Eşca boyundan Şebib adlı birisi, Mülcemoğlunun yanına gelmişti. Mülcemoğlu ona, “Dünyada da, ahirette de yüceliğe nail olmayı ister misin?” dedi. Şebib, “Ne demek istiyorsun?” diye sorunca, Mülcemoğlu, “Ebu Tâlib oğlu Ali’yi öldürmek istiyorum” dedi. Şebib, “Hay anan yasını çeksin, ne de ağır bir işe kalkışmışsın? Ali’yi nasıl öldürebileceksin?” dedi. Mülcemoğlu, “Mescidde gizleneceğim, sabah namazına çıkınca üstüne saldırır, öldürürüz” dedi. Şebib, “Yazıklar olsun sana, Ali’den başkası olsaydı kolaydı fakat onun Müslümanlıktaki halini, şerefini, üstünlüğünü, ilk Müslüman olduğunu elbette biliyorsun; ben Ali’nin öldürülmesine sevinemem” dedi. Mülcemoğlu, “Nehrevan’da tertemiz kişileri öldürdüğünü biliyorsun değil mi?” dedi. Şebib, “Evet, biliyorum” diye cevap verdi. “O halde” dedi Mülcemoğlu, “Bizim arkadaşlarımıza kısas olarak biz de onu öldürürüz.” Şebib, bu söze kandı, onlara katıldı.
Kûfe’nin ulu camiinde itikafa girmiş olan Katam’ın yanına gittiler. Katam, mescidde, kendisi için ipekten bir çadır kurdurmuştu, onun içindeydi. Onlar da çadıra girdiler, orada kılıçlarını kuşandılar, Hz. Ali’nin geleceği yere gidip gizlendiler.
O gece Eş’as da mesciddeydi. Adiyyoğlu Hucr mescidde yatmıştı. Eş’as’ın kapıya doğru gidip Mülcemoğlu’na, “Yapacağın işi, sen sen ol, aman gizle; yoksa seher çağı rezil olursun” dediğini duydu, “Kör herif, gebertin bu adamı” deyip acele mescidden çıktı. Duyduğunu söylemek, ihtiyatlı davranmasını rica etmek üzere Hz. Ali’nin her zaman geldiği yoldan, evine doğru koşa koşa yürüdü. Fakat o gün Hz. Ali, bir başka yoldan mescide gitmişti, rastlayamadı.
(Bu konuya devam edeceğiz…)
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
o gün 13 ay önce

kıyamert sabahı ali yle haşrolanlardan olurum inşAllah.karşısındaki yezid ve soylarından değil...

banner100